Kusuru kendimizde aramak

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Devletimize yapılan ‘usturuplu’dayatmalar karşısında, kimi zaman çaresiz kalıyor; doğal olarak öfkeleniyoruz. Öfkelenmemiz, ulusal-millî gururumuzun yüksekliğinden doğmaktadır. Ulusumuzdaki bu özellik elbette sevindiricidir. Ancak, düşünmemiz gerekir: Böyle bir ulusun-milletin devleti, neden ‘zor’ durumlara düşmektedir? İşte düğümün çözümü, bu sorunun yanıtında saklıdır.
Gerçek şu ki, Cumhuriyet’e gelene kadar; ‘akılcı düşünce’ bu milletten yöneticilerce yüzyıllar boyu esirgendi! Bu millet, yüzyıllar öncesinden başlayarak, akılcı düşünceyle donatılsaydı, sonuç böyle olabilir miydi? Böylesine başeğmezlik, böylesine yüksek millî gurur taşıyan bir milletin müspet bilimlerle donatıldığında neler yaratabileceğini düşünebiliyor musunuz? Şu denilmesin: “Efendim, 85 yıldır Cumhuriyet’i yaşıyoruz; niye hâlâ bu sorun kalkmadı?” Böyle bir sorunun yanıt şu olmalıdır: Zihniyet değişimi, öyle 85 yılda olacak şey değildir. Bileğinizdeki kelepçeyi bir biçimde çıkartabilirsiniz; ama beyninizdeki kelepçeyi ancak eriterek yok edebilirsiniz ki, bu da yüzyıllar ister... Matbaa konusu çok yazıldı; ama yine de yazmalıyız. Matbaa, İstanbul’un fethinden önce bulundu. 1450 yılından itibaren de seri biçimde ürün vermeye başladı. Matbaa Osmanlı yönetimindeki Müslümanların hizmetine 1729 yılında girdi. (1727 yılında basımı başlayan ‘Vankulu Lügâtı’ iki yılda ancak basılabildi ve 1729 yılı ocak ayında da satışa sunuldu) Böylece matbaa, Avrupa’dan tam 279 yıl sonra ‘Müslümanlara’ hizmet vermeye başladı. Lütfen zihninizde tutunuz, aradaki açık tam 279 yıl! Daha bitmedi... Avrupa’da 1450’den 1500 yılına kadar geçen 50 yılda 30 bin kitap basıldı. Bizde ise 1729’dan 1923 yılana kadar geçen 194 yılda ancak 30 bin kitap basılabildi! Avrupa’nın 50 yılını bu 194 yıldan çıkarırsak, geriye 144 yıl kalır. Bu 144 yıla, matbaanın geç geliş süresi olan 279 yılı da eklersek, toplam 423 yıl eder!
Aradaki bilgi açıklığının dehşetine bir bakınız!
Zihniyet değişimi 85 yılda filan, öyle kolay olmuyor; modern otomobiller kullanmakla, altı ayda bir telefon değiştirmekle çağdaş zihniyete sahip olunamadığı gibi...
Alexis Carrel diyor ki: “Müspet bilim zihniyetinden uzak bırakılmış halkların politikacıları kolay başarı elde ederler...”
İşte sıkıntımız burada!
Müspet bilime, yaşadığı sürece her fırsatta işaret eden Atatürk’ü burada nasıl rahmetle anmayalım!
Hayır, bu milletin günahı yok!
Türk milletinin-ulusunun bu olanlar karşısında ne gibi bir günahı olabilir? Eğitimi hâlâ düzgün bir raya oturtamamış sözde ‘bilen’ aydın evlatları yönetiyor bu ulusu... Ve devletin 500 milyar dolara yakın olan iç-dış borçlanmasını sade yurttaş yapmadı; o yurttaşı yöneten sözde aydınlar yaptı!
Osmanlı’da da durum böyle oldu. Yapmayın, etmeyin diyenlere karşın, Osmanlı borçlandı ve battı! Hem de yapmayın diyen kim biliyor musunuz? Osmanlı’nın âsi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa! Bu Paşa, 1845’te İstanbul’a gelir. 40 gün ağırlanır. Padişah’la sohbet ederken Padişah Abdülmecit’e şöyle der: “Şevketlüm, devlet adamları lüzum görse bile, borçlanmayınız. Memleketin iktisadî güçlerini harekete geçiriniz. Avrupa’ya yetişmek için köylerden başlayarak, kasaba ve şehirlerde ilk mektepler açınız.”
Bu sözlerine bakınca, bu valinin ‘Valilik’ ordusuyla, Nizip’te ‘şanlı Osmanlı ordusunu’ perişan etmesine, ordularıyla Kütahya’ya kadar gelmesine hiç şaşmıyorum!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları