"Mahalle baskısı" neredesin!

A+A-
Özcan YENİÇERİ
İnsana  “bu kadarı da olmaz”  dedirten türden olaylar vardır. Bunlar duyulduğunda normal vatandaşın devlete ve geleceğine  olan güven duygusu sarsılır. Son zamanlarda şok etkisi yaratan bu tür olaylar çok sık duyulmaya başlamıştır.
İçinde sosyal ve ahlaki çürümenin işaretlerini de gösteren bu olaylardan özellikle ikisinin üzerinde durmak gerekiyor. Bunlardan birincisi son yılların en büyük oto hırsızlığı olarak ünlenen olayla ilgilidir. Bu olayın ilginç yanı oto hırsızlığı yapan çete üyelerinin çağdaş teknolojiden yararlanmaları değildir. Asıl ilginç olanı bu hırsızlık yapan çete mensuplarının yaptıkları işi,  “Hırsız Com”  adlı bir internet sitesinden afişe etmiş olmalarıdır. Hırsızlık çetesi, kurdukları bu internet sitesinde mensuplarının hatıra fotoğraflarını da yayınlamışlar. Verilen bilgilere göre bu çete, çaldıkları arabayı yine eski sahibine satıyormuş. Bunu da şöyle yapıyorlarmış: Otomobil çalan çete üyeleri, arabaları çaldıktan sonra sahibini arayarak arabanın kendilerinde olduğunu söyleyip, bir miktar para karşılığı aracı sahibine teslim ediyormuş. Bu yöntemle tam on yedi otomobil çalmışlar.
Pervasızlık, cüretkârlık, arsızlık ve hayâsızlık katsayısı bundan da yüksek bir başka olay bir süre önce İstanbul Avcılar’da gerçekleşmiştir. Polis kıyafetine bürünmüş ırz düşmanı beş kişilik çete, müzikhol basmış ve orada çalışan bir kadını, onlarca insanın gözleri önünde saçlarından tutarak metrelerce sürükleyip arabaya bindirip kaçırmışlardır. 
Polis kıyafeti giymiş bu gözü dönmüş çete mensupları, genç kadını kaçırırken müzikhol ağzına kadar insanla doludur. Orada bulunan onlarca insandan hiç birisinin bu olaya müdahil olmaması, üzerinde durulması gereken bir husustur. Haydutların polis kıyafetleri giymiş olmalarının da bunda etkisi vardır.

Mahalle namusu!

Kaldı ki, bunlar polis olsa bile bir kadını saçlarından yakalayıp onlarca metre yerlerde sürükleyerek götüremeyeceğini de oradakilerin bilmesi gerekir. Böyle bir haydutluğu kim yaparsa yapsın orada bulunan insanların buna izin vermemeleri ve bir biçimde olanı biteni seyretmemeleri gerekirdi.
Bir zamanlar “mahallenin namusu”  diye bir kavram vardı. Mahallenin namusu kavramı, gerçekte sosyal denetim sağlayan ciddi bir mekanizmaydı. Mahalle namusu bilincinin olduğu mahalde, bırakın dağa kadın kaldırmayı, böyle bir izlenimi vermek bile oradaki bütün insanları ayağa kaldırmaya yeterliydi. Eşkıya da mahallenin ırzının, namusunun ve haysiyetinin her şart altında korunduğunu bilir ona göre davranırdı. Bu nedenle bu olayın kriminal yönünden daha çok, sosyal, psikolojik tarafı öne çıkmaktadır. 
Yaşananlar, sade vatandaşın otorite karşısındaki sinmişliğini; ırz düşmanı eşkıyanın ise pervasızlığını, utanmazlığını ve korkusuzluğunu göstermektedir. Bu olayda vatandaşların tepkisizliği bizim yaptığımız gibi herkes tarafından eleştiriliyor, ancak bir de işin diğer yanı vardır. Eğer bu olayda vatandaş tepki göstermiş olsaydı bunun “linç kültürü” , “mahalle baskısı”  ya da  “işgüzarlık” olarak nitelendirilmeyeceği de belli değildir.
Bu olaylar, toplumda düzen ve güvenliğin yalnız yasa sorunu olmadığını, toplumun kendi kendini koruma refleksi olan sosyal denetim mekanizmalarının yasa dışılığı caydırmada önemli rolü olduğunu göstermektedir. Belki de bu bağlamda “mahalle baskısı”nı eleştirmek değil, özendirmek gereklidir.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları