Medya Arkası (01.11.2016)

Medya Arkası (01.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan operasyon, Başkanlık sistemi, rektör atamaları, idam cezası ve Beşiktaş-Napoli karşılaşması vardı.

Türkiye’yi bölünme ile tehdit ediyor! / Emin Çölaşan / Sözcü

Sevgili okuyucularım, ülkemizde akıl almaz işler oluyor. Korkunç bir baskı rejimi kuruluyor ve bunun altında yaşamaya zorlanıyoruz.

Bir kararname çıkarıldı, üniversite rektörlerini seçme yetkisi cumhurbaşkanına verildi.

Tek başına o seçecek…

Anayasa, yasalar ve hukuk sistemi sürekli çiğneniyor.

İnanılır gibi değil.

Başkanlık sisteminin getirilmesine hiç gerek yok. Tek adam sistemi zaten fazlasıyla uygulanıyor.

Dün sabah Cumhuriyet Gazetesi'nin başına gelenleri biliyorsunuz. Bu gazeteyi biz de aramızda çeşitli zamanlarda eleştirirdik.

Sadece Cumhuriyet'i değil, bütün medya kuruluşlarını kendi aramızda eleştirmeyi biz gazeteciler görev (!) biliriz.

Elbette onlar da bizi eleştirir.

Ama Cumhuriyet Gazetesi'ne karşı sergilenmekte olan baskılar da inanılır gibi değil. Hiçbir somut suçu olmayan yazar ve yöneticiler şimdi gözaltında…

Tutuklanırlar mı, bilinmiyor.

Çok kötü günler yaşıyoruz, daha da yaşayacağımız anlaşılıyor.

Bugün değinmek istediğim esas konu başka… Bugüne kadar görülmemiş, duyulmamış bir olay…

Başbakan konuştu:

“Başkanlık gelirse Türkiye bölünür diyorlar. Asıl başkanlık gelmezse Türkiye'nin bölünme riski var…”

Sonra devam etti:

“Başkanlık federasyon demek değildir. Başkanlık tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet ilkesinin esas alındığı bir sistemdir.”

Beyefendinin bu anlamsız sözlerinden yola çıkarsak!..

Demek ki Cumhuriyet'in kurulduğu günden beri içinde yaşadığımız parlamenter sistem bu ilkelere sahip değilmiş!

Yani tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek devlet ilkeleri geçerli değilmiş…

***
Cumhuriyet olayı / Okay Gönensin / Vatan

Hiçbir gazeteye polis baskını, gazetecilerin, yazarların, çalışanların gözaltına alınması asla onaylanabilir bir icraat değildir.

Ne yazık ki benzer durumlarda “oh olsun” anlamına tepkiler görülmektedir, bunlar da mesleği gazetecilik olanlar için ancak utanç kaynağı olabilir.

Cumhuriyet, Atatürk’ün isteğiyle kurulmuş, her zaman da geleneksel Atatürkçü çizgide yer almış bur gazetedir.

Bunu beğeniriz, beğenmeyiz, savunduğu görüşleri eleştirebilir, gazetecilik anlayışını eskimiş bulabiliriz.

Ama Cumhuriyet gazetesi bu ülkenin bir kurumudur ve her zaman “müesses nizam”ın bir parçası olmuştur.

Değil FETÖ’yü desteklemek, bütün dini örgütlenmelere en sert şekilde karşı olduğu gibi Kürt siyasetleriyle arasına da her zaman mesafe koymuştur.

Bunların da demokratik tavırlar olmadığını düşünmek ve eleştirmek herkesin hakkıdır.

Cumhuriyet’in basılması ve başta yayın yönetmeni olmak üzere hemen bütün yöneticilerinin gözaltına alınmasının gerekçesi olarak açıklanan “FETÖ ve PKK’ya destek” suçlamasının hiçbir mantığı yoktur.

Bu tür ucu açık suçlamalar yapıldığı zaman, kimse alınmasın ama Ak Parti’den de Ak Parti’ye yakın gazetecilerden de bu suçlamaya maruz kalabilecek bayağı bir yekün çıkar.

***
Basın, başkanlık ve bölünme! / Güngör Mengi / Vatan

Demokrasi ve Cumhuriyet

Cumhuriyet Bayramı’nda demokrasiden, Cumhuriyet’in getirdiği ayrıcalıklardan söz ederken iki gün sonra Cumhuriyet gazetesine operasyon yapıldı.

Genel Yayın Yönetmeni’nden başlayarak neredeyse tüm yönetici ve yazarlara, “Yıllarca FETÖ ve PKK’ya karşı karikatür çizdim” diyen karikatürist Musa Kart’a, Gülen Cemaati için seneler öncesinden uyarı yapan, kitaplar yazan Hikmet Çetinkaya’ya bile gözaltı kararı çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın operasyon için gösterdiği “PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” gerekçesi ikna edici değildir.

Bu tür gerekçeler ve tutuklamalar Balyoz-Ergenekon sürecindeki haksızlık ve hukuksuzlukları hatırlatmaya başlamıştır.

FETÖ darbe girişimi, gerçekten bu örgütle ilişkisi olduğu ortada olan, onu öven, destekleyenler yerine muhalif kişilere ve medyaya yönelik operasyonlara yol açarsa demokrasiden söz edilemez.

Yargının “adaleti aratmamasına” özen göstermek şarttır.

Bölünme riski?

Başbakan Binali Yıldırım “Başkanlık gelirse Türkiye bölünür diyorlar. Asıl gelmezse bölünme riski var… Başkanlık üniter yapıyla olacak” dedi.

Bu sözler söylendiği dakika sosyal medyada şok etkisi yaptı. Halk tepkisinde haklıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin (parlamenter cumhuriyet) kuruluşunun 93’üncü yıldönümünü kutladıktan bir gün sonra, 93 yıldır bölünmeyen ülkenin “başkanlık gelmezse bölüneceğini” söylerseniz nedenini de o anda açıklamanız gerekir.

***
Rektör atamaları / Abbas Güçlü / Milliyet

676 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çerçevesinde, devlet ve vakıf üniversitelerinin rektörleri bundan böyle YÖK’ün önereceği üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.  

YÖK’ün ilk yıllarında da böyleydi.  
YÖK öneriyor, Cumhurbaşkanı atıyordu.  
Hatta çoğu zaman, YÖK ilk sırada kimi gönderiyorsa, o rektör oluyordu.  
Cumhurbaşkanlarının ataması sadece sembolikti...  
Pek çok ülkede de benzeri sistemler uygulanıyor.  
Hatta bazı ülkelerde direkt Eğitim ya da Yükseköğretim Bakanı atıyor...  
Yeni sistem, YÖK açısından da Cumhurbaşkanları açısından da sıkıntılı bir durum!  
En doğru adayları önerseler ve en doğru atamaları yapsalar bile mutlaka eleştirenler olacaktır.  
İşte bu yüzden, rektör olma kriterleri bir an önce belirlenmeli ve hayata geçirilmelidir.  
Bu konuda dünyadaki örneklerden de yararlanabiliriz, kendimiz yeni kriterler de getirebiliriz...  
Peki, bu kriterler ne olabilir?..  
Gelin hep birlikte sesli olarak düşünelim ve tek tek yazalım.  
Eksik kalırsa da siz tamamlayın.  
Kriterler ne olmalı? 
Üniversiteler artık çok büyük işletmelere dönüştü.  
Öğrenci sayısı 100 bini aşan üniversitelerimiz var ve çoğu, pek çok ilimizden daha büyük.  
İşte bu yüzden rektörlerin çok farklı özelliklere sahip olmaları gerekiyor. Örneğin:  
* Akademik anlamda herkese örnek olacak bir donanıma sahip olmalı. Yayın ve atıf sayısı gibi akademik kariyerini aynı yerde mi yoksa farklı üniversitelerde mi yaptığı da göz önünde bulundurulmalı, yurtdışı tecrübesi aranmalıdır.  
* Daha önce, bölüm başkanlığı, dekanlık, rektör yardımcılığı gibi idari bir görevde bulunmuş olmalı.  
* Hedefleri olmalı! Üniversiteye, bilime, kente ve ülkeye neler kazandıracağını projelendirmeli.  
* Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz özdeyişi çerçevesinde, bugüne kadar ne yaptığı, çok önemsenmelidir.  
* Sevilen, saygı duyulan, dışa dönük, bulunduğu kentle uyum içinde olan ve en önemlisi de üretken biri olmalı!..  
Ehliyet, liyakat, sadakat! 

***
Siyasi yükü kim taşır? / Muharrem Sarıkaya / Habertürk

Öyle konular vardır ki, kendinden kaynaklanmasa bile siyasi yükünü taşır.

Oysa aklında da vicdanında da yeri yoktur; ötekinin kamuoyu baskısıyla o noktaya gelmek zorunda kalmıştır.

Böyle olsa da siyasi yükün altına, istediği noktaya getiren değil, istemeyerek o noktaya gelen girer.

Tıpkı, idam cezası konusu gibi...

Her ne kadar içinde bulunduğu 1991 yılındaki koalisyon hükümeti döneminde ilk adımı atılmış olsa da MHP o gün yaptığı gibi bugün de idam cezasının taraftarı.

Bu düşüncesinden hiç taviz vermedi.

Dolayısıyla iktidar Meclis’e idam cezasıyla ilgili bir teklif getirirse MHP’nin desteğini bulur.

Nitekim dün sohbet ettiğim MHP yöneticileri de net ifadelerle, “Getirsinler Anayasa değişikliğini, biz destek vermeye hazırız...” dedi.

Dolayısıyla Anayasa değişikliği için 330’u bulma açısından sorun yok.

Çünkü, en son uygulaması 1984’te gerçekleştirilmiş, 2004’ten bu yana da Anayasa’sından çıkmış idam konusunun tekrar getirilmiş olması MHP açısından sorun teşkil etmiyor.***

***
Bu çocuklara güveniyorum / Turgay Demir / Fotomaç

Beşiktaş gurubundaki en zor maçı bugün oynayacak.
Siyah-beyazlı takım kazanırsa matematiksel olarak değilse de büyük ölçüde guruptan çıkmayı garantileyecek.
Kartal deplasmanda Napoli'yi yendiği için bugün alınacak bir puan bile elini güçlendirir.
Peki Beşiktaş Napoli'yi yenebilir mi? Puan alabilir mi?
İlk maçı hatırlarsak birinci yarıda kötü oynamasına rağmen erken golü bulan ve o golün morali ile oyunu tutan bir Beşiktaş izledik. Erken gelen gol o kadar moral verdi ki hakemin iki zorlama penaltı kararına rağmen Beşiktaş oyundan düşmedi ve kazanmayı bildi. İşe bu akşam öncelikle öyle bir "irade" lazım Beşiktaş'a.
Gol atamasa, hatta yese bile oyundan düşmemeli 90 dakika boyunca, galibiyeti kovalamalı Kartal. Tam bu noktada seyircinin de çok önemli bir unsur olacağının altını çizmeliyiz.
Sakat ve cezalılara rağmen bugün maçı kazanabilecek bir 11'i var Beşiktaş'ın.
Savunması yerli yerinde.
Orta sahada Tolgay, Atiba, Gökhan İnler, Oğuzhan dörtlüsü hazır.
QuareSma, Aboubakar da öyle. Yani Napoli ile baş edebilecek bir oyuncu topluluğu mevcut. Motivasyon, öz güven ve çabuk paslaşmalar Beşiktaş'a İtalya'da olduğu gibi çok değerli bir galibiyet getirebilir. Kartal'ın bunu yapabilecek gücü var. Ve ben bu çocuklara güveniyorum.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş