Markalı teröristler

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgaline karşı çıkanlar “mücahit”ti, ABD tarafından işgaline karşı çıkanlar “terörist” oldu. Her sezon renk değiştirdiğine göre, terörün de bir modası olmalı
Böyle bir izaha gerek var mıdır bilmiyorum ama yaftalama sektörünün hızlı gelişimiyle paralel biçimde yozlaştığı bir çağda, “ne olur, ne olmaz” demeden de edemiyorum: Terörün her türlüsüne, “inanç”ı kendisine kalkan olarak kullanan ve koruyuculuğuna soyunduğu inanç mensuplarını “kullandıran” biçimi dahil kesin bir dille; karşıyız!

Tasmaları varmış gibi
Ajanslara düşen son “El Kaide”  operasyonunda gözaltına alınanların  özdeşleştirildiği zihniyeti inceleme fırsatı bulabildiyseniz, bir yerlerden “tanıdık” gelmiş olabilirler . Kim bilir, 1970’lerin sonlarında başlayan ve 80’lerin ortalarına kadar devam eden yardım kampanyalarında, yürüyüşlerde, Beyazıt meydanındaki bir gıyabi cenaze namazında, yahut Hindikuş Dağları’nda rastlamışsınızdır belki herhangi birine; yada onların ağabeylerine?
Sahi o zaman da  “terörist” mi deniyordu onlara?  Sanki başka bir adları vardı; neydi?
Hıh, mücahit!
Ben “terör” ve  “terörist”in, çerçevesi uluslararası anlaşmalarla da onaylanan “evrensel” kavramlar olduğunu zannederdim, duruma göre değişen künyelermiş meğer; hatta tasmalar; sahipleri tanıyabilsin diye!
 “Mücahit” diye sırtı sıvazlanarak, Afgan direnişinde “şehit” olmak üzere “cihat”a uğurlananlar, arkalarından alkış tutanların iktidarında“terörist” oldukları gerekçesiyle gözaltına alındılar. Çünlü  “ellerinde keleşlerle”  kurban bağışı toplamışlardı,  “Afganistan için”! Mücahitken çiçek mi topluyorlardı acaba?

Direniş ve destek
1979’da Sovyet tanklarının girdiği Afganistan ile 2010’da Amerika’nın çıkarlarını korumak üzere 41 ülkenin tanklarının cirit attığı Afganistan arasında ne fark var?
Petrol ve silah şirketlerine milyon dolarlar vaat eden, eroin ticareti sayesinde coğrafi olarak çağın en güçlü “savaş finansörü” olan Afganistan, kendi halkına hala ve sadece kan / barut kokusu ile bolca ölüm vaad ediyor. İşsizlik oranı resmi rakamlara göre yüzde 40’ı aşmış, ABD’nin kimyasal silahları kuraklığı tetiklemiş, su yok, elektrik yok, kanalizasyon yok, derelerden akan çamuru kaynatıp içmek zorunda kalanlar  “hala” Müslümanlar! Ve en az 30 yıl önceki kadar muhtaçlar desteğe!
Üstelik 10 yılda 1 milyonun üzerinde kurban verdiler işgalcilere...  Ve bu tabloya düz mantıkla bakıldığında dahi öngörülebilir bir biçimde, işgalin karşısında bir de “direniş” var Afganistan’da.(Kime hizmet ettiği, yöntemi, hedefi, hizipleri tartışmalı)  Bu direnişin, Müslüman dünyanın, haydi daraltalım, 30 yıl önce kendilerine para, moral, insan gücü takviyesinde bulunan Türkiye’deki din kardeşlerinin  “desteği” ne değer olmadığının kararını kim veriyor?

Kuklalar değişti
Sonuçta; 1979 Afganistan’ı ile 2010 Afganistan’ı arasında, Kabil’deki  “kukla” dan başka hiçbirşey değişmedi öyle değil mi?
“Komünist Demokratik Afganistan Cumhuriyeti”nin başına Sovyetler tarafından Afgan lider Hafızullah Amin öldürülerek, yerine getirilen Babrak Karmal gitti... “Mandacı Demokratik Afganistan” ın başına ABD tarafından Afgan lider Şah Mesud öldürülerek, yerine getirilen (Gürcistan’daki gibi ilkin mevcut iktidara bakan olarak monte etmek suretiyle) Hamid Karzai geçti...
Yani sadece kuklalara rol biçen terzi değişti! Ha bu nasıl oldu, önceki terzi iflas mı etti, yakasını tefeciye mi kaptırdı, sektörden mi çekildi kısmı klasik bir emperyalist serüven...

Emperyalist serüven
Hem Sovyetler’e karşı oluşturduğu Yeşil Kuşak barikatının, hem de yeni dünyanın en değerli ticaret yolunun (petrol, uyuşturucu, silah) parçası olan Afganistan’ın Sovyet uydusu olmasını, kendi varlığı için tehdit sayan ABD, Pakistan üzerinden Afganistan için “profesyonel bir direniş”  ve “alternatif bir yönetim” örgütlemeye başlar. Pakistan’daki medrese-lerde, uyuşturucu ticaretinden akıtılan kaynak ile eğitilen militanlar, mazlum Müslümanları bağımsızlığına kavuşturmak için diyemesek de, Sovyetler’in pençesinden kurtarmak üzere Afganistan’na sızdırılır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, dizinin dibine çökerek poz verdiği Gulbettin Hikmetyar ABD’nin bu organizasyondaki en önemli müttefiklerinden biridir. Başında bulunduğu  “Mücahidin” koalisyonu için CIA’nın aktardığı kaynağın 3.5 milyar doları bulduğu söylenir. Bu ateşli  “bağımsızlık savaşçısı” Hikmetyar, ABD’deki tüketimin yüzde 60’ını tek başına karşılayacak biçimde, Afganistan’daki eroin üretiminin başına geçirilir. “Direnişçi”yi ABD yetiştiriyorsa kaçakçılık da yapsa, zehir de üretse, teröre de başvursa adı “mücahit”tir anlayacağınız...
O dönemde Pakistan Gizli Servisi ISI-CIA işbirliği ile kurulan Taliban da aynı kanalla (eroin ticareti ve petrol geçiş vergileri) beslenir.

İktidar mücadelesi
Kısa sürede büyüyüp serpilen Afgan direnişçileri, diğer ülkelerden kendilerine desteğe gelen mücahitlerle birlikte, dışarıdan bakıldığında “kıt” olan, özde ABD’nin sunduğu her türlü imkanı kullanarak, Sovyetler’i alt etmeyi başarır.
Bu, ülkelerinin bağımsızlığı için ABD’nin sunduğu imkanları  kullananlar ile ABD’nin ülkeyi ele geçirmek için kullandığı direnişçiler arasındaki ayrışmanın kırılma noktası olur.
Bugün çok aşina olduğumuz türden bir  “faydalanılacaklar”, “etkisizleştirilecekler”  listesi vardır ABD’nin. Ve kimileri tasfiye edilir.
İşgalini Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan üçgeninde bulunan askeri üsten yönetmeyi planlayan ABD, Sovyetler’e karşı elde edilen başarıda büyük payı olan direnişçi lider Şah Mesud’un önceliğinin, Afgan halkının çıkarı olmasından rahatsızlık duyar. Evet o güne kadar “birlikte” hareket etmişlerdir, ama ABD işgali için planlanan gün geldiğinde Şah Mesud pekala, ülkesini korumak için Rusya yahut İran’la ittifak kurabilir. Bu ihtimalden ürken ABD düzmece bir suikast ile eski “direnişçisi”ni etkisiz hale getirilir.

İpleri tutan önemli
İktidar artık tam manasıyla tohumları ABD tarafından atılan  “din maskeli terör” ün tohumlarından Taliban’ın elindedir. ABD’nin yarattığı canavarla karşı karşıya gelmesi uzun sürmez. Danışmanları arasında Henry Kissinger’ın da bulunduğu petrol şirketi Unocol aracılığıyla Türkmenistan ve Afganistan’a hakim olmaya çalışan ABD, İran ile Rusya’ya karşı üstünlük sağlayabilmek için Taliban ile pazarlık masasına oturmak zorunda kalır. Yaşanan çıkar çatışması, Taliban’ın “11 Eylül’den sonra Bin Ladin’i koruduğu” gerekçesiyle iktidardan uzaklaştırılması ve yerine  Unocol’un pazarlık masasındaki temsilcisi Karzai’nin geçirilmesiyle noktalanır.
Artık Afganistan’da, 2008 yılında yapılan Davos Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken “ABD’ye şükran duyduğumuz için bana kukla denecekse, bırakın da kukla göbek adım olsun.” Diyen Karzai’yle işbirliğine yanaşmayanlara  “direnişçi” değil, “terörist” denmektedir. Çünkü esas olan onların ülkeleriyle ilgili ne talep ettikleri değil, ABD’nin çıkarlarına ne derece zarar verdikleri, verebilecekleridir...
ABD, terörizme yeni bir ölçü getirmiştir:
İpi bendeyse; direnişçi!
Rakiplerimdeyse; terörist!
Bu şablonu kolaylıkla Irak’a da uyarlayabilirsiniz.

Türkiye’de ne değişti?
Hadi Afganistan’da “kuklalar”ın terzisi değişti... İyi de işgal her zaman işgal değil midir?
“Malumlara destek” diyerek, 30 yıl önce nice gencin sırtını sıvazlayarak, “şehadet” vaadiyle Afganistan’a gönderenler için ne değişti?
El Kaide terörüne destek versinler, Taliban’la işbirliği yapsınlar demediğimi tekrar vurguluyorum.
Ben bugün iktidarda olan zihniyetin penceresinden bakarak, mantıklı bir izah bulmaya çalışıyorum. O zaman Afganistan halkının ızdırabını paylaşan, onlar yokluk içindeyken burada boğazlarından lokma geçmeyen, “Mavera”  gibi dergilerle  “Afgan halkının sesi” olanların, bugün, benzer bir yol izleyenlere karşı “terör operasyonu” düzenlemesinin ardındaki  “gerçek”i merak ediyorum. Bunun işgalcinin kafa kağıdına göre şekil değiştirdiğine göre hakla, hukukla ilgili olmadığı ortada.
Sormadan edemeyeceğim, 1979’da Afganistan’ı işgal eden Sovyetler değil de ABD olsaydı, “direniş” te can veren “akıncı” Türk çocukları Bilal Yaldızcı ve Tekiner Tayfur’u yine “şehit” olarak  uğurlayabilir miydiniz?

* * *

Çandar’ın kozmik odası
Cengiz Çandar’ın kozmik odasında ele geçirdiğimiz bilgi ve belgeleri topladığımızda ele geçen en net veri katıksız bir “Avrupa” karşıtlığı! O kadar ki Batı’ya göre oluşturulmuş kavramların kullanılmasına bile tahammülü yok Çandar’ın. Örneğin bugünlerde ağzından düşürmediği Ortadoğu...  9 Mayıs 1984’te Ankara Sanat Kurumu’nda yaptığı konuşmada “Bu kavram bize; İngiliz sömürgecilik döneminden miras kalmış bir isimdir.  Batı merkezli tarih anlayışına karşı çıkan bir isim olarak ve karşı çıkılması inancıyla ben Güney Batı Asya tanımı uygun buluyorum” diyor.

Ne de özgürlükçüymüş!
Çandar’ın karşı çıktığı bir başka kelime de “aydın”. Gerekçesi Batı’daki  “Aydınlanma”dan geliyor olması!  “Yani Batı normlarını, Batı değer sistemlerini” yansıtması.  Ortadoğu Üzerine Aykırı Düşünceler kitabındaki, altına rahatlıkla hepimizin imza atabileceği aşağıdaki satırlarla, Karen Fogg’un, AB’nin stratejik hedefi doğrultusunda “özgürlükler”i kullanarak “Türk devletinin ve tarihinin hakkından gelmek” için organize ettiği ekibe dahil olan Cengiz Çandar arasındaki fark bugünlerdeki takipçileri için çok sarsıcı olacak:  “...vahim olan, insanların beyinlerinin fethedilmesidir. En azından toplumun sinir uçlarında bulunan toplumun gidişatını tayin eden insanlar kafaca batılılaşmıştır. Başka mekanizmalarla düşünemiyorlar mümkün değil... Günlük gazeteler çok tipik örneği bunun. Spor sayfasını açıyorsunuz. Futbolu ” maç çok kötüydü “ diye eleştiriyor. ” Fakat maça güzellik katan tek bir hareket “mesela” maçın 20. dakikasında Selçuk’un attığı goldü. Gerçekten Avrupai bir goldü... “ Ölçü bu. Golün güzel atılmış olması Avrupai olarak ifade ediliyor. ” (s.70)

Avrupa ittifakı
Yeni kimlikler benimsetmek, Avrupalı gibi düşünmeyi ve anlamayı öğretmek için AB’yle çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla ittifak kuran  Çandar’ın “İnsanları ezmek, sömürmek ve hükmetmek için öncelikle onların kişiliğini yok etmek gerek. “Batılılaşma“ adında kendi dar kalıplı düşünce sistemleri sağı ve solu ile teknolojinin yardımıyla evrenselmişçesine dayatıp, bu coğrafya üzerinde yaşayan insanların kişilikleri ve kültürlerini yok etmek istemektedir.” (a.g.e., s.15) demiş olabileceğine inanabilir misiniz? Çandar, bugünkü birçok iddiasını çürüten şahsi kozmik oda belgelerini imha etmek için geç kaldı. Dilerim bundan sonra “kullanılmak” konsepti psikolojik savaş oyunlarına heves etmeden önce bir kere daha düşünür...

* * *

Taraf yüzleşmekten kaçıyor
Taraf’ın üç mensubu Yasemin Çongar, Mehmet Baransu ve Yıldıray Oğur önceki gece CNN’e çıktılar. Al gülüm ver gülüm şeklinde geçen programda birtakım CD’ler ve metinler ortaya çıkardılar. Mehmet Baransu’nun şu sözleri dikkatimizi çekti:
 “Bu belgeleri getiren kişide bunların orijinal DVD’leri vardı. DVD’lere ekleme yapmak mümkün değil. Çünkü bu eklemeler elektronik olarak saptanabilir. Süha Tanyeli’nin el yazısı ile yazılmış not defterini gördüm...”
 “...Çetin Doğan bu ses kayıtlarının arasına ekleme yapıldığını söylemişti. Bu ses kayıtları CD halinde değil, tam 9 tane teyp kaseti. Bunlara ekleme yapılamaz.” Belgeleri getiren kişidekilerin orijinal olduğunu Baransu bir bakışta nasıl anlamış? DVD’lere ekleme yapılmadığını kim söylemiş? O yazının Süha Tanyeli’nin el yazısı olduğunu anında nasıl keşfetmiş? Teyp kasetlerine ekleme yapılmadığını kimden duymuş? Bu tür tespitleri en cahil adamdan duyamazsınız...
Hepsi bir yana...Ellerinde bu kadar kesin ve zengin belgeler varken.. Neden bu arkadaşlar Çetin Doğan’ın karşısına çıkıp onu ekranda mat etmiyorlar? Neden iddialarını ekranda milyonların gözü önünde ispat etmiyorlar? Haklı olan bu görevden kaçar mı?
-Melih Aşık / Milliyet

* * *

TRT, Şahin ailesinin tatil sponsoru mu?
Ensonhaber.com sitesinin yayımladığı habere göre, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin,  Lara’daki Eğitim ve Dinlenme Tesisleri’ni kızı ve 20 kişilik arkadaş grubunu için açtırmış. Habere göre Şahin’in kızı ve arkadaşları için özel araç da tahsis edilmiş. Şahin, yönettiği kurumun en güçlü sermayedarı olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı sorumluluğunu yerine getirene kadar sormaktan vazgeçmeyeceğiz: Haber doğruysa biz İbrahim Şahin, aile efradı, kendisinin veya AKP’nin yakın çevresi abat olsun diye mi vergi ödüyoruz?

* * *

MİNİ YORUM
Türk polisine havale ediyorum

Kime: Genel, Konu: İHTAR, YENİÇAĞ GAZETESİ YETKİLİLERİ: YAZILARINIZDAN VE MANŞETLERİNİZDEN ANLAŞILDIĞI ÜZERE, FAŞİZAN BİR IRKIÇILIĞA BÜRÜNMÜŞSÜNÜZ. YOKSA SİLERDE Mİ KENDİNİZİ ASİL VE SEÇİLMİŞ BİR MİLLET OLARAK GÖRÜYORSUNUZ. SİZ NESİNİZ BİLİYORMUSUNUZ DECCAL ATATÜRKÜN HÜMANİST KÖPEKLERİSİNİZ. DİYECEĞİM O Kİ AYAĞINIZI DENK ALIN, AKSİ TAKTİRDE DENK ALACAK BİR AYAĞINIZ KALMAZ. gönderen:islami:_hayat86@hotmail.com.
NOT: Emniyet teşkilatının gazetemize internet üzerinden gelen bu ihtarla ilgileneceğini umuyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş