Medeniyet ve siyaset...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Eskiler medeniyeti  “tâmir-i bilâd ve terfîh-i ibâd” şeklinde târif ederlerdi. Târiften de anlaşılacağı üzere medeniyet; halkın refahı ve beldelerin imarı demektir. Peki, bunu yani “refah” ve  “imar”ı gerçekleştiren ilim midir, siyaset midir? Bir başka ifade ile medeniyet, yöneticilerin eseri midir yoksa ilim adamlarının mı?
Yeryüzü birçok medeniyete beşiklik etmiştir şüphesiz. Ancak biz, günümüzde en çok üzerinde durulan “Batı medeniyeti” ve  “İslâm medeniyeti” örneklerinden hareket ederek meseleyi tartışmaya çalışacağız. 
İslâm güneşinin doğuşundan sonra Müslümanlar yeni dinlerinden aldıkları çalışma azmi ve güzel ahlâk prensipleri doğrultusunda yoğun bir ilmî faaliyet içerisine girerek İslâm medeniyetini vücûda getirmişlerdir ki bu medeniyetin en büyük mimarları Hârezmî (780-850), Fârâbî (873-950), Bîrûnî (973-1049), İbn Sînâ (980-1037), İbn Rüşt (1120-1198), İbn Haldun (1332-1406) gibi matematik, astronomi, tıp ve sosyoloji alanlarında uzman şahsiyetlerdir.
Bugünkü anlamda Batı medeniyetinin mimarları arasında da Aristo (1474-1535), Leonardo da Vinci (1452-1519), Mikelanj (1475-1564), Montaigne (1533-1592), Luther (1483-1546), Şekspir (1564-1616), Kopernik (1473-1543) gibi sanatkâr ve bilim adamları vardır.
Bu isimler de gösteriyor ki “medeniyet” yöneticilerin değil, ilim adamlarının eseridir. Esasen “söz” siyaseti temsil eder “yazı”  da medeniyeti...
Sizlerin de tahmin edebileceğiniz üzere sözü geçen hafta Sayın Başbakan’ın katılımı ile tanıtımı yapılan  “Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi”ne getireceğim. 30 yılda tamamlanan ve 17 bin madde ihtiva eden 44 ciltlik bu muazzam eser kanaatimce İslâm medeniyetini temsil eder Sayın Başbakan’ın törende yaptığı konuşma da siyaseti...
Şu ifadeler o konuşmadan alınmıştır:  “... maruz kaldığımız ihanetler hiç şüpheniz olmasın milletin engin feraseti karşısında eriyip yok olur gider. Bu medeniyet öyle bir medeniyettir ki yalancı peygamberleri, sahte velileri, içi boş, kalbi boş, zihni boş âlim müsveddelerini bünyenin virüsü reddettiği gibi reddetmiş ve tarihin çöplüğüne mahkûm etmiştir.” 
Medeniyet âlemine iftiharla sunabileceğimiz  “Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi” nin tamamlanması dolayısıyla yapılan törende Sayın Başbakan’ın “muktezâ-yı hâl ü makâm”a uygun düşmeyen ifadeler kullanması ve bu ifadelerin davetli akademisyenler tarafından alkışlanması hiç de yakışık almamıştır. Bu konuşma, yarın dalkavuk bir yetkili tarafından  “Diyanet İslâm Ansiklopedisi”ne “takriz” olarak konulursa ne yapacağız?
Keşke  “Diyanet İslâm Ansiklopedisi” nin tanıtıldığı toplantıda Sayın Başbakan 7’den 70’e herkesi kucaklayan, “Ansiklopedi”nin muhtevasıyla mütenasip,  “manifesto”  niteliğinde bir konuşma yapsa ve bu konuşma da yeni baskıda “Ansiklopedi”nin başına “takriz” olarak konulsaydı. Heyhat!.. “Siyaset”ten “medeniyet” beklemek ne     büyük saflık...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları