Medya Arkası (04.04.2017)

Medya Arkası (04.04.2017)
Köşe yazarlarının gündeminde Bahçeli-AKP ittifakının yanı sıra yeni Anayasa değişikliği vardı.

Uçtu uçtu adalet uçtu / Mehmet M. Yılmaz / Hürriyet

HAVUZ  gazetesinin dünkü manşeti “Tam bağımsız HSYK adaleti uçuracak” diyordu.

AKP sözcüleri Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin Türkiye’yi “uçuracağını” söylüyorlar, demek ki gökyüzüne doğru süzülüp gidecek şeyler arasında adalet de var. Gerçi adı artık HSYK değil, HSK olacak ama olsun.

Birinci sayfada şöyle bir spot yazmışlar:

“Yeni sistemde HSYK, Hâkim ve Savcılar Kurulu (HSK) adını alacak ve üye sayısı da 13’e inecek. Üyelerden dördünü Cumhurbaşkanı, yedisini de Meclis’in seçeceği HSK, milli iradeyi tam yansıtan bağımsız ve demokratik bir yapı olacak.”

4 + 7 = 11. 13 üyeden öteki ikisini kim seçiyor?

Acaba aritmetik bilmiyorlar mı diye düşünebilirsiniz. Biliyorlardır kuşkusuz ama bilerek yazmıyorlar ki insanları kandırabilsinler.

Ben söyleyeyim, öteki iki üyeyi de Cumhurbaşkanı seçiyor. Birisi Adalet Bakanı, diğer bakanlık müsteşarı.

Yani 13 üyenin altısını Cumhurbaşkanı tek başına seçiyor.

Meclis’in seçeceği üyeler için önce nitelikli çoğunluk aranacak ama nitelikli çoğunluk sağlanamaz ise her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında kura çekilecek. Meclis çoğunluğunun istemediği kimse HSK üyesi olamayacak.

Meclis çoğunluğunu, iktidar partisinin genel başkanı olarak zaten Cumhurbaşkanı seçecek.

Ve bu HSK, “milli iradeyi tam olarak yansıtan bağımsız ve demokratik bir yapı” olacak!

Adalet de gerçekten uçup gidecek ve kim bilir bu topraklara bir daha ne zaman dönecek.

 

 

Milletin hakkı için konuşmak! / Güngör Mengi  / Vatan

Türkiye’de siyasi partiler, hatta seçmenleri, özellikle seçim zamanlarında birbirine düşman gibi kutuplaştırıldığı için AB ülkeleri gibi bir uzlaşma kültürü maalesef oluşamıyor.

Oysa Binali Yıldırım’ın “67 yılda 24 hükümet” diyerek örnek gösterdiği Almanya Hitler’den sonra sadece koalisyon hükümetleriyle ve “istikrarla” yönetilmiş.

Merkel 12 yıldır koalisyon hükümetlerine başbakanlık yapıyor. Avrupa’da 22 devlet koalisyonla yönetiliyor.

Demek ki sık seçime gitmekle koalisyonlar arasında doğru orantı kurmak mümkün değil.

Onlara bakınca, istikrar ile koalisyon arasında ilgi kurmak da hiç mümkün değil. (7 Haziran sonrası AKP-MHP bugünkü gibi anlaşsa ve kısa sürede koalisyon kurulsaydı tekrar seçime gidilmeyecekti. Teröre gelince, tek parti hükümeti sırasında Türkiye’de terör olmadığı söylenebilir mi?)

Enflasyonla verilmek istenen mesaj! / Murat Muratoğlu / Sözcü

Ne o gelirimiz her geçen gün eriyormuş. Neyse ki referanduma az kaldı. Asrın Lideri; “Enflasyon yüzde 2'ye düşmüştür!” kararnamesi çıkartacak. Sonra ne yapacaksınız? Şimdi atıp tutmak kolay, o zaman itiraz etsenize…

Nitekim “evet” cephesinin dehası, MHP'nin başı; “Türkiye'de diktatör olmaz. Bir defa diktatör Türkçe değil” açıklamasıyla yüreklere su serperken aynı zamanda kirli bir oyunu da açığa çıkartmış oldu. Nasıl? Enflasyon da Türkçe değil! Demek ki enflasyon Türkiye'de yükselemez. Zaten bu işin kurmaca olduğu o kadar belli ki… Tüketici fiyatları bazında mart ayında en yüksek fiyat artışı yüzde 27.53 ile mandalinada gerçekleşmiş.

Evet, vatandaşın tercihine saygı duyulmalıdır / Elif Çakır / Karar

Sadece bu referandumun gerekçesiyle bile düşünüldüğünde çok vahim bir hata olduğunu mükerrer olarak yazdım: En basitinden “Başkanlık Teklifi”ni raflardan indirilmesine rehberlik yapan MHP’nin ve lideri Devlet Bahçeli’nin argümanıyla bağdaşmıyordu.

AK Parti’ye “Getirin başkanlık teklifinizi Meclis’e” çağrısı yapan Devlet Bahçeli bu çağrısının altını şöyle doldurmuştu: “Biz TBMM’de bu işin içinden çıkamayacağız. Ortada yürüyen yasal olmayan bir süreç, fiili bir durum söz konusu. Milletimize gidelim ve soralım. Nasıl yönetilmek istediğine millet karar versin. Millete gitmekten korkmayalım.”

Ben de özellikle MHP’li siyasetçiler ve Devlet Bahçeli nezdinden tüm siyasetçilere şöyle seslenmiştim. Hem milletin hakem olmasını isteyeceksiniz hem de milleti tercihinden dolayı suçlayacaksınız neredeyse “vatan haini” olduğuna hükmedeceksiniz. Peki, bu durumda millet nasıl hakem olacak?

Evetçi baskılarda yüzsüz tırmanışlar / Şükran Soner / Cumhuriyet

AKP ile resmi yandaş MHP’nin toplam oy oranlarına göre, anket sonuçlarındaki arasındaki evetçiler oranları arasında çok büyük hayırcı oy verme eğilimi referandum sonuçlarına ya yansırsa?

AKP-MHP ile bağlarını koparmadıklarını söyleyen çok önemli bir çoğunluk, Türkiye’nin rejimini değiştirecek nitelikte gördükleri, dünyada bir örneği olmayan otoriterleşmenin uç örneği Cumhurbaşkanlığı adı altındaki başkanlık rejimine geçişi istemiyorlar. Ancak evetçi, baskıcı, medya güdülemesinin etkisi altındalar.

Açık açık hayırcı çıkış yapamadıkları bir yana, sandığa gitmeden tepki verme eğiliminin en çok işsizlik, ekonomik sorunlar, krizin etkisinde iflasları yaşayan gençlik, esnaf kesiminden gelebileceğini yapılmış anket sonuçları ortaya koyuyor.

İşte tam da bu nedenle evetçilerin kazanacağı kamuoyu baskısı ile, geleceklerini, çıkarlarını İktidarlarına bağlamış geleneksel AKP-MHP seçmeninden, istemeseler de bu korku ve baskıyla sandığa giderek evet oyuna zorlanmaları hedefleniyor...

Hata yapma özgürlüğü / Yavuz Alogan / Aydınlık

En azından TGB yaşlı ve sağcı politikacıların Anayasa konusundaki görüşlerini aktarabilecekleri bir panel düzenleyebilirdi.  Ya da AKP, CHP, MHP, Saadet Partisi gençlik kolları üyeleri ile; Ülkü Ocakları’nın, Bağımsız Türkiye  Partisi’nin ve Büyük Birlik Partisi’nin Referandum’da “hayır” oyu verecek gençlik temsilcilerinin katılımıyla bir “Ulusal Gençlik Meclisi” toplanabilirdi. Böyle bir katılım  olmasaydı da TGB ve Öncü Gençlik bir “Gençlik Meclisi” toplayarak çok daha anlamlı konuşmalarla muazzam bir deneyim (pratik) aktarımı yapabilir, kendi sahici sorunlarından hareketle kararlar alabilirdi.  

EVET, Devlet Şirket, Başkan CEO, Halk Müşteri Demektir – I / Turan Eser / Birgün

Türkiye’de Tek Adam Rejimini Önce ABD İstiyor.

Türkiye’de Başkanlık ve tek adam rejim arzusunun en çarpıcı ifadesi, eski CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunda dile getirilmiştir. Henze’nin, Türkiye’de başkanlığı arzuladığı ve açıkça savunduğu rapor: “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız.

-Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar.

-Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis;

-Meclis’i ikna ettiğimizde, ordu;

-Orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle:

-Yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.

-Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.

Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarını yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz” diyor.

Yani ABD ve sağ liberalizm EVET’çiler kadar Türkiye’de tek adam rejimi savunuyor.

AKP’nin ve MHP yönetimin Türkiye için arzuladıkları hem ABD’nin devleti şirketleştirme hem de eski CIA Türkiye şefi Paul Bernard Henze’nin raporundaki önermelerden farklı değildir.

Nasıl mı?

Onu da bir sonraki yazıya bırakalım.

 FETÖ’nün önlenemez yükselişi / Hikmet Çetinkaya / Cumhuriyet

FETÖ, darbe düşüyle yaşadı bunca yıl... İddianameden öğreniyoruz 25 Temmuz’da ABD’den Türkiye’ye döneceğini.

15 Temmuz’da alçakça kanlı darbe kalkışması oldu. İnsanlarımız şehit oldu. Darbeciler halkın direnişiyle karşılaştı. Darbe girişimi amacına ulaşmadı.

İddianamenin tümünü okuyamadım. Gazetelerde çıkan haberlere baktım. Kanlı kalkışmanın siyasi ayağı olmalı.

2000 yılında böyle bir kalkışmaya girişmediler. Çünkü DSP, ANAP, MHP ortak hükümetiyle araları iyiydi.

FETÖ yapılanmasını Türkiye’nin kılcal damarlarından söküp atmak kolay değildir. Dile kolay. Yargıdan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne dek giden bir yapı bu.

Fethullahçı örgütlenme 1969 yılının sonlarında başlamış, 1980’de önce Kenan Evren’in ardından Turgut Özal’ın kollarında gelişmiş, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel’in ve öteki siyasi liderlerin desteğinde gelişmiş bir örgütlenmedir uzun sözün kısası...

CIA desteğindeki Fethullahçılar hem “Türk İslam” hem de “Kürt İslam” sentezinin öncüleridir...

Fadime Özkan / MHP FETÖ’ye Hayır, 16 Nisan’a Evet diyor / Star

Önce MHP’nin bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu saldırının büyüklüğünü ve niteliğini nasıl değerlendirdiğini açmak gerek. Şuradan başlayalım.

Gülen çetesinin cemaat değil bir işgal örgütü olduğu 2010’da somutlaşmaya başladı. Kumpas davaları, eski genelkurmay başkanının tutuklanması, Mavi Marmara’da katil sevicilik ve 2010 referandumu sonrasında CHP’nin gafleti, AYM’nin dalaleti, FETÖ’nün ihanetiyle yargı işgaline dönen HSYK yapılanması… Hükümetin o dönemde Paralel’in önünü kesmeye çabaladığı ama devletin sinir sistemine 40 yıldır sızan örgütün etkisiyle istenen oranda sonuç alınamaması… Erdoğan’ın katı tutumuna toslayan FETÖ ve sahipleri bir yandan diktatör kampanyasına başlayıp iktidarı sarsmak isterken öte yandan iktidar alternatifleri üretmeye çalışırlar.

Partilere kaset operasyonları bu aşamada gelir. CHP genel başkanı Deniz Baykal koltuğundan edilir. Yerine suni bir rüzgârla şişirilen Kılıçdaroğlu oturtulur.

MHP’de hedef başkanlık divanıdır. Bahçeli’nin genel sekreteri dahil 11 kurmaya yönelik büyük bir operasyon yapılır. Bahçeli şantaja boyun eğmez, sızmayı önler ama yakın çalışma arkadaşlarını kaybeder.

Ancak Bahçeli FETÖ’nün beden değiştiren kötü ruhlar gibi hedefine koyduğu yapıya nasıl musallat olduğunu, o avın nasıl çevrelendiğini diri bir bilinçle tecrübe eder böylece.

Biraz da bu tecrübedir bugün MHP’nin Türkiye yönelik tasallutun mahiyetini doğru okumasının bir nedeni de.

 

Bitmeyen Kürt kartı: Diyarbakır, Kerkük, Münbiç  / Kemal Öztürk / Yenişafak

Kerkük'te Kürdistan bayrağının asılmasını desteklese, Türkmenleri ve Türkiye'yi karşısına alacak. Oysa Barzani ve Türkiye bölgede kaderlerini birbirine bağlamış iki müttefik.

Referandumda AK Parti-MHP ittifakını zora sokan bir hamle oldu aynı zamanda. Bahçeli sert tepki gösterdi. Başbakan Yıldırım da, konuyu BM'ye götürecek kadar, hatta kanlı bıçaklı olduğumuz Bağdat hükümetiyle iş birliği yapacak kadar tepkili olduğumuzu söyledi.

Bağdat hükümeti Kerkük'teki duruma yarım ağız tepki veriyor aslında. Mesele Barzani ve Türkiye'nin Irak'ta, Suriye'de sıkıştırılması olduğundan, perde arkasında İran'la birlikte başarılarını kutlamak için 'salavat' getiriyordur eminim.

 

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş