Mahmut Esat Bozkurt

A+A-
Altemur KILIÇ
Bazı yazarların, Mustafa Kemal’e doğrudan saldıramadıkları için, şimdiki yöntemleri; tarihin çöplüklerini eşeleyerek, buldukları kırıntıları ve de Atatürk’ün muhaliflerini mesela, Kâzım Karabekir’i kullanarak, O’nun arkadaşlarına laf atmak! 
Mustafa Kemal’i kıskanan Karabekir Paşa  “1922’de Kürt sorununu en iyi anlayan Milli Mücadele liderlerinden biri olarak, yönetimi uyarmış, eğitim ve ekonomik önlemlerin yanı sıra, Kürtlere karşı anlayışlı davranılmasını” önermiş.
Ben şimdi, asıl -bire bir- tanıklığımla, bunlara cevap vermeyi görev biliyorum.  
Parantez arasında kaydedeyim; o muhaliflerden biri -rahmetli Rauf Orbay- ölmeden önce Aksaray’da komşu olduğumuz apartmanda,  mütevazi dairesinde beyaz, muşamba örtülü kahvaltı masasında bana;  “O haklı idi. Biz yanıldık”  demişti.
Şimdi saldırılan Mahmut Esat Bozkurt’u ölümünden evvel ben gençken, tanımak şerefine nail olmuş ve duru Milliyetçiliğini onun ağzından dinlemiştim!
Yalçın Doğan, Kürt sorununu başından sonuna düşünürken T.C. devletinin bu konuda ne kadar yanlış ve ceberut olduğunu kanıtlamak için, Taha Akyol’un oğlu Mustafa Akyol’un kitabına atfen; Bozkurt, 17 Eylül 1930’da Ödemiş’te  “Özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da köle olmaktır.”  demiş ve bu yüzden de, Adalet Bakanlığı görevinden alınmış diyor.
Ne var ki Bozkurt gerçekten böyle demişse, bu sözler her halde zaman ve zeminin çerçevesinden soyutlanıyor. O yıllar Doğu’da, İngiliz ajanları tarafından kışkırtılan Kürt isyanlarının dönemi. Mustafa Kemal’in, önce yeni devlete ortak etmek istediği ama sonra da, başkaldırılar neticesi
“Türk”  diye benimsemek istediği yıllar!

Doğan’ın ve Akyol’un dedikleri doğru:
 
Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Meclis’te bir konuşmasında;  “Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk, yalnız Kürt, yalnız Çerkez, yalnız Laz değildir, fakat hepsinden mürekkep (oluşan) samimi bir mecmuadır.” demiştir. Ama, hemen bundan sonra, bölücü Kürtler bu emanete ihanet ediyorlar ve 21 Ağustos 1935’te İsmet Paşa’nın Kürt Raporu soruna güvenlik açısından bakıyor, devlet gücüyle, baskıyla Kürtleri sindireceğine inanıyor. Bunun uzantısı olarak, Kürtlerin bir bölümü Batı bölgelerine gönderiliyor. Bu da doğru; “ihanete”  karşı alınan zorunlu tedbirler. Şu da var: O zaman Batıya gönderilen Kürt ailelerin çoğu “Türk” olarak devletin en yüksek mevkilerinde, görev yaptılar! Ahmet Türk veya babası acaba  “Türk soyadını”  jandarma baskısıyla mı, aldılar?
Bu yazar ve “entelektüellerin”, şimdi,  “fildişi köşelerinden” Kürt Sorununu  “başından, sonuna düşünürken” bu tarihi gerçekleri, zamanın şartlarını ve icaplarını da de hatırlamaları gerek.

Mahmut Esat kim?

Rahmetli Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943) Kuşadası’nda doğdu. Türkiye’den sonra İsviçre’de de hukuk öğrenimi gördü. Freiburg Üniversitesi’nden  “Hukuk Doktoru” unvanını aldı. Anadolu işgale uğradığında, hemen yurda döndü ve Milli Mücadele’ye katıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne birinci dönemde, hayatının sonuna dek İzmir’den Milletvekili seçildi ve aralıksız 7 dönem milletvekilliği yaptı... Londra Konferansı Heyeti’nde görevlendirildi. Adalet ve İktisat Bakanlıkları yaptı. Türk bandıralı Bozkurt vapuru ile Fransız bandıralı Lotus vapurunun Adalar Denizi’nde çarpışması olayından sonra Türkiye-Fransa uyuşmazlığını Milletlerarası Lahey Adalet Divanı’nda Türkiye’yi temsil ederek, ihtilafı gidermede başarı kazandı... Ve bunun için de Atatürk, ona  “Bozkurt” soyadını verdi.
Eski Anayasa Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 2006’da Vahap Coşkun’un benzer saldırısına karşı verdiği cevapta;  “Mahmut Esat Bey’in, hiç bir zaman ırkçı olmadığını”  yazdı ve bunu kanıtlayan diğer sözlerini, gösterdi! 
Ödemiş konuşması sözleri üzerine görevden alınmış olduğu iddiasına gelince; Bu sözleri o zamandaki çevresinden çıkarılıyor. Bu olay CHP ile Serbest Cumhuriyet Fırkası çekişmelerinden dolayı kendisinin istifa etmesinden galat! Nitekim zamanın Başbakanı İsmet Paşa, bu iddiayı hemen yalanlamış  “Mahmut Esat Bey’in tarafımdan istifaya davet edildiği haberi asılsızdır...”  demiştir. Bozkurt, Atatürk tarafından da hiç dışlanmadı. Kısacası O, T.C. hukukunun mimarlarından olduğu kadar  “Ne mutlum Türküm diyene”  kavramının da öncülerindendi... Ruhu şad olsun!
Bu vesileyle, dolambaçlı bir çelişkiden söz etmeliyim; Bozkurt’un, hukuk tahsili gördüğü,  “hukukun anayurdu”  İsviçre’de mahkeme, bütün hukuk, söz ve ifade özgürlüğü anlayışını hiçe sayarak Doğu Perinçek’i  “Soykırımı yoktur”  dediği için hapis cezasına mahkûm etti. Ama bizim 301. madde karşıtı aydınlarımız, Bozkurt’a saldırırken bu hukuk cinayeti karşısında susuyor ve 301. madde kaldırılırsa  “Ermenileri kestik” diyecek ve Türklüğü aşağıladıkları için, cezalandırılmayacaklar!
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları