Kuzey Kıbrıs’ın tek kurtuluşu...

Kürşad ZORLU

Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde düzenlenen miting sonrasında yapmış olduğu açıklamalar ve ardından kamuoyunda başlayan tartışmalar iki ülke ilişkilerini derinden etkilemiştir. İşin en ilginç yanı da 2011’in,Türkiye’de K.K.T.C yılı ilan edildiği bir dönemde  “yavru vatan” dayatmasının bilinçleri kuşatan bir sendroma dönüşüyor olmasıdır. Herşeyden önce Başbakan Erdoğan’n sözleri hangi niyetle söylenirse söylensin doğru olmamıştır. Bu yönüyle hafızalardan uzun süre silinmeyecektir. Ancak ortadaki sorun, bu sözleri aşan bir niteliğe sahiptir. Artık bu tartışmaların sembolik ifadeler yerine, Kuzey Kıbrıs’ın kronikleşmiş sorunları üzerine yoğunlaşması gerekmektedir. Zira Türkiye’nin K.K.T.C’yi bağımsız ve erkin bir devlet olarak geleceğe taşıma kararlılığında olup olmadığını hissetmek giderek güçleşmektedir.
Diğer yandan Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik ve siyasi bakımdan geldiği üzücü noktanın sadece bugün olup bitenlerle açıklanması da objektif bir değerlendirme olmayacaktır. Eğer böyle değerlendirilirse Türkiye ve K.K.T.C halklarını gelecekte daha büyük tehlikelerin beklediğini şimdiden söylemek mümkündür. Bu mesele genel olarak Türkiye’nin bir süredir devlet sistemi olarak K.K.T.C’ye yönelik algı ve beklentisindeki yanlışlık ya da eksiklikten kaynaklanmaktadır.  Ayrıca gerginliği tetikleyen pankartların geçmişi irdelendiğinde bunu ilk olarak başlatan kesimin bizzat Mehmet Ali Talat ve yandaşlarının dönemini işaret ettiği görülmektedir. Dolayısıyla bugün arabuluculuğa soyunan Talat’ın yeniden iktidar beklentisine girdiğini söylemek hiç de zor olmayacaktır. Bu öngörümüzün yersiz olmadığını Rum kesiminde yayınlanan Politis gazetesinin “Talat’ın geri dönüşü kotarılıyor” şeklindeki haberinden de anlayabiliriz.


Gerçekler ve korkular
Hiç şüphesiz Kuzey Kıbrıs olumlu ve olumsuz yanlarıyla Türkiye’nin en kilit dış politika araçlarındandır. Ancak Türk dış politikası K.K.T.C’yi geri dönülmez bir sorununun parçası ya da Türkiye’nin kendi prangalarından kurtulması için ötelenmesi gereken bir toplum olarak değerlendirmektedir. Bu sebeple 2001 kriziyle birlikte Türkiye’de başlatılan yapısal dönüşüm çabalarının K.K.T.C için oldukça geç uyarlanabildiği görülmektedir. Bu acı gerçekle Kuzey Kıbrıs halkının yüzleşmesi gerekliliği bir tarafa orada yaşayan toplumun sürece dahil edilememesi tepkilerin 10 binlere ulaşmasına katkı sağlamıştır. İşte bu sonuç bir kez daha göstermiştir ki Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs politikası ülkenin kendisine yönelik olmaktan çok bununla bağlantılı başka hususlara yöneliktir.


Algılar ve beklentiler
Böylesine rutin ve değişmelerden kopuk yaklaşım biçiminin meydana getirdiği sonuçlar ortadadır. Ülkenin ihracat yapma zorunluluğu karşısında ekonominin sanayi ve KOBİ yatırımlarıyla desteklenmeyişi ve adadaki toplumun bu gerekliliğe adapte edilemeyişi zamanla iki ülke halkını karşılıklı empati kuramaz hale getirmiştir. Bununla birlikte ambargo uygulayan ülkelerin bile iştah kabarttığı turizm cenneti K.K.T.C, Türkiye turizm pastasının ancak %3’ni alabilmekte; dünyanın en ucra köşelerine ve hatta yoksullukla boğuşan ülkelere turizm dahil pek çok projeyi götürmekten kaçınmayan dev şirketler K.K.T.C söz konusu olunca  “ambargolara karşı koyamayız” yaklaşımıyla hareket etmektedir. O halde ilk yapılması gereken şey birbirimize yüklediğimiz anlam ve misyonun açıkça ortaya konulması ve ayakları yere basan bir ilişki süreci başlatılmasıdır. Ardından detayları hayata geçirmek daha kolay olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş