Maun Suresi kime sesleniyor?

A+A-
Afet ILGAZ

Egemen Bağış’ın, Anı’daki Cuma namazını yorumlayış tarzını hayretle karşıladım. Bu sureyi hatırlamalarını bile hayretle karşıladım. Çünkü o sureyi hatırlamaktan çekinmeleri lazımdı.
Bu surede uyarılanlar, “veyl o namaz kılanlara ki” diye seslenilerek kıldıkları namaza dikkat çekilenler, yetime fena muamale eden, yoksulu doyurmak için başkalarını teşvik etmeyenlerdir. Bunlar namazlarından gafildirler. Bu sureyi dört beş yıl önce Milli Gazete’de de aynı yorumu yaparak yazmıştım. Kitaplarımda vardır.
Ayetlerde dikkat çekilen sorumluluklar, doğrudan doğruya, toplumu ilgilendiren sorumluluklardır. Bu yüzden de kamu malına el koymak, kamuya zarar vermek veya onu faydalandırmayı önlemek anlamına gelir.
Bir ülkede yetimlerin, dulların, emeklilerin ve emekçilerin, çalıştığı halde geçinemeyenlerin durumu, bu sorumluluğa dayanır. Satılan kamu mallarıyla özelleştirmelerle, bu sebeple işine son verilen emekçi kitlelerin refahıyla yönetimde bulunan, iş başında olanlar sorumludurlar. Öğretmenlerine ve büyük kitlelere iş bulamayan, ülkesinin gelirini borç faizine aktaran, üretim yerine boyuna alış veriş merkezi, kavşak, yol açan, tarımını, endüstrisini koruyamamış olan, ülkesinin rızkını yabancı ülkelerden gelen yiyecek ve ürünlere bağlayan yönetimler, kamuya zarar veriyor, yetim hakkını kollayamıyor demektir. Hesabını veremediği gelirle zenginleşen ve bunu İslamiyetin asla tasvip etmediği, lükse, gösterişe harcayanlara hitap etmektedir. Maun Suresi ve tam da bu günlerin suresidir.

 

Iğdır
Selcan Taşçı’nın Anı izlenimlerini okurken neler neler hatırladım. Iğdır’ı hatırladım. Kars’ı ve Iğdır’ı geçen yazımda yazmış ve onların, hayatımdaki en güzel hatıralar olduğunu belirtmiştim.
1943’ler filan. Iğdır’da başladım okula. Adı Üçüncü Okul’du her hedense. Orada açılan üçüncü okul muydu neydi! Bahçesinde şeftali yetiştirilen bir ev tutmuştuk. Şeftali kokusu o zamandan beri bana Iğdır’ı hatırlatır. Elektrik yoktu. Evlerde gaz lambası yakılırdı, parkta da lüks lambası... Memur aileleri birbirlerine de gidip gelirlerdi, komşularıyla görüşmenin yanında. Mesela Pamukçu ailesini hatırlıyorum. Demek o yıllarda Iğdır’da pamuk tarımı yapılıyormuş. Şimdi Iğdır pamuğu da Çukurova pamuğu gibi kaderine mi terk edildi dersiniz?
Kars’ta da bir süt tozu fabrikası vardı. Ne oldu bilmiyorum. Iğdırlı bir milletvekili vardı. Adı, yanlış hatırlamadıysam Abbas Çetin’di. Karısıyla oynadığı Azeri oyunlarının güzelliği hâlâ gözümün önündedir. Ermeni sınırındaki bir köye gidişimiz, ellerimizle acem pilavı yiyişimiz, Papaz Bahçesi diye hatırladığım park gibi bir yerde semaverlerimizle geziler yaptığımız... Evlerin önünden arklar geçerdi. Sularımızı bu arklardan alır, evlerimizdeki taş havuzluklara koyar, ondan damlayan suları biriktirir içerdik.
Iğdırlıların, Cuma namazı sonrası siyasilere gösterdikleri sevgi gene gözlerimi yaşarttı. Her şey bitti denildiği bir anda, özellikle referandumdan sonra, ne güzel bir silkiniş, hatırlayış, hatırlanış... Silahların gölgesinde cereyan eden seçimlere bakmayın siz, gerçek Iğdır budur.


Attila İlhan Yılı
Değerli dostum Banu Avar bu yılı Attila İlhan yılı olarak ilan etti. Bunun çok anlamlı sebepleri var. Baştan başlayalım. Attila İlhan 2005’te, TÜYAP’ta yorucu bir imza ve sohbetin arkasından vefat ediyor. TÜYAP’ın bu olayı atlaması şaşılacak bir şey. Ona gereken yeri ve itibarı sağlayacak bir jest yapmayı neden beş yıldır geciktirdi? Belki daha da geciktirecek.
Baştan başladığımıza göre; program yaptığı bir TV kanalındaki işine son verilmesine, TRT’de on yıl yaptığı bir programın kaldırılmasına, bir gazetedeki köşesinden uzaklaştırılmasına, bu peş peşe gelen şaşırtıcı ve üzüntü verici hadiselere ne diyelim.
O sadece bir aşk şairi değildi, kendisinin de sağlığında unutturulacağından kaygılandığı büyük bir fikir adamıydı. Müthiş dolu bir fikir adamı. Hâlâ bazı kanallarda onun konuşmalarına rastlayınca ne kadar ilgiyle, nefessiz izliyoruz.
Ona gençler sahip çıkıyor. Sağdan, soldan birçok da namuslu aydın. Şimdi beklenen o ki, Pazar günü vefatının beşinci yılında, 2010 Attila İlhan Yılı, ilan edilsin. Fikir hayatımızda, edebi zevklerimizin ve bilincimizin oluşmasında çok şeyler borçlu olduğumuz Attila İlhan’ı ona sağlığında yapılan vefasızlıklar gibi vefasızlıklarla muazzep etmeyelim.

Yazarın Diğer Yazıları