Mart ayı enflasyonu

Esfender KORKMAZ
Mart ayı TÜFE oranı yüzde 0.58, 12 aylık TÜFE oranı da yüzde 9.58 oldu. Böylece geçen ay 10.12 olan 12 aylık enflasyon tek haneye düştü.
2010 Mart ayında TÜFE oranı yüzde 1.1 idi. Bu oran 12 aylık enflasyondan çıktı, yerine daha düşük yüzde 0.58 olarak çıkan 2010 Mart enflasyonu katıldı.
2009 yılında, Ekim ayına kadar, toplam talepteki düşme ve yaşanan resesyon nedeniyle, TÜFE oranları düşük çıktı. Dolayısıyla bu sene aylık oranlar daha yüksek de olsa, 12 aylık enflasyon Ekime kadar tek hanede kalır. Ancak sonbahardan sonra yeniden çift haneye çıkar.
Ayrıca, bütçe açıklarının artması, dolardaki artış ve artış beklentisi, sürekli küçülen inşaat sektörünün dip noktaya vurması ve bu sektörde canlanma beklentisi ile tüketim harcamalarının artış trendine girmesi de enflasyonun çift haneye çıkacağını göstermektedir.
Öte yandan, Mart ayı ÜFE oranı, yüzde 1.94 olarak daha yüksek çıktı.
TÜFE artışı toplam talebi, ÜFE ise maliyetleri gösterir. ÜFE’nin daha yüksek çıkması maliyet artışlarını ifade eder. Artan üretim maliyetlerini firmalar toplam talebin elverdiği ölçüde tüketiciye yansıtır. Bu defa Nisan ve sonraki aylarda TÜFE artar. Eğer firmalar bu maliyetleri tüketiciye yansıtamaz ise bu defa zarar ederler.
Türkiye’de, toplam talep uygun olmasa dahi, piyasa da oligopol yapılar olduğu için maliyetlerin yansıtılması daha kolaydır.
12 aylık ÜFE oranı da, Mart ayında yüzde 8.58 ’lik artışla, TÜFE’ye yaklaştı. Oysaki geçen sene Nisanla Ağustos arasında 5 ay, 12 aylık ÜFE oranı eksi çıkmıştı.
Geriye bakarsak,12 aylık TÜFE 6 yıldır yüzde 10 seviyesi etrafında seyrediyor. 2001 yılında toplam talebi azaltıcı politikaların hakim olduğu program, 2004 Nisan ayında TÜFE’nin yüzde 10 düzeyine inmesini sağlamıştı. O günden bugüne enflasyon trendi yüzde 10 etrafında zikzaklı bir trent şeklinde seyrediyor.
Bu demektir ki, yapısal sorunlar çözülmeden, bugünkü politikalarla enflasyonu çözemiyoruz. Zaten Merkez Bankası da, 2009 resesyon yılı hariç, bugüne kadar enflasyon hedefini tutturamadı. Bu durum da yalnızca para politikası ile enflasyonun çözülmediğini gösteriyor.
Yapısal sorunlar maalesef tartışılmıyor...
Örneğin, kamu kaynakları etkin ve verimli kullanılmıyor. Merkezi devlet ile mahalli idareler arasında yetki ve sorumluluk çatışması var.
Sektörler arasında dengesizlik var. Örneğin, 2009 yılında bankacılık sektörü yüzde 8.5 büyüdü, buna karşılık imalat sanayii yüzde 7.2 küçüldü. Arada 15.7 puan büyüme farkı var. Bu fark istikrarsızlık göstergesidir.
Düşük kur, ithalat malının da ucuz olmasını sağlıyor. Bu enflasyonu frenliyor. Ancak aynı zamanda sanayide eksik kapasite yaratıyor. Yüzde 60-70 düzeyinde bir kapasite kullanımı maliyetlerin artmasına neden oluyor.
Yine, enflasyon, arz- talep makasının açılması ile başlayan bir süreçtir. Türkiye’nin ara malı ve hammaddeyi ithal etmeye başlaması, içeride KOBİ’leri zora sokmuştur. Bembeyaz topraklar olarak anılan Çukurova’da artık pamuk tarlaları yoktur. Doğu Anadolu’da hayvan sayısı yarı yarıya azaldı. Özet olarak iç üretim düştü. Arz eksiği var. Kur düşük, ithalat ucuz da olsa, ithalatta aksamalar, üretimde de aksamaya neden oluyor.
Enflasyonun önlenmesi, bu tür yapısal sorunların çözülmesi ile mümkün olur.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş