Levent Bulut: "Büyüdük ama nasıl?"

Levent Bulut: "Büyüdük ama nasıl?"
Günboyu gazetesi yazarı Levent Bulut, bugünkü köşe yazısında ekonomideki gelişmeleri yorumladı.

Son dönemde dolar ve altın fiyatlarındaki yükseliş durdurulamazken, hükümetten de konuya ilişkin "Ekonomi büyüyor" açıklamaları gelmişti.

Günboyu gazetesi yazarı Levent Bulut, bugünkü köşe yazısında ekonomiyi değerlendirdi. 

Samanın, otun ve etin bile ithal edildiğine dikkat çeken Bulut, "Limonata bile özel tüketim ürünü sayılıp ÖTV vergisi alınıyor" dedi.

Bulut'un yazısı şöyle:

Türkiye 2018 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7.4 büyüdü. Büyümeyi hizmet ve sanayi sektörü sırtladı. Bu büyüme oranıyla Türkiye ekonomisi, OECD'de birinci, G-20'nin de en hızlı büyüyen ikinci ülkesi oldu. En yüksek artış ise yüzde 10 ile ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek sektöründen geldi.

***

Görülüyor ki büyüme, tüketim ve devlet harcamalarıyla sağlanıyor.

Yani üreterek değil yine harcayarak büyümüşüz.

Zira üreterek büyüme istihdam oluştururdu.

"Yahu kardeşim! Ne eleştiriyorsun! Büyümüşüz işte... Büyüyelim de istihdamlı, istihdamsız fark etmez." diyorsanız eğer, cevaplayalım:

İstihdamsız büyüme dikine değil yatay büyümedir.

***

Şöyle bir düşünün; insanın boy atarak büyümesi mi daha sağlıklı yoksa göbeklenerek büyümesi mi?

Eğer boy atarak büyümezse insan, obez olur.

Ve bu büyümede kalp, şeker, damar ve benzerleri gibi birçok hastalığa davetiye çıkarır.

İşte Türkiye'de ekonomi alanındaki büyüme harcamalara dayalı.

Cari açık 57 milyar dolar aşmış.

Yani harcamaları olmayan parayla yapmışız.

Var ki harcıyoruz, bir durumu da yok orta.

Sürekli büyümede nasıl rekorlar kırıldığıyla övünüyorlar. Samanı, nohutu, eti, börülceyi bile ithal eden Türkiye harcayarak büyüyor.

***

Fakat her ağız açışlarında, "Türkiye 16 yılda çağ atladı, her alanda büyüdü" diyorlar.

Onlara göre; artık etliye sütlüye karışmayan, korkan, susan bir Türkiye yokmuş... "Dünya liderine sahibiz" diye övünüyorlar.

Peki o zaman soruyorum:

Askerinin başına çuval geçiriliyor, ses çıkaramıyorsun.

"Çözümsüzlük çözüm değil, yes be annem." diyorsun, bir şeyi çözemiyorsun.

Ege Adaları işgal ediliyor.

Lozan'ı kötülüyorsun.

"Beğenmiyorsanız Sevr'i verelim." diyorlar.

"Lozan uygulanmıyor bari güncelleyelim." diyorsun.

Suriye'deki Türk toprağı Süleyman Şah'ı terörist tehdidi var diye alıp kaçıyorsun.

Burnumuzun dibinde "kardeş" dediğin Barzani, restimize rağmen takmayıp, bağımsızlık referandumu yapabiliyor.

Bu mu büyüklük?

***

Bunları sorduğun zamanda klişe cevapları hazır: 

Neymiş efendim; eskiden gaz ve yağ kuyruğu varmış...

Hadi ekonomi o zaman kötü diyelim ama o zaman Amerika'ya, "Ülkemin tarlalarında yetişen haşhaştan sana ne kardeşim!" diye kafa tutan bir ülke vardı. Kıbrıs'ta zulüm altında olan Türkler için, dünyayı karşısına alıp çıkartma yapan bir Türkiye vardı.

Sürekli eski yönetimleri hatta ülkenin kurucularını bile kötülüyorlar. Fakat; Birleşmiş Milletler'e üyelik için "Şartlarımızı koyarız. Biz müracaat etmeyiz. Davet gelirse düşünürüz." diyebilen bir lider vardı.

Şimdi öyle mi peki?... Gündüz vakti AB'ye giriyoruz diye havai fişek patlattılar.

Bırak AB'yi, Şangay Beşlisi'ne bile giremedik. Netice itibarıyla limonatanın özel tüketim sayılıp ÖTV zammının dayandığı Türkiye, rakamlarla büyürken; istihdam ve gelir artışı olarak vatandaşa büyüme yansımıyor.

Hayırlı bayramlar dilerim.

TEBESSÜM

Nasreddin Hoca her gün içine bir taş attığı çömleği sayesinde ayın kaçıncı günü olduğunu bilir, hiç yanılmazmış.

Hoca'nın sırrını rastlantı eseri öğrenen kızı bir gün çömleğin içine gizlice bir avuç fazladan taş atmış.

Nasreddin Hoca'nın bu konuda hiç yanılmadığını bilen komşuları ertesi gün Nasreddin Hoca'ya varıp sorarlar:

- Hocam, bugün ayın kaçı?

Nasreddin Hoca;

- Siz biraz bekleyin, der.

Çömleğin bulunduğu odaya girer ve çömlekteki taşları gizlice sayar.

Sayar saymasına ama sonuca kendisi de inanamaz.

Çömleğin içinde tamı tamına 90 taş vardır. Şimdi komşularına, "Bugün ayın 90'ı" dese hepsi kendisi ile alay edip gülecekler.

Kendi kendine "Bari yarısını söyleyeyim" diye düşünür.

***

Nasreddin Hoca, komşularının yanına döner ve onlara der ki:

- Ey komşular, bugün ayın 45'i der.

Hoca'nın komşuları bir yandan şaşkın bir yandan da alaycı bir tavırla;

- "Aman Hocam, bir ayda hiç 45 gün olur mu ki!" derler.

Bunun üzerine Nasreddin Hoca kendisinden duymaya alıştığımız tarzda şu cevabı verir:

- Ben yine insaflı söyledim.

- Eğer çömleğe kalsaydı, bugün ayın 90'ıydı.

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş