'Mall'ların ağababası: Kapalıçarşı- 'Grand Bazaar'

Altemur KILIÇ

Kapalışarşı (Frenklerin  “Grand Bazaar”  dedikleri) dünyanın ilk kapalı alışveriş merkezi. Amerika’daki  “Shopping Center” ların,  “Mall” ların ceddi!
Babıali’deki gazetecilik yıllarımda, sık sık bu çarşının Nuruosmaniye Kapısı’ndan girer, Beyazıt Kapısı’ndan çıkar, oradaki sahafları ve meşhur Turşucu’yu  “ziyaret”  ederdim. Eşim Kapalıçarşı’nın devamlı ziyaretçisi idi. Hatta geçen yıllarda işgüzar mideli bir şoför, onu ta çarşının ortasına kadar götürmüş! Çarşıyla biraz da tarihi  “aile”  bağı var: Büyük dedesinin çarşıda birçok dükkânı (dolap derlermiş) varmış. 1854 depreminde çarşı zarar görmüş, onlarca  “dolabı”  heba olmuş ve adamcağız da üzüntüden vefat etmiş... Eşim çocukluğunda dedesinden kalma  “pembe oymalı”  dolap kapaklarıyla oynarmış!

Çarşı tehlikede
Son günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş Kapalıçarşı’ya yapı statiğine zarar verecek müdahaleler yapıldığını ve mülkiyet problemi nedeniyle bir şey yapamadıklarını belirterek yapının gelecek yüzyıllara taşınamayabileceğini söyledi.
Çarşının mülkiyeti karışık, eğer bu yüzden gereken yapılmazsa çok yazık olur. Akla türlü fesatlar geliyor. Acaba çarşıyı yıkıp yerine modern bir  “Mall”  yapıp gene  “Grand Bazaar” mı diyecekler. Veya civarda modern bir  “Mall”  inşa edip adına  “Grand Bazaar”  mı diyecekler? Rivayet muhtelif. Ama herhalde bürokrasiyi, hatta mevzuatı bir tarafa bırakmak ve Kapalıçarşı’yı  “modernleştirmeden”  restore etmek gerekiyor.
İstanbul’un en eski çarşılarından biri olan Kapalıçarşı; Nuruosmaniye ile Beyazıt camileri arasındaki geniş alana kurulmuştur. 

Çarşı, Fatih Sultan Mehmet tarafından fetihten hemen sonra Ayasofya Camii’ne gelir sağlamak amacıyla inşa edilmiş olup 2 taş bedestendir. Daha sonra yapılan ilavelerle genişleyen Kapalıçarşı’da 3000’den fazla dükkân vardır ve her gün mevsimine göre 250 bin ile 400 bin kişi ziyaret etmektedir.

Çarşı 17. yüzyılın sonunda çıkan bir yangında çok hasar görmüş, ama zengin imparatorluk onu çabucak, hüviyetini bozmadan yenileyivermiş. Çarşı ikinci büyük felaketini de 1854 depremiyle görmüştü. Sonra da 1954 Kasım’ında büyük bir yangın geçirmiş, büyük hasar görmüştü. Dükkân sahipleri büyük zararlara uğramışlardı. Acaba o yangın çarşının statikliğini etkiledi mi? Yoksa o zamanki ihmalin bedelini şimdi mi ödeyeceğiz.
O yıllarda İstanbul’da Devir dergisini yayımlıyorduk ve yangını derginin 4 Aralık 1954 sayısına kapak yapmıştık.

Kapalıçarşı’ya ağıt
Sevgili kardeşim, değerli yazar Nezihe Araz, Devir’in o sayısındaki köşesinde,  “Kapalıçarşı’ya Ağıt”  yazmıştı. Sözü ona bırakıyorum:
 “Her biri bir ayrı dünyaya açılan on altı ulu kapısı vardı... Her biri de bir ayrı âlem taşıyan on altı hanı vardı. Camileri, mescitleri, ” 2000 bab “ dükkânı, sütçüsü, sucusu, bekçisi, bekçibaşısı ile şehir içinde bir ayrı şehir, dünya içinde bir ayrı dünyaydı.

Nasıl, Boğaziçi’nden ayrı bir İstanbul düşünülemezse, Kapalıçarşı’dan ayrı bir İstanbul da düşünülemez, tasavvur edilemezdi. Çarşı, minareler, güvercinler ve morsalkımlar beldesi güzel İstanbul’un tabiatının bir parçası ve mührüydü!

Fakat İstanbul, ” bir varmış bir yokmuş “larla dile getirilen bir masal şehridir! Tezatların kucak kucağa yaşadığı, gerçeklerin hayallerle, hayallerin rüyalarla karıştığı bir masal şehri. Bir varmış bir yokmuş bu şehirde, bir “Çarşı-yı Kebir” varmış...
Bu “Çarşı-yı Kebir” 1459 yıllarında, adını efsaneye kalbeden Fatih Sultan Mehmet Han tarafından, kurmakta olduğu Türk- İstanbul şehrinin iktisadi ve içtimai hayatının merkezi ve çekirdeği olarak kurulmuştur.

Birinci ve İkinci Fatih vakfiyeleri ve yine Fatih’e ait Türkçe vakfiyeden öğreniyoruz ki, ilk hamlede inşa edilen bedestenin etrafına bizzat, genç serdar 849 dükkân yaptırarak bunların gelirini Ayasofya’ya vakfetmiş. Birkaç yıl sonra buna Sandal Bedesteni ile 265 dükkân daha ilave olunmuştur.

Ancak, çarşı sadece Fatih’in vakfettiklerinden ibaret değildir; toprağı kılıçla zaptetmekte usta olduğu kadar, psikolojik fetihlerin ve toprağı Türkçeleştirme siyasetinin de mislisiz ustası olan Fatih, Kritovulos’un yazdığına göre, ” Servet-i cesimeye “ malik bulunan zevatı celbetmiş ve her serveti, kuvveti derecesinde şehri tezyin edecek ” mebani-i cesimeyi “-büyük meblağları- getirmelerini irade eyleyerek kendi vakfı olan 1114 dükkânı, Ayasofya defterlerinde görülen, o devir ricalinin vakıflarıyla 1800 küsur dükkâna çıkarmıştır.

17’inci yüzyıl, çarşının en saltanatlı devriydi. Sabah namazından sonra, vakit kuşluk zamanına yaklaşırken birden İnciciler Kapısı’na tak! tak! vurulur ve tok bir ses kubbelerin üzerine dökülürdü: ” Buyrun duaya! “ Bu daveti bekleyen esnaf, muhafızlar, münadiler, ” dua meydanında “ toplanırlardı. Dua vazifesi Bölükbaşı’nındı. Padişaha, asakir-i şahaneye, gelmiş geçmiş esnafa, gelmiş geçmiş bölükbaşılara dua edildikten sonra duacı tellallara döner ve tehbih ederdi: ” Tevcihlik (iltimas), mal kapatmak yok! Kefilsiz mal alıp satmak yok! “
O zamanlar, bütün çarşı kollarında hayat böyle başlarmış. Böylece, çarşı tulumbacısı, gece gündüz, bütün teçhizatıyla,. ihtiyaten hazır beklediği ” tulumba meydanında “ dua edildikten sonra, çarşının altı kapısından; on altı koldan, pınar gibi, imparatorluğun her renkten, her dinden, her ırktan fertleri içeriye akarmış.”

Kalemin var olsun sevgili Nezihe Araz. Yazın sayın Topbaş’ın dikkatlerine arz edilirken şimdiki ve gelecekteki  “mesullere” ithaf olunur!

BİLİYOR MUSUNUZ?
H İlk ordu foto-film merkezini rahmetli Enver Paşa’nın kurduğunu...  H Türkçülük-Türk Milliyetçiliği akımının öncülerinden birinin bir Türk Yahudisi olduğunu biliyor musunuz? Asıl adı  “Moiz Kohen” . 1883 yılında doğdu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu... İsmini Munis Tekinalp olarak değiştirdi. Türklerın Orta Asya’daki kökenlerini araştırdı. 1961 yılında tedavi amacıyla gittiği Fransa’nın Nice şehrinde öldü.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş