Lozan dengesi ve Kıbrıs

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Yunanistan Lozan’a aykırı olarak Ege’deki 12 adayı silahlandırıyor! Genelkurmay Başkanlığı konuya dikkat çekmiş. Basın haberlerinden okuyoruz. Kıbrıs adasını Yunanistan’a ilhak için Rum-Yunan ikilisinin 1954-55 yıllarında başlattığı Enosis mücadelesinin bir ucu da Lozan Antlaşmasına bağlıdır. Lozan’daki Türk-Yunan dengesinde, 1914’de adayı tek yanlı ilhak etmiş olan ve Lozan’a kadar Türk tarafının kabul etmediği Kıbrıs’ın İngiltere’ye kalması da kabul edilmişti. İngiltere adada kaldığı sürece bu dengeyi, gerçek hak sahibi olan Türkiye bozmamış, bozmak için bir neden görmemişti. Ancak Yunanistan, Lozan dengesini hiçe sayarak Kıbrıs’a sahip çıkmak için yola çıkınca ve bu yolda  “Enosis’e karşı olan herkes düşmanımızdır”  diyerek Enosis’e hayır diyen Kıbrıs Türkleri de öldürülmeye başlanınca Türkiye  “ilgili taraf”  olarak arenaya girmiş oldu. Taksim tezi, Türkiye’nin NATO ittifakını ve bölgedeki istikrarı korumak için yaptığı bir jest, verdiği bir tavizdi ancak bu tavizin temelinde Lozan dengesini korumak da vardı. Kıbrıs’taki bu garantilenmiş ortaklık Lozan dengesine uygundu ve bu dengenin bir parçasıydı. Bunun karşılığında Türk-Yunan dostluğunun devamı ve kalıcı barış beklenmekteydi. Olmadı. 1959’da Türkiye Yunanistan’ı  “ya savaş, ya Enosis”  seçeneği karşısında bırakınca, 1960 Antlaşmaları ile  “Enosis’e karşı garantilenmiş Ortaklık Cumhuriyeti” taraflarca  “şerefli ve kalıcı bir sonuç” olarak kabul edildi. Yunanistan’ın ve onun Kıbrıs’taki maşası Rumların bu sonucu “geçici” olarak algıladıkları ve Makarios’un deyimi ile “bağımsızlığı Enosis’e sıçrama tahtası olarak”  kullanma kararı karşısında Ortaklık ancak üç yıl devam edebildi.

Bu özetten de görüleceği gibi 1960’da kurulmuş ve taraflarca kabul edilmiş olan Ortaklığın tek yanlı olarak ve Enosis için yıkılması, Yunanistan’ın bunu fiilen desteklemesi ve Kıbrıs’ın (1960 Antlaşmalarının yasaklamalarına rağmen)  “AB üyesi yapılması” Lozan dengesini bozmaya yönelik saldırının devamından başka bir şey değildir. Lozan’da her iki tarafın güvenliği, stratejik konumları göz önünde tutularak varılan denge Kıbrıs’ın Yunanistan’a (veya ortaklığa rağmen Rum ortağa) bırakılması Türkiye’nin güvenliği ile ilgili bir durum yaratmakta ve bu açıdan da Türk-Yunan dengesini bozmaktadır. Bu denge, 1960 Antlaşmalarında “Kıbrıs’ın Türkiye’nin de üye olmadığı bir kuruluşa üye olamayacağı”  prensibi ile perçinlenmiştir. Rum-Yunan ikilisi AB üyeliği ile bu prensibin varlığını inkâr etmektedir. Ne yazık ki Garantör İngiltere bu konuda, kendi çıkarı için, bölünmüş bir Kıbrıs’ın suçlu, eli kanlı, terörist Rum idaresinin  “Kıbrıs” olarak AB’ye üye olmasını veto etmemiş, aksine  “biz istedik de üye oldunuz” diye övünmeyi yeğlemiştir.

Bu çerçevede bakıldığında Yunanistan’ın  “Kıbrıs”  adı altında Rum tarafı ile karşılıklı savunma anlaşması yapması, burada 1960 Antlaşmalarının dışında asker bulundurması, Rum idaresinin meşru hükümetliğini savunması, Kıbrıs’ın AB’ye üyeliği için yaptıkları ve 1963’den bu yana tüm icraatı imzasını taşıyan Kıbrıs Antlaşmalarına ters düşmektedir. Rum-Yunan ikilisi adayı en ağır bir şekilde silâhlanmakla kalmamakta, aynı zamanda Suriye ve Fransa ile yapılan ikili anlaşmalarla da Lozan dengesinden ve Kıbrıs Antlaşmalarından alabildiğine uzaklaşmaktadırlar. Türk tarafının bu kabul edilmez icraat karşısında devam eden sessizliği ve Şubat’ta Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerden sonra müzakere yolu ile meseleye BM kararları çerçevesinde çözüm arayışına devam edeceği yönündeki açıklamalar, Kıbrıs meselesini ve Rum-Yunan ikilisinin milli siyasetini bilen herkes için hudutsuz endişe nedeni olmaktadır. Lozan dengesi korunacaksa, çözüm iki devlete dayalı ortaklık veya iki devletin varlığını kabul etmektedir. Başka çıkış yolu aldatmacadır, teslimiyettir.

Yazarın Diğer Yazıları