Mantıklı değilmiş

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görevli (hem de Kıbrıs’ın tümünü temsilen görevli) Rum Yargıç Lukis Lukaides’e göre  “Avrupa Birliğinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarını tanıması (ve 43 yıldır devam eden insanlık dışı ambargolara son vermesi) mantıklı değilmiş”.  Lukaidis’in mantığına göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “Türkiye’nin işgal ettiği Kıbrıs toprağıdır; burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir kuruluş yoktur ve bunu kurduğunu ilân etmiş olan Kıbrıs Türkleri de işgal altında yaşayan kendi azınlıklarıdır”, bu nedenle, uluslararası hukuk açısından, “işgalci Türkiye’nin” kontrol etmekte olduğu limanların AB tarafından tanınması mantıki olamaz. Lukaides bu “hukuki görüşünü” Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi kararlarına dayamaktadır. Gerçeklere dayanmayan ve 1964’de Makarios’la yandaşlarının ellerinden masum insanlarımızın kanları akarken ABD ve Garantör İngiltere’nin “meşru hükümet” olarak tanıdığı bu insanlar bu mantıkla Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkma eylemini yürütmektedirler. Lukaides hukuk bilgisini kullanarak konuşsa ve siyaset yapmasa Kıbrıs’ta başlattıkları hukuk dışı kanlı eylemlere rağmen Güvenlik Konseyinden çıkan kararların tavsiye kararları olduğunu bilir ve bu kararlara dayanarak ahkâm kesmezdi. Ancak ne yazık ki AİHM de Güvenlik Konseyinin kararlarına dayanarak verdiği kararlarla Kıbrıs’ta insan haklarını ihlâl eden, kan akıtan, teröre tevessül eden, toplu mezar kazımcılarını (1960 Antlaşmalarını hiçe sayarak) “meşru hükümet” olarak kabul etmek yanlışını göz göre göre sürdürmektedir. Rum liderliğinin Yunanistan’la birlikte Enosis için başlattıkları kanlı bir hareketten kaynaklanan bu mesele böylelikle 43 yıldır halledilememiştir.
Kıbrıs meselesinin hallinde mantık aranacaksa bunu tarafsız heyetlerin yapması gerekir. Bunu da yapabilmek için Kıbrıs meselesine gerçekçi bir teşhis koymak şarttır. Bu yapıldığı takdirdedir ki Lukaidis’in söylediklerinin mantıkla, hak ve adaletle, Kıbrıs’ın gerçekleriyle hiçbir ilgisi olmadığı anlaşılacaktır. Bu yapıldığı takdirdedir ki AİHM’nin (Lukaides dışındaki) yargıçlarının çoğu Türkiye’yi, Rum tarafını tek yanlı dinleyerek, mahkûm etmekle yaptıkları büyük hatayı görmüş olacaklardır. Bu yapıldığı takdirdedir ki konuya vicdanları ile bakan tarafsız BM temsilcileri (Hugo Gobi’nin ve Cuellar’ın yaptıkları gibi) Kıbrıs’ın gerçeklerini yazmak ihtiyacını duyacaklardır.
İki ayrı referandumdan sonra bile, kimse, geçmişte yapılan hatalara bakmayı düşünmemiştir. İki ayrı referandum, 1960 Antlaşmalarının temelinde var olan bir gerçeği vurgulamaktaydı, bu da 1960 Devletindeki ortaklığın ve siyasi eşitliğin “kendi kaderini tayin etme hakları olan iki halk arasında oluştuğudur”. Rum ortağın Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak için başlattığı kanlı eylemin sonucu suçlu tarafın “meşru hükümet” olarak tanınması  değil, Türk ortağın bağımsızlıktaki haklarını korumak için başlattığı mukavemetin takdir edilmesi olmalıydı. Mantık hatası o zamandan başlamıştır ve bu güne kadar da devam etmektedir. BM yetkililerinin halâ ayni hata içinde olmaya devam etmeleri bilgisizlikten değildir. Dünyaya hükmetmek siyasetini güden ABD ile üslerini korumanın ötesinde bir düşüncesi olmayan Garantör İngiltere’nin önceden verilmiş kararları nedeniyledir. Esas mantıksızlık, bu gerçeklere rağmen Türk tarafının BM Güvenlik Konseyinden eski kararlarının geçersizliği yönünde bir talepte bulunmamalarındadır. 43 yıl bizi mahkûm eden ve Rum tarafını meşru hükümet yapan kararlar gündemde dururken Türk tarafının BM Genel Sekreterliğinden “iyi niyet görevine” ayni yetkilerle devam etmesini istemesinde de mantık yoktur. Bu, Rum tarafının bilinen siyasetine ve devam eden milli hedefine rağmen  ne yapmakta olduğumuzu değerlendirmemekte anlamsız bir ısrar anlamına gelmektedir. Çift referandumda Rum tarafının uzlaşmadan yana olmadığı tescil edildikten sonra BM’nin geçmişteki kararlarının tümü geçersiz hale gelmiştir. Bu yeni durumda yapılması gereken tek anlamlı şey Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasında ısrar olmalıydı.

Yazarın Diğer Yazıları