Masumlar mı acaba?..

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Tayyip Erdoğan ve şürekasının “açılım” ve “Cumhurbaşkanlığı seçimi” için sakladığı, “Aloo”larla haber yaptırmadığı Şanlıurfa-Suriye sınırındaki 3 şehidimiz “trafik kazası” haberi sınıfına dahil edildi. Lafa gelince  “Şehit cenazeleri gelmiyor... Analar artık ağlamıyor” diye höyküren Erdoğan’dan şehitlerimiz için taziye duydunuz mu? Şehide  “kelle” diyen Erdoğan ancak Ermenilere taziyede bulunur bir de Gazze’ye... Türk adını ağzına almaz, askeri de yan gelip yatan zannettiğinden bizim mahalleye uğramaz. Ama gözünü de ayırmaz. Üç-beş oy tırtıklamak için atmadığı takla da kalmaz. “Casusluk, sahte evrak imal etmek, darbe” gibi iddialarla emniyet içinde operasyon yaptıran Erdoğan sıranın diğer kurumlara geleceği sopasını gösterse de bakanı Bülent Arınç, “Barış çubuğu tüttürmek” için zemin yoklamaya başladı bile. “İçim kan ağıyor” sözleri ile bir nevi arabuluculuğa soyunan Arınç “Bizi affedin demeleri lazım” mesajı ile “Biraz alttan alın, bizim patronun öfkesini yatıştırmak için münasip bir dille özür dileyin, ortaklığımız sürsün” mealiyle güvercin uçurdu. Daha bir kaç yıl önce “Memleket hasreti sona ersin... Özledik” sözleri ile okyanus ötesine temenna çakan Erdoğan ile arayı düzeltme adına, iki damla gözyaşı karışan bir rüyayı yorumlayıp, “ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız. Kırık testiden sızan balıyız”ı ayetle, hadisle süsleyip “Allah hepimizi affetsin”  dese Hoca, hemen atlayacak yandaşları....  “Bak İsrail’e bile özür dileten Teyyo Pehlivan, Pensilvanya’yı da dize getirip, tuş etti. Okyanusun ötesi bile sazlarımıza katıldı” nidalarıyla barış sofrasında kaşık sallayacaklar.
Başından beri samimiyetlerine inanmadığım için operasyonların sonuçlanacağına inanmıyorum. Elbette temennimiz her şeyin açığa çıkması, gerçek casus ve sahtecilerin yakalanarak adaletin karşısına getirilmeleridir. Ama “cambaza bak” denilip, cebimizden cüzdanlarımızı yürütmekte pek mahir olanların siciline güvenemeyiz.
Sicil deyince sabaha kadar uykusuz kalmama rağmen tüm gazeteleri, köşe yazılarını okuyup, polisin polise yaptığı operasyonu yorumlayanlara dikkat kesildim. Bir dönem Abant sofralarının müdavimi olup, “özgürlük, demokrasi” adına Kürtçülüğe çanak tutan, rüzgarın estiği yönde raks edenlerin kalemlerinden dökülenlere midem bulandı. Ruşen Çakır da Vatan gazetesindeki köşesinde Abant sofrasının tadından bahsederken “pasif direniş, sivil itaatsizlik kültürü” olmayan paralel yapıya salvolar yapmış. Gözaltına alınan polislerin ailelerinin Emniyet Müdürlüğü önündeki bekleyişlerini tiye bile almış. Aksi halde patronu kapıya koyacağı için Başbakan’a temenna çakan satırlarında bir tek “oh olsun” demediği kalmış. Aynı Ruşen Çakır, Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde iddianameyi hazırlayan savcı ve polis ekibine de bir dönem övgüler yağdırmıştı. Doğrusu şaşırmadım. Yarın öbür gün sulh olur da ortalık devam ederse ayrı telden çalacağından şüphem yok.
Bir türlü uyum sağlayamadığım sosyal medyada izler birbirine karışmış. Kimileri bakanlara yapılan yolsuzluk operasyonu için gözaltındaki polisleri kahraman ilan ederken, kimileri kelepçeleriyle “vatan-bayrak” nutuklarının arkasına gizlenenleri ciddiye almış. Beni en çok Av. Gönül Kerinçsiz’in yazdıkları etkiledi. Değerli dostum Av.Kemal Kerinçsiz, emniyette gözaltında tutulduğu günleri ve Silivri’de geçirdiği beş yıldan fazla zamanı ne anlattı, ne de şikayet etti. Ama vefakar eşi Gönül Hanım, kocasının yaşadıklarının özetini yazınca yüreğim burkuldu. Kerinçsiz ve arkadaşlarına insanlık dışı muameleyi reva görenlere bir kez daha lanet yağdırdım, Masum değiliz hiç birimiz... Ama o polislerin masumiyetine kimse inandıramaz beni.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları