Medya Arkası (05.09.2016)

Medya Arkası (05.09.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Binali Yıldırım'ın Diyarbakır ziyareti, G-20 Zirvesi, Suriye'ye yapılan operasyonlar ve 15 Temmuz vardı.

Diyarbakır mesajları / Abdulkadir Selvi / Hürriyet

BAŞBAKAN Binali Yıldırım'la birlikte Diyarbakır'daydık.

90’lı yılların OHAL’li günlerinden çözüm süreçlerine kadar Diyarbakır’da birçok acıya ve tarihi kırılma anlarına tanıklık ettim.

Başbakan, dün 14 bakanıyla birlikte, yatırım ve destek programını açıklamak üzere Diyarbakır’daydı.

Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan Diyarbakır’a doğru yola çıktıktan kısa bir süre sonra Başbakan, gazetecilerin bulunduğu bölüme geldi. Hal hatır sordu, ayaküstü sohbet ettik.

Öğle saatlerinde indik Diyarbakır’a. Şehir sakindi. Ama hiç görmediğim şekilde güvenlik önlemleri alınmıştı. Yollara 200 metrede bir polis dizilmiş, kavşaklarda ise TOMA’lar ve zırhlı araçlarla tedbir alınmıştı.

Başbakan, bölgeye yapılacak yatırımları Cahit Sıtkı Tarancı Spor Salonu’nda açıklayınca, tahmin edeceğiniz gibi söze Cahit Sıtkı’nın şiiriyle başladı.

“Memleket isterim/Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun/Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Başbakan, Diyarbakır’da yatırım paketini açıkladı ama asıl, çok önemli siyasi mesajlar verdi. Bunları maddeler halinde sıralamak istiyorum.

1) Bunların başında şüphesiz ki, çözüm süreci geliyordu.

“Çözüm mözüm yok” dedi. Çözümde PKK-HDP’yi aradan çıkaran, doğrudan milleti hedef alan perspektifi gündeme getirdi. “Çözüm millettir. Çözüm milletle olur” diye konuştu. Çözümü bölge halkına emanet etti. Şehit cenazelerinin geldiği bir konjonktürde çözümden söz etmenin zorluğunun farkındayım. Hükümetin doğrudan bölge halkını muhatap alan yaklaşımını önemli buluyorum. Ama eninde sonunda bu iş sivil yöntemlerle çözülecek. Zaten AK Parti’nin asıl hikâyesi Kürt sorununa sivil çözüm değil miydi?

2) Başbakan, Almanya’da PKK’nın terör örgütü olmadığını söyleyen HDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’a kızgındı. Her fırsatta bu konuya değindi. Diyarbakır Meydanı’ndan Demirtaş’a seslendi.

“Gel de Tanışıklı köyünde konuş, gel de Dürümlü’de konuş. Gel de PKK’nın katlettiği 6 Diyarbakır evladının karşısında konuş. Gel de PKK’nın evladını şehit ettiği Oya Eronat’ın karşısında konuş.”

Başbakan, Demirtaş’a tepki gösterirken, PKK’ya yüklenirken meydandaki halkı izledim. Coşkulu bir şekilde karşılık veriyorlardı.

Şehir savaşlarından bu yana bölgede hava değişmiş. Bu dağa çıkışlara da yansımış. Başbakan açıkladı. 2015 yılına göre dağa çıkışlarda 10 kat azalma olduğunu.

3) Başbakan’ın mesajlarında iki nokta önemliydi. Çünkü Diyarbakır’a ayak bastığım anda, yeni bir 6-7 Ekim tedirginliğinin yaşatılmak istendiğine tanık oldum. Başbakan’a da iletilmiş olmalı ki, konuşmasında bu konuya değindi.

“Vatandaşlarımızı yeniden sokağa çağırıyorlar. Vatandaşlarımız sokağa çıkarsa bunlar kaçacak delik arar” dedi. HDP’nin bu tehdidi ciddiye alınıp, gerekli tedbirler alınmış. HDP ne yaparsa yapsın, yeni bir 6-7 Ekim’e izin verilmeyecek.

4) Diyarbakır’a bu kez gelişimde dikkati çeken yeni bir unsur ise 15 Temmuz ruhuydu. 15 Temmuz’da bölge halkı sokağa çıkmış, kışlaların etrafını çevirip tankların çıkışına izin vermemişti. 15 Temmuz duruşu, demokrasi nöbetleri ile perçinlenmişti.

15 Temmuz bölgede de yeni bir mutabakat zemini oluşturmuş. O yüzden Başbakan, Diyarbakır’da kürsüye çıkınca, “Dağkapı ruhu Yenikapı ruhu ile buluşuyor” diye söze başladı. Oluşan yeni mutabakat zeminini iyi değerlendirmek lazım.

***

‘Kardeş kavgasına bir nihayet olsun’ / Mahmut Övür / Sabah

Başbakan Binali Yıldırım ve kabinesi Diyarbakır'da... Diyarbakır Kültür Merkezi'ndeki Cahit Sıtkı Tarancı salonundayız. Ön sıraya bakıyorum, hükümetin üçte ikisi burada. Nurettin Canikli, Ahmet Arslan, Veysel Eroğlu, Süleyman Soylu ve kabinenin çiçeği burnunda bakanı Mehmet Müezzinoğlu dikkat çeken isimlerdi. Başbakan Yıldırım kürsüden, bölgeye, bölgeyle Türkiye'yi kaynaştıran şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın o insanın içini ısıtan dizeleriyle sesleniyor:
"Memleket isterim, 
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun 
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun..." 
Dizeler bir anlamda ekonomik paketin hedefini de özetliyor. Bölge aslında uzun yıllardır sık sık terörü sonlandırmak için açılan ekonomik paketlere alışkın. Ancak bu kez, söylenenlerden umutlu çünkü ilk kez bu kadar iddialı bir paketle karşılaşıyor. Bu bir ekonomik hamle... Diyarbakır'dan Hakkâri'ye Şanlıurfa'dan Kars'a 23 ili kapsıyor. Sadece hayvancılığı ve tarıma yönelik değil, kentsel dönüşümden sanayiye, yatırımı teşvik ettiği gibi Sanat Müzesi'nden Müzik Evi'ne sosyal hayatı da kucaklıyor. 2020'ye kadar yaklaşık 140 milyar liralık bir yatırımdan söz ediliyor. Başbakan Yıldırım, ekonomik hamleyi tek tek anlatırken, siyasi mesajlar da verdi. İki mesajı öne çıkıyordu:
1. "PKK-PYD ve DAEŞ'in Suriye'den Türkiye'ye yönelik saldırıları sürdükçe biz deoradayız." 
2. "Çözüm mözüm yok, çözüm millettir." 
Başbakan Yıldırım uzun uzun yapılacak yatırımları açıklarken hükümeti denetlemek için de şu çağrıyı yaptı: "Bunları söylüyoruz ama takibini siz yapacaksınız. AK Parti söz verdi mi yapar. Ama siz de takip etmelisiniz." 

***

G20’nin ışığında nasıl bir büyüme? / Güngör Uras / Milliyet

Dün Çin’de başlayan G20 toplantısına katılan Sayın Cumhur-başkanı’nın yabancı devlet adamlarıyla yaptığı ikili görüşmeler öne çıkınca, toplantıda nelerin konuşulduğu, nelerin olup bittiği dikkatlerden kaçtı.

Çin’de gündeme gelen konuların ve tartışmaların neler olduğunu bilmezsek, nasıl bir dünyada yaşadığımızdan, küresel ekonominin durumundan haberimiz olmaz. 

Hedef: Canlanma

Hedef, “küresel ekonomide canlanmanın başlatılması...” Farklı başlıklarda toplanan sorunların çözüm reçetesi ise: inovatif (yenilikçi), canlı, bağlantılı ve kapsayıcı büyüme olarak belirlenmiş. Küresel finans krizinin üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen, dünya ekonomisi hâlâ toparlayamadı.

ABD’de büyüme yeterince canlı değil. AB ülkelerinde talep zayıf, işsizlik ve borçluluk yüksek. Kriz sonrasında küresel ekonomiye umut olan yükselen piyasalarda da durum iyi görünmüyor. Emtia fiyatlarında son yıllarda görülen sert düşüşler Rusya, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin ekonomilerini zora soktu. Para politikalarıyla talep ayarlamaları artık işe yaramıyor.

Bu koşullar altında, küresel ekonomide toparlanma yavaşladı. Güç hale geldi. Küresel ekonomi finans odaklı olarak son 20 yılda parlak bir dönem geçirdi. Bugün ise yapısal düzeltme içindeler.

Eskisi gibi, para ve maliye politikalarında gevşemeye gitmek, bu yolla talep ayarlaması işe yaramıyor. Dünya ekonomisi çıkmazdan kurtulamıyor. Çünkü, sorun yapısal.

***

Uyarıyorum: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor... / Yusuf Kaplan / Yeni Şafak

15 Temmuz karanlık, felâket dolu bir gece olarak başladı; ama aydınlık, rahmet yüklü bir yere ulaştırdı bizi.

Tanklara karşı göğsünü siper eden yürek ülkesi Anadolu kıtasının çocukları, tarihin akışını değiştirecek taze bir doğuma, yeniden, dimdik bir doğruluşa imza attı; eşi görülmemiş bir destan yazdı.

15 Temmuz, bir milat oldu; umut ışığı sundu.

DİKKAT! 15 TEMMUZ'UN UMUT IŞIĞI SÖNDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR!

Ancak 16 Temmuz'dan itibaren bu umut ışığı birileri tarafından söndürülmeye çalışılıyor ama bunu göremiyoruz işte!

15 Temmuz gecesi, bu milletin ruh köklerinden fışkıran ruhu şahlandı. 16 Temmuz'dan itibaren bu ruh günbegün boğulmaya, yok edilmeye çalışılıyor.

15 Temmuz gecesi, tankların altına yatanlar, bu ülkenin ruh köklerinden süt emen kimsesiz, asil insanlardı.

16 Temmuz'dan itibaren, birileri düğmeye bastı; NATO kafalı Kemalist generalleri art arda ekranlara çıkarmaya başladı.

Fırsatperest Kemalist ve laik tipler, 15 Temmuz'u var eden ruhun kaynağını oluşturan cemaatleri, tarikatleri hedef tahtasına yatırıyorlar.

Görünüşte amaçları, FETÖ'yü cemaat olarak sunmak, “cemaatlerin Türkiye için ne kadar tehlikeli olduğu” algısıoluşturmak... Ama gerçekte, asıl amaçları, cemaatler, tarikatler üzerinden 15 Temmuz'da şahlanan, bizim tarih yapmamıza imkân tanıyan ruhun ana kaynağı İslâm'ı vurmak!

Özür dilerim ama bunu göremeyen ya salaktır ya da asalak!

15 TEMMUZ SÜRECİ, 28 ŞUBAT'TAN DAHA TEHLİKELİ!

Buradan geleceğim nokta hayatî: 15 Temmuz süreci diye bir süreç başlatıldı. Tıpkı 28 Şubat süreci gibi, sağ gösterip sol vuruyorlar, yanı cemaatleri, tarikatleri gösterip bu ülkenin İslâmî ruh köklerini çökertmeye çalışıyorlar.

15 Temmuz süreci'nin 28 Şubat sürecinin bir uzantısı olduğunu, 28 Şubat'tan daha karmaşık ama daha tehlikeli bir süreç olduğunu görelim lütfen.

Kemalist generaller, NATO eğitimi almış, beyinleri NATO'da yıkanmış, geçmişlerinde solculuk-sosyalistlik sosu bulaşmış türedi ama tehlikeli tipler.

Tehlikeli; çünkü amaçları FETÖ'yü bahane edip cemaatleri ve tarikatleri hedef göstererek bu toplumun bu topraklarda bin yıldır dünya tarihini yapmasını mümkün kılan medeniyet dinamiklerimizi, iddialarımızı ve ruhumuzu yok etmek.

***

‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyebilen lider ve G-20 zirvesi / Yiğit Bulut / Star

Dünya denklemine hakim olduğunu düşünenler G-20 gibi zirveleri “sıradan” geçiştirmeye çalışırken, Türkiye gibi YENİ DENKLEM’i insanlık uğruna değiştirmeye çalışan ülkeler, zirve görüşmelerini farklı görüyor. Bu G-20 için de aynı gerçek söz konusu; Türkiye, Rusya ve Çin için bu G-20 farklı...

Bu noktada bence asıl sorulması gereken soru; dünya denklemi nereye gidiyor ve özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan dünya dengesinde insanlar ne uğruna öldü? Bu insanlar gerçekten savaş-terör kurbanları mı yoksa dünyayı değiştirmek isteyen güçlerin planında kâğıt üstünde hesapladıkları ölüler mi? Eğer öyleyse; sistem ve sistemi zorlayanlar bu kadar acımasız olabilir mi? Sistemi zorlayanlar bu kadar acımasızsa; Türkiye’nin Ortadoğu’da bu güçlerle yapabileceği işbirliği veya onlara karşı koyması hangi boyutlarda, nasıl sorgulanmalı? FETÖ gibi terör örgütleri ile Türkiye’de ve Ortadoğu denkleminde yapmak istedikleri ne? Terör örgütlerine meydanlarını açıp, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı’na canlı yayın izni vermeyen Almanya odaklı AB’nin niyeti ne?

Sevgili dostlar, biraz geriye gidip, ABD’de, özellikle son 60 yıl içinde gelişen ve sonuçları bütün dünyayı etkileyen ‘askeri güce’ dayalı yapı ile ‘finansal güce’ dayalı model arasındaki kavgayı hatırlamak gerekiyor. ABD’nin yaptığı askeri harcamalar, işgal ettiği topraklar, karşı çıkan başkanlar, suikastlar ve sonrasında gelen dünya düzenindeki küçük oynamalar. Bütün bu kavga, 1945-2001 arası yaşanan sürece damgasını vuran fakat bir türlü adı konamayan gizli bir güç savaşının dışavurumu: ABD’yi ve dünyayı hangi grup yönetecek? 11 Eylül, bu kavganın taşması ve 1945 sonrası başlayan süreçte, bugüne kadar birbirine kesin bir üstünlük sağlayamayan iki ideoloji arasında askeri modelin öne çıkması. Gelinen sonuç çok açık: ‘Artık kendini saklamayan’ askeri güce dayanan ‘yeni bir dünya düzeninden yana olanlar’ ve karşılarında ‘eski dünya düzeni içinde kendine yer tutmaya’ çalışanlar... Bu noktada “Dünya 5’ten büyüktür” cümlesini bir daha hatırlayalım...

***

Başbakan Yıldırım halkın diliyle konuşuyor / Rahim Er / Türkiye

Pazar günü Başbakan Binali Yıldırım’la birlikte Diyarbakır’daydık. Kendisine 15 bakan, Diyarbakır milletvekilleri ve 14 basın mensubu ve çok sayıda bürokrat refakat etmekteydi. Diyarbakır ziyaretinin sebebi, “Doğu ve Güneydoğu’ya Yatırım ve Destek Hamlesi”ydi. 
Havaalanından doğrudan Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi’ne gittik. Artık Diyarbakır için çok küçük kalmış olan bu salon Diyarbakır’ın güzel insanları tarafından lebaleb doldurulmuştu. O güzel Diyarbakırlılardan daha başka güzel kardeşlerimiz de yol boyunca Bayrağımızı dalgalandırarak Başbakanı selamlıyor, hoş geldin diyorlardı.
Binali Bey, projeyi uzun uzadıya anlattı. 23 doğu ve güneydoğu ilimize yeni ve büyük yatırımlar  yapılacak. Bu iller, kümelere ayrılmış, her kümeye bir il merkezlik yapacak. 
Başbakan, vazifeye geldiği 100 gün içinde bu, Diyarbakır’a gelişinin 3. ziyareti. Mevzubahis proje paketi, hem çok şümullü ve hem de yatırımcılar için çok cazip; Devlet, yatırımcıya toprağı bedava verecek. Binayı yapıp faizsiz kiralayacak, içindeki araç parkını yine faizsiz ve uzun vadeli satacak. Hepsinden önemlisi üretilen mamulü devlet satın alıp pazarlayacak. Yatırımlar, hayvancılıktan meskenlere, hastanelere, stadyumlara, bölücü örgütüne rağmen Silvan Barajının yapımına kadar listeler hâlinde uzayıp gidiyor. Sur ilçesi aslına uygun yeniden inşa edilecek. Ayrıca terörden ziyan gören vatandaşlara nakdî yardım yapılacak, himayeye muhtaç vatandaşlara sosyal korumacılık temin edilecek.? Yatırımların toplamı inanılmaz rakamları bulmakta. Başbakan, bunları saydıktan sonra “bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye 3. kişiler adına sordu. Ve cevabını verdi; “Kaynak, gençliğimizdir, kaynak milletimizdir!” dedi ve ekledi: “En sevdiğim kelime ‘yatırım’dır.” Sonra da sebebini açıkladı. Yatırımın refahın anahtarı olduğunu...
Başbakan kapalı salon toplantısından sonra Valilik Meydanını dolduran vatandaşlara hitap etti. Toplu açılışlar yaptı. Başbakan toplu açılışa diğer partileri davet ettiğini söyledikten sonra davete icabet eden MHP İl Başkanı Reşat Güngör’e teşekkür etti. Diyarbakırlılar, sıcak bir pazar günü yatırım haberlerini kaynağından heyecanla dinlediler.

***

Menbiç-El Bab / Mete Yarar / Karar

Türk Silahlı Kuvvetleri, bayrağını göstererek yapmış olduğu Suriye’deki ilk operasyonda kendisine hedef ve ilerleme çizgisi olarak gördüğü noktaya muhtemelen ya bu yazı yayımlandığında ya da bir gün sonra ulaşmış olacaktır. Önümüzdeki dönem aslında Türkiye’nin Suriye’de neler yapabileceğinin ve hangi noktalara ilerleyeceğinin tartışıldığı bir dönem olacaktır. Çünkü ABD’nin ısrarla YPG’nin Fırat’ın doğusuna ilerlediğini ileri sürmesinin altında yatan bir sebep var. PYD’nin almış olduğu noktaların Türkiye tarafından daha fazla aşağıya doğru indirilmesini engellemek amacıyla, o bölgelerde Suriye Demokratik Güçleri’nin olduğunu ima etmeye çalışmaktadırlar.

Muhtemelen Türkiye ile ABD arasındaki gerilim de, Amerikalıların SDG’ye ait olduğunu ileri sürdükleri ancak Türkiye’nin PYD’nin kontrolünde olduğunu bildiği bölgelerin kimin kontrolüne geçtiği ile ilgili olacaktır. Türkiye, harekâtı Menbiç’e doğru ilerlettiğinde aynı tartışma sanırım ülkemizde de başlayacaktır.

İkinci sorun El Bab’ın geleceği… Çünkü El Bab’ın, IŞİD’in en fazla direnç göstereceği nokta olduğu söyleniyor. Hemen Çobanbey’in güneyinde başlayan hattın, IŞİD’in çok fazla mayınlama ve uzun menzilli tanksavar silahlarıyla takviye edildiği istihbaratının olduğu çok kuvvetli bir şekilde dile getiriliyor. Güneye doğru bir operasyon planlanmazsa ve Türk tankları buna destek vermezse açıkçası operasyonun hızı çok da yeterli olmayacaktır.

Türkiye birinci safhayı muhtemelen bayram öncesi tamamlayacaktır. Yani Çobanbey’in hemen güneyi ve Cerablus arasındaki hattı tamamlayacak veya yığınaklanmasını yapacaktır. Birinci safhanın gelişen durumunda Azez ile Çobanbey arasındaki bazı köylerin ve ilerleme hattının güçlendirilmesi ile ilgili alanda çalışmalar yoğunlaşacaktır.

Benim tahminim, Türkiye eğer Menbiç ve El Bab hattına ilerleyecekse bu operasyonu bayram sonrasına bırakacaktır. Bu arada Özgür Suriye Ordusu bölgede mevzilerini kuvvetlendirecek, TSK’da takviye unsurlarını bölgeye gönderecektir.

***

ABD-İsrail’in Kürt oyunu ve Erdoğan Obama görüşmesi / Aziz Üstel / Star

Milliyet Gazetesinin Washington muhabirliğini yapan Turan Yavuz ABD’nin Kürt Kartı adlı kitabında Kürtlerin, özellikle de Iraklı Kürtlerin uzun yıllardır ABD tarafından nasıl kullanıldığını anlatır. İsrailli yazar Benjamin Beit-Hallahmi İsrail Bağlantısı: İsrail Kimi Neden Silahlandırıyor? adlı yapıtında İsrail’in Arap ülkelerini zayıflatmak için Arap ve Müslüman ülkelerdeki etnik ve dini azınlıkları kışkırttığını vurgular ayrıntılarıyla:

“Ortadoğu’daki Kürt azınlık her zaman İsrail’in ilgi alanı içindedir. Mossad’ın Kürtlere desteği 1958 yılında başladı. İsrailli askeri danışmanların cephane ve silah kapsayan daha geniş boyuttaki yardımıysa 1963’te başladı ve günümüze kadar sürmektedir.

“Ağustos 1965’te İsrailli askeri uzmanlar Kuzey Irak dağlarında silahlı eğitim kampları açtılar. Haziran 1966’da İsrail Başbakanı Levi Eshkol Kürt liderleriyle görüşmeler yaptı. Derken 1967 savaşında Iraklı Kürtler, İsrail’in isteği doğrultusunda Bağdat’a bir saldırı düzenledi ve Irak ordusunun diğer Arap ülkelerine yardım etmesini engelledi.”

İsrail, Turan Yavuz’un kitabına göreyse, ta işin başından beri Kuzey Irak’ta, Kürtlere bağımsız bir Kürdistan sözü vermiştir. İsrail Parlamentosu Knesset’in üyesi Luba Eliav 1966’da Kürt Hareketinin önderi Molla Mustafa Barzani’yle yaptığı görüşmede, “İsrail’in Kürt Devleti kurulması ve Kürt halkının kalkınması için askeri, ekonomik ve teknik yardım vermek istediğini” açıklamıştı.

Erdoğan ve Obama görüşmesi

Özetle Ortadoğu’da Kuzey Irak ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunu kapsayan bir Kürt Devleti, İsrail ve baş destekçisi ABD’nin hedefidir. FETÖ ve PKK katilleri, DEAŞ ve Suriye’de ABD’nin yerleştirmeye çalıştığı YPG kantonu hep bu amaca hizmet etmektedir. Türkiye bundan 7 yıl önce dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın one minute çıkışıyla başlayan duruşunu ve tavrını bugün de Cerablus harekatı Fırat Kalkanı’yla pekiştirmiştir. G-20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Obama’yla yaptığı görüşmede, Türkiye’nin terörün her türlüsüne karşı duracağını, adı ister DEAŞ ister PKK ister YPG olsun, Türkiye’nin bir terör koridoruna izin vermeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Bu kararlı duruş ve FETÖ nam kaltabanların 15 Temmuz darbe girişiminin milletçe ezilmesi Türkiye’nin en azından bu coğrafyada önder ülke olduğunu ve bundan böyle kabuğuna çekilmiş, çevresinde gelişen olayları izleyen değil onlara yön veren konumunu dosta düşmana göstermiştir.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş