“Lâyüs’el”

Altemur KILIÇ

“Layüs’el”, yüce Allahın sıfatlarından biri... Arapça kelimenin, Türkçesi: “sual sorulamaz, sorumsuz”. Anlamı “yaptığı işlerden hesap sorulamayan, hükmü, iktidarı elinde tutan, istediği gibi, Tanrı gibi hareket eden.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarını, son AKP Grubundaki konuşmasını dinlerken, bu sıfat aklıma geldi. Son gazeteci tutuklamaları konusunda,-sorumsuz- iktidar, hatta bütün erkler elinde ama Yargı’nın “tasarrufundan” sual edilemez, kendisinden hesap sorulamaz!
Erdoğan’ın, bu “lâyüs’el” sorumsuzluğu karşısında, yandaşlarından Hasan Cemal bile isyan ediyor: “Sayın Başbakan, hesap sizden sorulur!.. Gazeteciler, yazarlar hapse atılıyorsa... Haklarında sürekli dava açılıyorsa... Bu durumda fatura size çıkar. Başkasına değil...Yürütmenin başı sizsiniz çünkü. Demokrasiler böyle işler” diye yazmış.
Hasan’dan hiç hazzetmem, onun bu yazıdaki başka yorumlarına katılmam da mümkün değil, fakat hakkını teslim etmeli. Bu sözlerinin özü çok doğru; altına ben de imzamı atarım!..
Demokrasilerde “kuvvetlerin ayrılığı” ilkesi vardır, ancak yürütmenin başı hiç “sorumsuz” olamaz. Ondan da muhakkak, bugün olmasa da yarın hesap sorulur... Hele güçlerin sarmal olduğu, tüm yetkilerin Başbakanın elinde toplandığında!..
Süleyman Demirel, “Dicle kenarında kaybolan koyunun hesabı Başbakan olarak benden sorulur” demişti... Soruldu da; sorulmakla da kalmadı, bazı yazarların çok acımasız saldırılarına maruz kaldı... Ama gene de hiçbir gazeteci aleyhinde dava açtığını hatırlamıyorum... Demirel Başbakanken, ben Basın Yayın Genel Müdürü ve sözcüsü idim; bir defasında, bir yazarın, çok haksız, insafsız ve terbiyesiz bir yazısı üzerine isyan etmiş, “Sayın Başbakanım, bu yazar aleyhinde dava açın” demiştim... O da: “Gazeteciler hakkında dava açmak, onları yargı yoluyla da olsa susturmak asla caiz değildir. Sonu kötü olur” diye yanıtlamıştı... Haksızlıkları bağrına taş gibi bastı, çünkü mangal gibi yüreği vardı ve herhalde, rahmetli Adnan Menderes’in akıbetinden ders de almıştı.
Allah rahmet eylesin, Menderes’in çok yumuşak bir üslubu, tavrı vardı. En kızdığı zaman bile, öfkesini göstermeye yüzü tutmazdı. Ama etrafındaki bazılarının tahrikleriyle o zamanki gazetecilerin acımasızlığı ve yalan furyası karşısında, basına karşı sert davrandı. Gazeteciler “Ankara Hilton” denen cezaevine tıkıldı; gazeteler, dergiler kapatıldı...
Sonu mâlum!
Erdoğan “Bize ’muhtar bile olamaz diyen’medyayla çarpışa çarpışa iktidara geldik” diyor... Doğru; medya ile çok çatıştı ve medyaya, hatta bana da çarptı. “Muhtar bile olamamak” sözüne gelince, eski fıkra malum; Adam. babasına, “Sen bana adam olamazsın derdin, bak, Sadrazam oldum” demiş de, baba oğluna “Sadrazam olmuşun ama, babanı, yaka paça huzuruna getirdiğinden belli, adam olamamışsın” demiş!
Erdoğan “lâyüs’el” ; Ergenekon kapsamından, ülkenin “Korku İmparatorluğu” haline gelmesinden, telefon ve ortam dinlemeleri rezaletinden sorumsuz. Hikmetinden sual edilemez!..
Fakat nihayet o da, “geç kalan adalet, adalet değildir” buyurmuş. Sorarlar, Aklı şimdi mi başına geldi?.. Haydi, yargının tasarruflarına karışamaz, fakat “lâyüs’el” de olsa, bunu “Ergenekon fahri savcısı” sıfatıyla çok daha önce söylemesi gerekirdi.
Devr-i saadetlerinde, ülkemiz, süfli, pespaye şantajlar, dedikodular yuvası haline geldi. Bu kirleri temizlemeye, Herkül gücü yetmeyecek! Tabii Erdoğan “lâyüs’el”; ama ortamın oluşmasından, edep ve siyaset seviyesinin düşmesinden hiç mi sorumlu değil?
Türkiye’nin ortalama edep ve siyaset seviyesi düştü, ülke “Kasımpaşa oldu” diyeceğim, ama oradaki insanları rencide etmek istemem. Kasımpaşa yiğit, dürüst, kabadayılarıyla ünlü idi. “Mahallenin namusu” onlara emanetti.
Şimdi seçim sürecinde, Erdoğan’ın önünde böylesine kabadayı bir Başbakan olmak seçeneği var... Politikacı olarak değil, ” Devlet Adamı “ gibi bu pislikleri o temizleyebilir. Tarihimizde ve başka ülkelerin tarihlerinde, ülkeleri karanlıklara boğulmuşken, gerçek devlet adamları, radikal “devrimler” yaparak kötülükleri, pislikleri tarihin çöp kutularına gömmüşler; milletlerinin önüne “beyaz sayfalar, yeni ufuklar açmışlardır.
Diyeceksiniz ki, bu tozları, pislikleri halının altına süpürmek olmaz mı? Bunlar, gene ortaya çıkmaz mı? Çıkar. Ama bundan, kirli çamaşırları yıkamaktan, kuru temizlemeden başka çare var mı?.. Var; bütün bu mikropları, virüsleri yok edecek “Millî etüv” !
Soru; Erdoğan siyasetçi olarak dedik, devlet adamı olarak bu “etüvü” işletecek iradeyi gösterecek mi? Yoksa politikacı olarak “lâyüs’el” yoluna devam mı edecek? “Demokrasi tramvayı”yla, yeni anayasayla TC’nin rejimini değiştirecek ve ülkeyi, sonu gelmez akıbetlere mi sürükleyecek? Bu bir var olup olmamak sorunu veya sorumsuzluğu!
İnternet’e her zaman fesat karışacak değil ya, Atatürk’ün şu sözleri düştü: “Beni inkâr edeceksiniz, hatta bühtanla yâd edeceksiniz. Hint’e, Yemen’e , Mısır’a giden fikirlerim orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş