Mağduriyet kredisinin hazin tükenişi

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Cüneyt Ülsever haklı;  “Medya yöneticilerine ve patronlarına “28 Şubat döneminde askerden emir alarak mı gazetecileri işten attınız?” diye soran Komisyon’un Başkan ve çoğunluk üyelerinin yakın tarihimizde en fazla gazeteciyi işten attıran/hapse tıktıran iktidar partisi AKP üyeleri olması” başlı başına bir garabet!
Patron ve yöneticlerin hali de öyle;
Sorsan “askeri darbe dönemlerinde uğradıkları baskıları, nasıl anti-demokratik, manipülatif tutumlara sürüklendiklerini, bundan dolayı oluşan mağduriyetlerini, nasıl da pişmanlık duyduklarını” vs. anlatıyorlar, zeytinyağı gibi üste çıkıp,  “kader utansın”  deyip onları bu hallere düşürenleri biiiir bir jurnalliyorlar değil mi?
Kime?
Ellerine  “tafiye listeleri”  tutuşturanlara?
Kimi kime şikayet ediyorsun demezler mi adama?
O kadar  “istemeye istemeye”  alet olduysan bugün niye onlarca gazeteciyi kurban ettin; işinden ettin aynı kafanın  “üniformasız”  olanına?

 

***

 

Vakanın bu boyutunu akılda tutmak kaydıyla gelelim anlatılanlara.
Nazlı Ilıcak’ın pür telaş,  “Yalaaaaan yalan; hem valla hem billa askeri eleştirdiğim için kovuldum, oğulcuğum hiç kıyar mı anasına” diye feryadı basmaktan başka çaresi var mıydı?
Mehmet Emin Karamehmet’in  “Nazlı Ilıcak’ın bizden ayrılması ise doğrusunu söyleyeyim. Oğlu genel müdürdü. O kendisi istemedi. Kelime kelime de söyleyebilirim. Babamı da batırdı, burayı da batıracak falan şeklinde söyleyerek annesinin ayrılmasını oğlu istedi”  sözleri, yerle bir etti Nazlı Hanım’ın  “28 Şubat’ın demokrasi gazisi”  etiketini!
Sonuçta iktidarda, hele de  “Milli Görüş”  kanadındaki az buçuk meşruiyetinin yegane sebebiydi bu mağduriyeti; bir nevi dert ortaklığı tesis edilmişti!
Sadece Ilıcak değil Dinç Bilgin’in bu itiraflarıyla Mehmet Barlas’ın da  “mağduriyet kredisi”  tükendi:
“3 bin çalışanım vardı. Kendisi (Mehmet Barlas) çok yüksek ücretli yazarımdı. Aynı zamanda bize rakip televizyonlarda programlar yapmaya başladı. Aramızdaki ihtilaf ondan doğdu, arkasında siyasi bir durum yok. Canan Barlas çok önem verdiğimiz bir yazar değildi. Saygısızlık yapmak istemem ama işine son verilip verilmediğinin farkında değilim... 28 Şubat sürecinden sonraydı. Bir patron tasarrufu olarak işine son verilmesini Zafer Mutlu’ya söyledim, hatta Zafer ‘yapmayalım’ dedi...
Mehmet Barlas’ın ücreti o tarihte 25 bin dolar da olabilir, öyle bir para alıyordu ayda. Basında böyle transfer ücretlerinin olması doğrudur. Yazarlar istediği zaman ayrılır, patronlar da istediği zaman onları ayırabilir. Mehmet Barlas’ın ayrılma sebebi mali ve kişiseldi.”
Yıllardır 28 Şubat’ın ekmeğini yiyenler bakalım nereden beslenecekler şimdi!


 

GÜNÜN SORUSU
CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ten eni konu nasıl darbe zemini hazırladığını anlatan Hasan Cemal’e:
-Madem darbe tertipçiliği yaptınız, neden yargılanmıyorsunuz?

 

Balyoz davası hakkında bazı sorular
Emekli Albay Emin Küçükkılıç’ın Silivri 5 No’lu L Tipi Cezaevi’nin C-3 koğuşundan yolladığı uzun mektuba dün bıraktığımız yerden devam edelim. Küçükkılıç’ın davanın esasını da, usulünü de ilgilendiren soruları mühim:
* Darbe girişimi vardı da niçin darbe olmadı?
* Darbenin teşebbüs safhasında kalmasını kim, nasıl önlemiş?
* Darbe girişiminden Genelkurmay Başkanı’nın haberi yok. Emniyetin haberi yok. MİT’in haberi yok. Yüzlerce medya organının haberi yok. Ortada bir gariplik yok mu?
* Darbe girişimi 2003 yılında olmuşsa neden soruşturulmamış? Neden 7 yıl beklenmiş?
* Darbe planının sahte olduğuna dair iç ve dış saygın kuruluşların bilirkişi raporlarına ne diyorsunuz? 365 kişinin yargılandığı böyle bir davada suçlamaya esas delillerin sahte oluşu önemsiz midir?
* Mahkeme yasaya aykırı olarak delillerin inceleme safhasını neden atladı? Darbeyi önlediğini iddia ettiği tanıkları neden dinlemedi?
* Tutuklamalara dayanak teşkil eden TÜBİTAK-I Raporunu hazırlayan ekipten iki kişi yemin etmeden bilirkişi raporu hazırladı. Mahkeme söz konusu şahıslara neden 27 ay sonra yemin ettirme kararı aldı? Yasal olduğunu düşünüyor musunuz?
* Adli bilişim görevleri için İl Adalet Komisyonu listesinde İstanbul emniyetinden 65 adet adli bilişim uzmanı olmasına rağmen neden Ankara’dan (Kaçakçılık Organize Suçlar Şube) adli bilişim uzmanı olmayan 4 polis görevlendirildi? Tamamı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 10 civarındaki soruşturmanın hepsinde neden bu 4 polis görevlendirildi? Organize işler mi var?

 

AKP neden
müdahil olmadı?
* Balyoz Davası başlamadan 48 saat önce uzun tutukluluklara karşı olan Mahkeme Başkanı Zafer Başkurt neden görevden alınarak Gebze’ye gönderildi? Size olağan geliyor mu?
* Diğer darbe davalarına katılan AKP Hükümeti, Balyoz Darbe Davası’na neden müdahil olmadı?
* Neden asrın davasına birkaç müdahil katıldı? Onlar da neden genelde duruşmalara katılmadı?
* Hükümet üyelerinin “biz de biliyorduk” dedikleri bir darbe girişimini, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu neden çalışma kapsamına almadı?
* Savcılık sanıklar lehine olan bazı delilleri (kurumlar ile yazışmalar) ve bilirkişi Hakan Erdoğan tarafından hazırlanan raporu neden dosyaya koymamıştır?
* Soruşturma savcılığı tarafından TİB’den istenen 189 sanığın tespit edilen iletişim dökümleri (HTS) ve bazı sanıklara ait telefon dinleme talepleri neden dava dosyasına konmamıştır? (Sanıklar lehine diye mi?)
* Savcı, kolluğun hazırladığı fezlekeyi soruşturma safhasında “İddianame” ve kovuşturma safhasında da “Esas Hakkındaki Mütalaası” olarak neden sunmuştur? (Polis tarafından ne yazılmışsa aynen kabul edilmiş.)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları