Medya Arkası ( 01.07.2017)

Medya Arkası ( 01.07.2017)
Adalet yürüyüşüne ilişkin yorum ve izlenimler, Türkiye - Almanya ilişkilerinde son durum, Afrin'deki hareketlilik, siyaset sahnesindeki beklentiler ve ekonomiye dair notlar.. İşte günün köşeleri..

ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NDE HDP AÇMAZI / CAN ATAKLI / KORKUSUZ 

İktidar ve yandaş yalaka medya Adalet Yürüyüşü'nü kirletmek için aklına gelen her şeyi kullanmaya çalışıyor. Bunlardan biri de HDP'nin yürüyüşe destek vermek istemesi.
Akıl almaz biçimde istismar edilen bir konu bu. Meclis'te legal olarak temsil edilen bir siyasi partiyi ve taraftarlarını toptan “terörist” ilan eden bir iktidar zihniyeti ile karşı karşıyayız.
Oysa çok değil, iki yıl öncesine kadar “açılım süreci” adını verdikleri dönemde bırakın HDP'yi dağdaki ve hapisteki teröristlerle içli dışlıydı bu iktidar. Hatta öyle ki Apo'nun serbest bırakılmasına bile milleti razı ettiklerine inanıyorlardı. Şimdi HDP en büyük düşman. Tek nedeni var, HDP'nin başkanlık için Erdoğan'a destek vermemesi. Bunun intikamını Türkiye'yi de ateşe atarak almaya çalışıyorlar.
Peki, HDP Adalet Yürüyüşü'ne katılmalı mı? Partinin ne karar alacağını bilemem, ama bana sorulsa “Katılmayın” derim.
Nedeni basit; Katılımın yürüyüşe katkısı elbette olacaktır ama bundan asıl kazançlı çıkacak olan saray ve iktidardır. Çünkü bunu alabildiğine sömüreceklerdir. Ellerindeki bağımlı medya marifetiyle adalet arayışı içinde olan milyonların beynini kirleteceklerdir.
HDP yönetiminin “sonuç almaya yönelik” bir strateji uygulaması ve yürüyüşe katılmaması bence daha doğru olacaktır.

VALLA HELAL OLSUN! NAGEHAN ALÇI'YA

Erdoğan'ın cemaatle takışmasına kadar sıkı bir Fetullahçı olan sonra da hidayete eren isimlerden Nagehan Alçı önceki akşam Habertürk ekranlarından Kemal Kılıçdaroğlu'na sorular yöneltti.
Canlı yayın, yürüyüşçülerin Hendek yakınlarında geceledikleri kamptan gerçekleşti.
Nagehan Alçı şaşırtıcı bir biçimde orada bulunan hemen herkesin kendisinden hiç hoşlanmadığını bildiği halde kampa geldi. Bu ilginç bir cesaret örneği.
Kılıçdaroğlu'na soru sorarken de itham etmeyi, tepeden bakmayı ihmal etmedi.
“FETÖ'cüleri yürüyüşe davet ediyor musunuz?” diye soran Negehan Alçı bu cesareti “gazeteci olduğu” mu yoksa “Erdoğan'ın fedaisi olduğu” için mi kendinde buldu; değerlendirmeyi size bırakıyorum.
Ama yine de diyorum ki, gazeteci olması mümkün değil, çünkü yıllarca cemaati desteklemiş, bu cemaatin bankasından kredi çekip ev sahibi olmuş, kocası, Fetullah Gülen'e övgüler düzebilmek için onurundan bile fedakârlık etmiş, cemaatin en büyük silahşörü savcı Zekeriya Öz'ün heykelinin dikilmesini istemiş biri ise ana muhalefet liderinin karşısına gazeteci olarak çıkamaz, buna cesaret edemez. Çünkü bilir ki o siyasetçi bir cümleyle kendisini yerle bir edebilir.
Ama söz konusu fedailikse onu kimse tutamaz.

*****

AFRİN SATRANCI VE SON HABERLER / SERPİL ÇEVİKCAN / MİLLİYET 

Son haberler, Afrin-Azez çemberindeki Kefr Cenne’de bulunan Rus askerlerinin çekilmeye başladığı iddialarını da içeriyor.
Kulislerde, Özgür Suriye Ordusu’nun Afrin’in kuzeyindeki bölgeye harekât başlatacağı, Türkiye’nin uzun menzilli top atışlarıyla harekâta destek vereceği son günlerde yoğun biçimde konuşuluyor.
Bu sıcak gelişmeler yaşanırken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABDBaşkanı Trump, ardından Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesi, Trump’ın Özel Temsilcisi Brett Mc Gurk’ün Rakka’dan ayağının tozuyla Ankara’ya gelmesi, ABD’den yapılan açıklamalar tüm dikkatlerin Türkiye’nin nasıl bir yol izleyeceğine çevrilmesine yol açtı. Afrin sınırına büyük bir yığınak yapılıp yapılmadığı ve Türkiye’nin Afrin’e girip girmeyeceği sorularına yanıt ararken görüştüğüm askeri ve diplomatik kaynaklardan aldığım bilgi ve değerlendirmeleri şöyle özetleyebilirim: 


Afrin planının ilk ayağı
Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG’nin devletleşme hamlelerine hiçbir biçimde göz yumulmayacağına ilişkin kırmızı çizgisi tavizsiz sürüyor. Ankara’nın Afrin’e sıcak müdahale opsiyonunu masaya koymasının temel nedeni bu. Bununla birlikte Afrin bölgesinden Türkiye sınırına yapılan taciz atışlarının sistematik bir hale gelmesi de önemli bir etken.
Ankara, bir süredir Afrin planının ilk ayağını uyguluyor. Sınır bölgesine orduyu hareketlendirerek karşı taraf üzerinde baskı kuruyor ve Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda misliyle yanıt verileceğini bütün taraflara iletilmiş oluyor.
Afrin’in baskı altında tutulması aynı zamanda YPG’nin Fırat’ın doğusuna doğru genişleme hedefi konusunda da uyarı niteliği taşıyor.


5 aydır kayıp verdiriliyor
Askeri kaynaklar, Afrin sınırına yapılan yığınağa ilişkin abartılı değerlendirmelerde bulunulduğunu, bir takviyenin söz konusu olduğunu, ancak büyük bir yığınak yapıldığı bilgisinin doğru olmadığını kaydediyor. Zaman zaman Gaziantep ve Şanlıurfa’daki birliklerden bölgeye yapılan takviyelerin sürdüğü ifade ediliyor.
Afrin’den yapılan taciz atışlarına TSK’nın verdiği yanıtın, yoğunlaşmakla birlikte 4,5 aydır sürdüğü kaydediliyor. Yaklaşık 5 aydır, her hafta bir ya da iki gün olmak üzere bu atışların yapıldığı, menziline göre fırtına obüsleri ya da tanklarla karşılık verildiği, YPG’ye hem lojistik hem de eleman kaybı verdirildiği belirtiliyor. Kaynaklar, “bir süredir hareket tarzımız misliyle mukabele” ifadesini kullanıyor.


ABD’nin önceliği Rakka
ABD’nin de Rusya’nın da PKK-PYD ile ilişkisi ve desteği ortada. Bu nedenle Afrin’e olası operasyon konusundaki planlamalarda bu iki ülkenin PYD konusundaki rekabeti ve alacakları tutum önem taşıyor. 
Rakka operasyonuna kilitlenen ABD açısından Afrin şu anda stratejik olarak birinci planda değil. Ancak bir süre önce Mc Gurk’ün söylediği gibi Trump yönetimi, YPG’nin Rakka’ya yönelik dikkatini dağıtacak gelişmeler konusunda duyarlı. ABD yönetimi Afrin’e yönelik gelişmeler konusunda Türkiye’ye, “Dikkatimizi Rakka’ya vermeliyiz” mesajı gönderirken, YPG’nin bazı güçlerini Afrin’e kaydırmasının operasyonu sekteye uğratabileceğine dikkati çekmeyi sürdürüyor. 


Rusya ile sıcak temas
Türkiye’nin Afrin’e olası müdahalesi konusunda en kritik ülke şu anda Rusya. Rusya’nın Afrin’deki güçlerinin bir bölümünü geri çekiyor olması Ankara’ya alan açtığı şeklinde yorumlansa da Moskova’nın bölgede ABD ile girdiği rekabet nedeniyle PYD’yi tamamen yalnız bırakmasını beklemek gerçekçi değil. Hem Suriye politikasını Fırat’ın batısı üzerine inşa eden Rusya hem de Fırat’ın doğusunda hakimiyet kuran ABD, YPG’nin hareketlerini yakından izliyor. 
Bunun yanı sıra Türkiye ile son dönemde ilişkilerini derinleştiren, NATO uyarısına rağmen S-400 savunma sisteminin satışı konusunda son noktaya gelen Rusya’nın Ankara’nın duyarlılıklarını bütünüyle gözardı etmesi söz konusu değil. Diğer yandan Rusya ve Türkiye, İdlib’te çatışmasızlık bölgesi oluşturulması için anlaşmış durumda. İdlib’e giden yolların açılması için de Afrin’in belli bölgeleri önem arz ediyor. Bütün bu başlıklar doğrultusunda Rusya ile Afrin konusunda askeri ve diplomatik alanda yoğun bir temas trafiği yürütülüyor. 


PYD Afrin’e kuvvet kaydırıyor
PKK-PYD de boş durmuyor. Türkiye’nin Afrin konusundaki kararlılığını gören örgüt, son günlerde bölgeye bazı kuvvet kaydırmaları yapıyor. Afrin ve çevresindeki kuvvetlerini tahkim ediyor. Parça kuvvetler halinde güneyden, rejimin hüküm sürdüğü bölgelerden Afrin tarafına kuvvet kaydırarak olası bir harekâta karşı tedbir almaya çalışıyor.


İlk hedef nereler?
Peki olası bir kara harekâtında Türkiye’nin sıcak olarak müdahale edebileceği ilk noktalar nereler?
Bu konudaki sorulara verilen yanıt, ilk aşamada Afrin merkezinin değil YPG’nin Rusya’nın desteğiyle yerleştiği Tel Rıfat, Azez ve Minniğ Havaalanı bölgelerinin hedeflendiği. İdlib’e asker gönderilme olasılığı da düşünüldüğünde bu bölgelerde sağlanacak kontrol PYD’ye ağır bir darbe indirmek için en kestirme yol olarak görülüyor. 

*****

İZİNDE MÜTEKABİLİYET/ FATİH ALTAYLI / HABERTÜRK 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da miting yapmasına Almanya’nın izin vermemesine kızdı Dışişleri’miz.

O zaman biraz empati yapalım.

Alman milletvekilleri İncirlik Üssü’ndeki Alman askerlerini ziyaret etmek istiyor, “Hayır” diyoruz.

Almanya Başbakanı Merkel aynı yere “Bari ben gideyim” diyor, ona da izin vermiyoruz.

Ezkeza Merkel veya bir başka Alman siyasetçi, “Yurttaşlarımın yoğun olduğu Alanya’da miting yapmak istiyorum” dese izin verecek miyiz?

Verileceğini hiç zannetmiyorum. Peki o zaman nasıl oluyor da Almanya’dan bir Türk siyasetçiye izin vermesini bekliyoruz.

Samimi yanıtınızı bana değil kendinize verin.

*****

NAZİ KRİZİNİN DEVAMI / OKAY GÖNENSİN / VATAN 

Alman hükümetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti dolayısıyla aldığı kararlar düpedüz “siyaset yasağı”dır.

G-20 toplantısı için Hamburg’a gelecek olan Türkiye Cumhurbaşkanının diğer konuklar gibi önemli bir konuk olduğunu belirten Alman yönetimi, Tayyip Erdoğan’ın bu toplantı dışında herhangi bir faaliyet yapmasını “uygun bulmuyor”.

Bu ifadelerden birçok anlam çıkarılabilir. Eğer Hamburg’da yaşayan Türkler bir izinsiz gösteri girişiminde bulunursa tatsız olaylar çıkabilir, Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat suçlanabilir.

Kuşkusuz şu anda Erdoğan’ın G-20 toplantısına katılmaması fikri de değerlendiriliyor, tartışılıyordur.

Ankara, Alman hükümetinin tavrını “şartlı kabul” gibi alabilir ve bu şartı kabul etmeyi reddedebilir. Cumhurbaşkanlığından yapılan ilk açıklama böyle bir eğilimin düşük ihtimal olmadığını gösteriyor.

Alman halkı 70 yıldan fazla bir süredir ağır bir travmayı atlatmak için uğraşıyor. Erdoğan’ın Nazi suçlaması bütün Almanlar için ağır bir durumdur.

Almanya’yı yönetenler Türkiye ile kriz yaşamak istemediklerini sürekli tekrar ederlerken Erdoğan ve Nazi krizini farklı bir noktaya çektiler.

Dünyanın en önemli yirmi liderinin bir araya geleceği Hamburg toplantısına, Alman hükümetinin koyduğu koşullar dolayısıyla katılmamak kolay bir karar değildir.

Ama “Siyaset yasağını kabul ediyoruz” demek de kolay bir karar değildir.

Hamburg’da dünyanın yirmi lideri yan yana otururken Türkiye’nin koltuğunun boş kalması ciddi bir durumdur. Hele bu krizin Nazi suçlamasına dayandığını bütün dünyanın konuşması da oldukça rahatsız edici bir durumdur.

Türkiye’nin koltuğunun boş kalmasının siyasi yansımalarının bir kısmı tahmin edilebilir.

Çok hasara uğradıktan sonra tamirata girişmek yerine hasar en alt düzeydeyken tamirat yollarını aramanın en etkili siyaset yöntemlerinden biri olduğunu öğrenme konusunda direncimiz maalesef devam ediyor.

*****

AK PARTİ'DE DEĞİŞİM BEKLENTİSİ / MAHMUT ÖVÜR / SABAH 

Siyasal sistem değişti ve siyaset ister istemez artık bu yeni sisteme göre şekillenecek. Sistemin güçlü kılınması için de seçim ve siyasi partiler yasasının bir an önce değişmesi gerekiyor.
Milletin merkezinde olduğu, vesayet kurumlarının müdahale edemediği, daha demokratik ve halka hesap verebilir bir sistem geliyor. Tabii en önemlisi artık iktidar olmak için yüzde 50 artı 1'e ihtiyaç duyulması. Bunun nasıl değiştirici bir güç olduğunu ve olacağını 2019'daki ilk seçimden sonra göreceğiz.
Peki, siyasi partiler bu yeni döneme hazırlık yapıyor mu? Gördüğüm kadarıyla yüzde 50'yi geçememe korkusu yaşayan muhalefetin böyle bir derdi yok. Farklı yollarla bu dönemi aşmaya çalışıyorlar ama işleri zor. Çünkü artık her partinin bu yeni dönemde yeni siyaset üretmeye ve kadrolarını yenilemeye ihtiyacı var.
Bu değişimi gerçekleştirme ihtimali olan ve nasıl geçireceği merak edilen tek parti ise AK Parti... 15 yıldır iktidarda olan AK Parti, kurucu liderin yeniden partinin başına geçmesiyle güçlü bir motivasyona kavuştu ama bununla yetinilmeyeceğini bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan olağanüstü kongrede söyledi:
"Bu yılsonuna kadar il teşkilatlarımız, ilçe teşkilatlarımız, belde teşkilatlarımızıntamamını güncelleyeceğiz. Yeniden gözden geçireceğiz, çünkü ortada bir metal yorgunluğu var. Bunu aşmamız lazım. Onun için de çok daha dinamik ekiplerle inşallah 2019'a hazırlanmamız gerekiyor." 
Sihirli sözcük "metal yorgunluğu"... Yaklaşık 15 yıldır iktidar olan bir partide metal yorgunluğu normal ve kaçınılmaz. Ortada alışkınlıklar var, teşkilatlar düzeyinde kurulan özel ilişkiler var, parti içinde bürokratik oligarşi diye nitelenebilecek pozisyonlar var. Bunlar yenilenmeyi zorunlu kılıyor.
Ama yenilenmeyi zorunlu kılan önemli bir ölçü daha var; siyasi çıtanın yüzde 50 artı 1 olması... Dün toplumun yüzde 30'una, en fazla yüzde 50'sine ulaşarak yüzde 30-40 oy almak mümkünken artık bu kolay olmayacak. Eğer toplumun yüzde 80'ine dokunamıyorsanız yüzde 50 artı 1'i almanız mümkün değil.
Cumhurbaşkanı Erdoğan hedefi tam da bu nedenle çok daha yüksek koydu: "Sandıkta yüzde 50'nin üstüne çıkmak için milletimizin tamamını hedeflemek durumundayız..." 
İşte asıl beklenti de bunu yani topluma dokunmayı gerçekleştirecek parti ve yerelyönetim kadrolarında yapılacak değişim. AK Parti tabanında bu anlamda ciddi bir beklentive kaygı var. AK Parti 15 yıldır iktidarda ve yüzde 50 civarında oy alıyor. Milyonlara ulaşanüyeleri ve yetişmiş bir tabanı var. Ama partide, hâlâ ilçe ve il yönetiminden genelmerkeze kadar aynı isimlerin ön planda olduğu, birbiriyle ilişkileri statükoculaşmış kadrolar hâkim. Bu noktalarda çok az değişimle yetinilmesi tabanda kaygıyla izleniyor.
Örneğin Merkez Yürütme Kurulu'nda yapılan 3 kişilik değişim yetersiz bulunuyor ve şu söyleniyor: "Ağırlıkla eski parti yöneticileriyle yeni örgüt olur mu? Herkes kurulu ilişkilerini sürdürmeye devam edecek. Madem yeni bir döneme, toplumun en az yüzde 80'ine ulaşmak gereken bir döneme giriyoruz, o zaman gereği yapılmalı. Milyonlara ulaşan bir partinin yeni kadro sorunu da yok."
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tespitleriyle AK Parti tabanının beklentisi örtüşüyor. Ancak merak edilen, bu örtüşmenin gereğinin ne zaman ve nasıl hayata geçirileceği...

*****

GELİŞMİŞLERİN PARA OTORİTELERİ NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR? / UĞUR CİVELEK / AYDINLIK 

Geride bıraktığımız hafta içinde, küresel piyasa beklentilerinde ilginç değişiklikler yaşandı. Avrupa, İngiltere ve Kanada merkez bankaları eşanlı olarak para politikası konusundaki söylemlerini farklılaştırmaya başladılar; faizlerin yükseltilmesi ve bilançoların zaman içinde küçültülmesi yönündeki ifadeler, hem kafaları karıştırdı ve hem de sabit getirili menkul kıymetler ve dövizden başlayarak piyasaların hareketleneceği yönündeki endişeler güçlendi. İlk yarıyıldaki balayının bitmekte olduğu ve yerini olumsuz eğilimlere bırakacağı endişeleri ön plana çıktı.

RAHATSIZ OLANLAR VAR

Söz konusu para otoritelerinin söylemlerindeki sürpriz değişiklik, ciddi boyutta risk taşıyanları fazlası ile rahatsız etti. Üçüncü çeyrek döneme ilişkin iyimser senaryolar seri bir şekilde etkisini yitirmeye başladı. Her kesimin kendi başının çaresine bakmak zorunda kalabileceği bir dönemin kapısı aralanmış oldu. Bazı ülkelerdeki banka kurtarma girişimleri ve sonucu açıklanan stres testleri, söylemlere yansıyan politika değişikliklerinin ön hazırlıklarının çok önceden başlamış olduğunu düşündürdü.

Öncelikle ne olup bittiğini anlamak ve yetkililerin nasıl bir mantıkla böyle bir yaklaşıma yöneldiğini kavrayabilmek için, piyasaların abartmayı alışkanlık haline getirdiği kısa vadeli ve spekülatif bakış açısından uzaklaşmak gerekiyor. Gelişmiş ülke merkez bankaları, küresel boyuttaki tehlikenin giderek büyüdüğünün farkındalar; sorunların daha fazla ağırlaşmasını istemiyorlar ve denizaşırı risklerini sınırlı tutmaya çalışıyorlar. Bir anlamda finansal açıdan korumacı bir anlayışa doğru kaymak zorunda kalıyorlar.

YANLIŞLARIN FİNANSMANI

Başka bir deyişle sürdürülebilir olmayan mevcut eğilimlerin, kendilerine çıkaracağı maliyetlerin daha fazla büyümesini istemiyorlar. Paralarının gelişen ekonomilerdeki yanlışları finanse etmesini, ülkelerindeki varlık değerlerinin daha fazla balonlaşmasını ve sorunlu kredilerin daha da artmasını kesinlikle istemiyorlar. Daha fazla bekleyerek gidişata kayıtsız kalmanın, maliyetlerin katlanarak artmasına sebep olabileceğini ve telafisinin olanaksız hale gelebileceğini öngörüyorlar. Kendi yatırımcılarının denizaşırı risklerini az hasarla küçültebilmeleri için bunları açıkça ifade etmekten kaçınıyorlar. Bu tercihler, özellikle gelişen ekonomilere yönelik beklentileri olumsuzlaştıracak ve riskten kaçınma eğilimini güçlendirecek gibi görünüyor.

ÇÖPE GİDEN TAHMİNLER

Bu yazıya konu olan ve piyasalar açısından sürpriz sayılabilecek söylem değişiklikleri, bu yıl ve sonrasına ilişkin makroekonomik tahminleri değersizleştiriyor ve çöp sepetine yolluyor. Muhtemelen, bu gerçeği gelişenlerdeki bozulma iyice belirginleşinceye kadar inkar etmeye devam edecekler! Bu yılın ilk yarısında gelişenlerdeki bir kısım yatırımcıyı gaza getirdiler ve geri dönüşü olmayan bir yola soktular; artık bunlar pozisyonlarını korumak adına alım yaparak nafile bir şekilde direnmeye çalışacak ve yabancılar bu son çıkış şansını değerlendirmeyi deneyecekler. Gelişen ekonomilerin finansal piyasalarındaki fiyat oynaklıkları artıyor ve işlem hacimleri daha da istikrarsızlaşıyor olacak.

TUZAĞA ÇEKECEKLER

Gelişen ekonomilerin yerli profesyonelleri biraz haşlanacak, sistemi oluşturan kurumsal yapı yıpranacak! Kendi kayıplarını sınırlamak için diğerlerini tuzağa çekmeye çalışacaklar, olmuyorsa siyasiler kanalı ile dolaylı yollardan bunu yapmayı denemek zorunda kalacaklar. Yerel paralar değer kaybedecek, faizler daha da yükselecek, menkul ve gayrı menkul şeklindeki varlık değerleri eridikçe bilançolar yıpranacak. Bu süreçte makroekonomik beklentiler bozuldukça söz konusu eğilimler güçlenecek. Yabancı kaynağa daha fazla bağımlı olanlar çok, olmayanlar ise daha az etkilenecek. Geride bıraktığımız hafta içindeki göreceli sakinliğe aldanmayın; yarı yıl bilançoları şekillendikten sonra Temmuz ayı ile birlikte olumsuzluklar sahne almaya başlayacak gibi görünüyor.

Gelişmeler, gelişen ekonomilerde olumsuz baskıların güçlenebileceğine işaret ediyor. Özellikle bu yılın üçüncü çeyrek dönemi gerginlik artışı ve güvensizliğin büyümesi açısından ciddi sıkıntılara sahne olabilir. Piyasaların görmezden geldiği jeopolitik riskler çok daha tehlikeli hale gelebilir; ekonomi cephesindeki olumsuzluklardan beslenen tepkiselliği artırarak istikrarsızlığın derinleşmesine sebep olabilir.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş