Liderleri yıkan korkularıdır

Kürşad ZORLU

Gerçek liderlik, inanç ve düşünce dünyasıyla bir bütündür. Bu bütünün içerisinde birbiriyle ayrılması mümkün olmayan dinamik parçalar yer alır. Çağımızın vazgeçilmezi olan bilgi ise böyle bir zemin üzerinde hayat bulur.  Bu sebeple gerçek bir lider ile toplumsal bilgelik arasında derin ilişkiler olduğunu ileri sürmek mümkündür. Geleceğe yürümeyi şiar edinmiş bir lider toplumun örtülmüş ve gizli kalmış yönünü açığa çıkarır, onu yüreğiyle özümser ve yeniden o toplumun dönüşüm damarlarına aktarır. Böylesine bir liderlik becerisi, en ileri demokrasi ya da en kötü otokrasi arasında en doğru seçimi yapabilmek zorunluluğundadır. Esasında söz konusu süreç günün dayattığı değişim baskısından beslenmektedir.  Değişimin bu yönü gerçek bir lideri ayakta tutan temel güçtür. Buna göre insanını ikinci plana atan, kendi başarısızlığını sorgulamak yerine toplumun geri kalmışlığını kullanan, halkını hor gören, üzerine bomba yağdıran ve çevredeki gelişmelerden soyutlanmış bir davranış biçimi hedefini şaşırmış liderler için sonun başlangıcından ibarettir. İşte bu tarz liderlerin yok olma süreçleri amansızca gizlemeye çalıştıkları korkularında şekillenmektedir.


Kur’an, zulüm ve haklılık
Işıksızlık kelimesinin kökünden türeyen zulüm kavramı, Kur’an’da yaklaşık 300’e yakın yerde geçmekte ve küfür, şirk, kötülük, baskı, iş\-kence, haksızlık olarak nitelenmektedir. Zulmün her türlüsü dinimizce açıkça yasaklanmıştır. Zaten hiçbir toplumsal uyanış zulüm ve haklılık kavramlarını aynı safta bir araya getirmemiştir. Haklı olduğu davada ölümü göze alanlar ya da benzer bir haklılığı kan dökülmesi sonucu sağlayanlar... Her iki yaklaşım biçimi de insan hayatını ölümle yüzleştirirken  “zulüm”  algısıyla davranmamaktadır. Oysa zulmedenlerin asla haklı olamayacağı ortadadır.


Peki Kaddafi’nin korkusu?
Orta Doğu’da başlayan ve farklı bölgelerde yansımaları olan halk ayaklanmalarının dünyadaki her türlü baskıcı yönetimi tedirgin ettiğini söylemek hiç de zor değil.  Zira bu gelişmeleri ve hızla yayılan devrim çabalarını yalnızca dış destekli bölünme algılarıyla ya da salt kışkırtma öngörüsüyle açıklamak mümkün değildir. Öyle ki dış mihrak ve küresel güç dayatmasına ilişkin saptamalar geçmişte olup bitenlere bakıldığında ne kadar gerçekse aynı zamanda istek ve beklentileri, dünyaya bakışları farklılaşmakta olan insan kitlelerinin varlığı da bir o kadar gerçektir. Bugün Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Ürdün’de ya da dünyanın her hangi bir noktasında ortalama insan davranışlarının benzerleşme eğilimi gösterdiği anlaşılmaktadır. Meseleye bu açıdan bakıldığında insana ait ideolojik bilinç zemininin ancak onun düşünce ve duygu dünyasıyla birlikte etkili sonuçlar verebildiğini ve halkla bütünleşmiş yönetimler meydana getirilebildiğini ifade etmek gerekir. Libya lideri Kaddafi’nin halkın üzerine en ağır silahlarla ateş açması, onları ölümle tehdit etmesi, kan dökmesi ve bunu yaparken petrol üzerinden dünyaya meydan okuması aslında kendi penceresinden açıkça görülen  “sonun yaklaştığı”  korkusudur. O son ise bedenen değil; bilakis halkın vicdanında ve hayallerinde tükenmekle eşdeğerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş