Mayıs’ta bir gün...

A+A-
Altemur KILIÇ
Basın Yayın Genel Müdürü iken takvim hazırlamıştık... Sayfalar harmanlanırken Mayıs sayfası unutulmuş. Allah uzun ömürler versin; Hasan Pulur, benim dalgınlığımı meşhur etti ya. Hemen bu hatayı, benim dalgınlığıma verdiler... Ben de cevap verdim; “Mayıs ayını unutmam mümkün mü? O ayda, beni Yassıada’ya tıkan 27 Mayıs var... Fakat asıl, Türklüğün Kurtuluş Mücadelesinin başladığı 19 Mayıs” var...
Diriliş
Bugün, Mustafa Kemal’in Türk Kurtuluş savaşını başlatmak amacıyla, Samsun’a çıkışının 91. yıl dönümü... Neredeyse bir asır! Ben, herhalde, 100. yıl dönümünü görmem, ama acaba Türk Milleti 100. Yılı görecek mi? Bu yıl dönümünü, Mustafa Kemal’in umduğu gibi, “daha büyük bayramlarla” kutlayacak mı?
Atatürk, “Büyük Nutuk”unun başında Samsun’a çıktığı zamanki  “ahval ve şeraiti” anlatır... En sonunda da Cumhuriyetini, en büyük eserini Türk gençliğine emanet eder...
O, engin vizyonuyla, bugünkü “ahval ve şeraiti”, sanki bütün ayrıntılarıyla görmüştü... 
Okul kitaplarındaki bu sözler, Anıtkabir’deki kitabe, etnograflık yazıt olarak kalmayacaksa, şimdi bu sözler, bugünün şartlarında, “amentü” değil, acı bir uyarıdır!
Mustafa Kemal der ki; “İmkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”
Ve bugün
Evet, bu sözler 19 Mayıs 1919’daki “ahval ve şerait”e dair... Bugün, 1923’de “kan ve irfanla” kurulan bu Cumhuriyeti kurtarmak, “imkân ve şeraiti” var mı?
Mustafa Kemal, Cumhuriyeti gençliğe emanet ediyor. Cumhuriyet’in 10., Samsun’a çıkışının 14’üncü yılında şöyle diyor:  “10 yılda çok büyük işler yapıldı...” Ve ekliyordu: “Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız... Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız... Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir.”
Atatürk aynı zamanda, hiçbir bağımsız milletin “başkalarının plan ve projelerine göre kalkınamayacağını” söylüyordu... Türkiye “muasır medeniyet seviyesine”  kendi gayretleriyle ulaşacaktı.
Büyük sınav 
Bugün 19 Mayıs 2010’da Türk milletinin, gençliğinin; “zekâsını”, aklını sınamak, Türk gençlerinin bu emanete sahip çıktığını ispat etmesi zamanıdır.
Mustafa Kemal, 10. Yıl konuşmasını, sesi heyecandan titreyerek “Ne mutlu Türküm diyene” sözleriyle bitirmişti. Bunca yıl sonra, bu 19 Mayıs’ta bütün millet olarak göğüslerimizi gererek, heyecanla,  “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırabiliyor muyuz? Anayasa değiştirilir de  “değiştirilemez” maddelerinin altları oyulursa, hiç bağıramayacağız!  Bakın bu sözler, “Açılıma” engel olur diye, vatanımızın dağlarından siliniyor!
Ben, “ahval ve şeraitte”, görevimi yapacak kadar genç değilim! Ama hâlâ  “gençler” var diye umutlarımı koruyor ve hâlâ, “asil kanımıza” güveniyorum!
NOT:19 Mayıs’tan sonra Cumhuriyetin, iç ve dış düşmanlarının tasfiye edildiğini de hatırlatmakta yarar var!
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları