Latife latif gerek...

A+A-
Ahmet SEVGİ

“Güldürmek, eğlendirmek amacıyla söylenen nükteli söz veya hikâye” diye tanımlanan latîfe; -soğuk ve kırıcı olmamak şartıyla- sohbete hatta yazıya renk katar.  “Latîfe latîf gerek” atasözümüzden de anlaşılacağı üzere bizde latîfenin hoş ve güzel olması esastır. Bakınız şair Nâbî bu konuda ne diyor:
“Dediler ana latîfe zürafâ//Ki mahallinde ola cilve-nümâ//Lafzı endek ola ma’nâsı kesîr//İtmeye kimseyi dil-gîr//Bâğ-ı dilden yeni kopmuş gül ola//Gûş iden vasfı ile bülbül ola//Bûy-ı gül gibi aça sîneleri//Sînelerden gidere kîneleri.”
Nâbî’nin söylediklerini bugünkü dille şöyle sıralayabiliriz:
1- Latîfe yerinde ve zamanında yapılmalıdır.
2- Latîfenin lafzı az, mânâsı çok olmalı.
3- Latîfe gönül kırıcı olmamalı.
4- Latîfe gönül bağından yeni kopmuş gül gibi elden ele, dilden dile dolaşmalı.
5- Latîfe gül kokusu misali sineleri ferahlatıp gönüllerden kin ve nefreti gidermeli...
Biz şaka yapmayı seven, latîfe etmekten zevk alan bir milletiz. Nasraddin Hoca’nın Türk milleti içinden çıkmış olması tesadüfî değildir.
Kültür tarihimiz incelendiğinde “latîfe”nin sadece sözlü gelenek içinde yaşamadığı, yazıya da dökülmüş olduğu görülür. “Letâif-i Nasraddin Hoca”, Lâmiî’nin (oğlu Abdullah Çelebi tarafından tamamlanan) “Letâifnâme”si, Ahmet Mithat Efendi’nin “Letâif-i Rivâyât”ı, Çaylak Tevfik’in “Hazîne-i Letâif”i, Faik Reşad’ın “Külliyât-ı Letâif”i şu anda aklıma ilk gelen latîfe kitaplarıdır.
Söz konusu kitaplardan birkaç latîfe sunuyoruz:
Bir memuriyet talebi
Adamın biri devlet büyüklerinden birinin yanına giderek:
- Efendim, hâlime merhameten ve vaktiyle size yapmış olduğum büyük bir iyiliğe mükâfat olarak bendenize bir memuriyet ihsan eder misiniz? 
-  Hâline merhamet güzel, lakin vaktiyle yaptığın büyük iyilik hatırıma gelmiyor. Öyle bir şey olmamalı.
-  Aman efendim, taht-ı nikâhımda bulunan eşimi vaktiyle acele edip ben almasaydım siz almış olacaktınız. Sizi böyle büyük bir beladan kurtarmışım. Az iyilik midir bu?..
Terzi başı
Padişahlardan birinin terzi başısı, idarî işlere dair bir lâyiha (rapor) kaleme alarak padişaha takdim eder. Bunun üzerine padişah, yakınlarından birine şöyle der:
- Bizim terzi başı devlet işleriyle meşgul. Git vezire söyle de gelsin bana bir kat elbise diksin.
Bir gazeteci
Gazete sahiplerinden biri gazete baskıya hazırlandığı bir anda fenalaşır.
Muharrir: Aman doktora koşun.
Patron: Yok yok gazeteye bakınız.
Muharrir: Ya size bir hal olursa!..
Patron: Ya bana bir hal olur, gazetem de çıkmayıp bu havadisi diğer gazeteler bizden evvel  yazarsa!..
Haftaya görüşmek üzere... Hoşça kalın efendim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları