Mal-mülk meselesi

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Talat-Hristofyas görüşmelerinde mal-mülk meselesi tartışılacakmış ve  görüşmecilere göre “bu çok zor bir konu” imiş. Konuyu zorlaştıran Rum tarafının her şeye hakim olmak, “benimdir” dediği ne varsa onları almak ve karşılığında Türk tarafına “Türk’ün olanı bile” vermemek siyasetidir.
Yıllar boyu aldattılar...
45 yıllık bir geçmişe ve 45 yıldır 103 köyümüzdeki Türk mülkünden alabildiğince yararlandıklarına göre, bu konunun karşılıklı al-ver ile halledilebileceğini teslim etmeleri gerekirdi. Halbuki Kipriyanu’dan başlayarak Rum liderlerin tümü Rum halkına, yıllarca, “Sakın takasa yaklaşmayın; sakın bu konuda Türklerle anlaşmayın; herkes yerli yerine dönmedikçe uzlaşma olamaz” mesajını vererek göçmenleri insafsızca aldatmışlardır.
Kıbrıs meselesini “meşru hükümet” olarak Türklere taviz vermeden uzun vadeli bir yaklaşımla halletmek siyasetine yatmış olan Rum liderliğinin bu oyununa gelmiş olsaydık, Kuzey’de “Rum malı” addedilecek her tarla ve bina, bugüne kadar olduğu gibi kalacak, inkişaf olmayacak, Türk insanı yarınını bilmez bir durumda kalacaktı. Konu, Fikirler Dizisi görüşülürken enine boyuna tartışıldı. Rum tarafı “Mülkün sahibine iadesinden başka yol yoktur” diyor, başka bir hal çaresi kabul etmiyordu. O halde 1975’te yapılan nüfus mübadelesi ve bunu takiben yapılan “iki kesimli federal” formül anlaşması ile “karşılıklı yerleşim federe devletlerin yasaları ile kısıtlanabilir” anlaşmasının anlamı ne olabilirdi? Maksat, iki tarafın yeniden her gün sürtüşeceği, kavga edeceği bir durumdan kurtulmak, iyi komşuluk esasına dayanan bir ortaklık yapmaktı. Nüfus değiştikten ve iki kesimlilik kabul edildikten sonra Rum tarafının “Ben Kuzey’deki malıma mülküme döneceğim” diye diretmesi kabul edilemezdi.
Neler yapılabilir?..
Bu tartışmayı dinleyen BM Genel Sekreteri Birleşmiş Milletler’in hukuk müşavirini davet ederek görüşünü aldı. Bu görüşe göre de mal mülk meselesinin halli sadece malın iadesi ile değil, takas ve tazminatlar suretiyle de halledilir şeklinde Fikirler Dizisi’ne kaydedildi. Uzlaşma yönünde bir istemi olmayan Rum liderliği “Göçmenler eski yerlerine gitmedikçe uzlaşma olmayacak” siyasetine devam etti ve mesele AİHM’ye müracaatla daha da içinden çıkılmaz bir hale getirilmek istendi. Orams davası ile Rum idaresi Kuzey’i devralmak oyununu denemeye başladı.
Ne yapılabilir? Yapılması gereken tek şey paniğe kapılmamaktır. Masada halledilmesi gereken mal-mülk konusunu global bir şekilde, takas ve tazminatlarla halletmek formülünden vazgeçilemez. Tazminatlar konuşulacağında Türklerin 1963’ten bu yana alacakları da masaya yatırılmalıdır. Aytuğ F. Plümer’in Kıbrıs Ekonomi Tarihi adını verdiği kitabında Kıbrıs Türklerinin 1963’ten bu yana kayıplarının çerçevesi çizilmiştir.
Güneydeki mallarımız...
Bu eserden yararlanarak tazminat talebimizi içeren bir belge hazırlanmalı ve Türklerin de alacakları görüşülmeden mal-mülk konusuna el atılmamalıdır. Halen faaliyette bulunan Toprak Tazmin Komisyonu’nun yasası da meclise götürülerek Kıbrıs Türklerinin Güney’de bırakmış oldukları ev, tarla, arsa, bağ, bahçe, araç, gereç, davar vs. konuları da kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları