Medya Arkası (10.10.2016)

Medya Arkası (10.10.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Şemdinli'deki patlama, FETÖ ve ByLock, Lozan, tekli eğitim sistemi ve Türkiye-İzlanda karşılaşması vardı.

PKK'yı Musul'a hangi kılıf altında sokmak istiyorlar / Abdulkadir Selvi / Hürriyet

ANKARA'da PKK'lıların bombalı araçla yapmayı planladıkları katliam son anda önlendi.

Ankara’nın Gölbaşı girişindeki kontrol noktasına saldırıp insanlarımızı öldürmeyi planlamışlar.

Ankara’da gerçekleştiremediklerini Şemdinli’de başardılar.

20 Temmuz 2015 tarihinden bu yana, Türkiye, sistematik bir terör saldırısıyla karşı karşıya.

Bir yanda PKK ve DAEŞ’in canlı bomba ve bombalı araçlarla yaptıkları saldırılar ile şehir savaşları, diğer yanda ise PKK’nın kan kardeşi FETÖ’nün darbe girişimi.

Suriye ve Irak dizayn edilirken Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışıyorlar.

Musul operasyonu gündeme gelince, PKK tekrar sahaya sürüldü.

Biz içeride terörle meşgul olalım ki onlar Türkiye’yi Musul denkleminin dışında tutsunlar.

PKK, 1 yılı aşan kanlı saldırılarıyla Türkiye’yi iç savaşa sürüklemeye çalışırken müttefikimiz ABD, Suriye’de PKK’nın kolu olan PYD-YPG ile Musul operasyonuna ise İran’ın güdümündeki KYB görüntüsü adı altında PKK’yı dahil etmeye çalışıyor.

***
Böyle devam mı edecek? / Okay Gönensin / Vatan

İnsanlar bir pazar sabahı, 18 şehit haberiyle uyandıkları zaman sarsılırlar.

Askerdeki çocuklarını düşünürler. Askere gidecek çocuklarını düşünürler. İçleri burkulur.

Bu ülke insanının buna neden mahkum olduğunu düşünürler. İçleri biraz daha burkulur.

Bundan sonra, “bitsin artık bu işler” diye düşünürler, inançlarına göre dua ederler.

Bu arada yöneticilerin beyanatları gelir. Yüzlerce, belki binlerce kez tekrarlanmış aynı kelimeler, aynı cümleler bir kez daha tekrarlanır.

Otuz küsur yıldır aynı şeyleri yaşaya yaşaya geldiğimiz noktada çözüm aramaktan vazgeçtiği zaman, toplum gerçekten kaderine teslim olmuş demektir.

Otuz küsur yıldır, kısa bir dönem dışında aynı politika izleniyor, sonuçlar asla değişmiyor, kınama ve “beli kırıldı” beyanatları da asla değişmiyor.

“Devlete bağlı” Kürt aşiretlerinin PKK’yı kınamasından bir fayda sağlanmayacağını bile bile aynı hareketleri yapmanın etkisizliğini de görmüyoruz.

Çünkü o aşiretlerden kaç tane gencin, aşiret reislerinden kaçının çocuğunun, yeğeninin dağda olduğuna gözümüzü kapıyoruz.

“Barış sürecini” tekrar talep dene bir toplumsal iradenin ortada görünmediği doğrudur. Ama bu, toplumun barış istemediği anlamına da gelmiyor.

Barış istememek, bu ülkenin insanlarının çocuklarını kaybetmeye, milyonlarca insanın mutsuz yaşamaya devam etmesini istememek en büyük akıl tutulmasıdır.

***
Fetö'cülükte bylock kriteri / Mehmet Tezkan / Milliyet

Darbe girişiminin üzerinden üç ay geçti.. Hâlâ her gün onlarca kişi gözaltına alınıyor, sorgulanıyor tutuklanıyor..
İçlerinde albaylar var, polis müdürleri var, akademisyenler var..
İnsanlar merak ediyor.. İnsanlar soruyor.. 
Darbeye katılmışlarsa çoktan yakalanmaları gerekirdi..  FETÖ’cülerse, FETÖ’cü oldukları yeni mi ortaya çıktı? Neden şimdi? 
İşten atılmalar, gözaltılar daha ne kadar sürecek?İki sorunun tek bir yanıtı var..

ByLock!. 

ByLock, Fethullahçıların haberleşme sistemi.. Şifreyle giriliyor.. Yani Fethullahçı olmayanın ByLock’u kullanması imkansız..  Gerçi yolun başında App Store’a koymuşlar ama o ara kaç kişi indirip, kullanmıştır ki.. Sonra şifrelemişler..
‘ByLock’da 215 bin 92 hesap varmış..  Şu ana kadar 170 bin fazlası belirlenmiş.. Hesapların kime ait olduğu çözüldükçe; yeni görevden uzaklaştırmalar, yeni gözaltılar, tutuklamalar kaçınılmaz oluyor..
Çünkü; şu anda FETÖ’cü suçlamasındaki en önemli kriter ‘ByLock’cu olup, olmamak.. 
‘ByLock’cular da kendi içinde üçe ayrılıyor.. Sık kullananlar  kırmızı listede..  Belli aralıklarla kullananlar turuncu listede..  Tek tük girenler mavi listede..  Onlar  kısmen yırttı..
En azından gözaltına alınmazlar, tutuklanmazlar..
Kırmızı listedeysen, turuncu listedeysen kaçışın yok..
FETÖ’cüsün..
CHP’li Ağbaba’nın raporuna göre; 12 bin emniyet görevlisi, 24 bin 715 öğretmen, 2 bin akademisyen, 2 bin sağlık görevlisi meslekten uzaklaştırıldı..
Kamuyla bağlantıları kesildi..
Merak ediyorum; hepsi ByLock kullanıyor muydu? 
FETÖ’cü ise ‘ByLock’cu  da olması lazım..
‘ByLock’cu değilse, çok üst düzey yönetici olup kendini gizlememişse nasıl FETÖ’cü?
215 bin kişinin içine bile girememiş..  FETÖ’cüler haberleşme ağının  içine almadıklarına göre..
Demek ki; FETÖ’cüler bile FETÖ’cü saymamış..  Şifre vererek FETÖ’cü yapmamış..

ByLock kriteri önemli.. 

***
Lozan ve hilafet / Taha Akyol / Hürriyet

ASLINDA iyi oluyor, bilgi süzgecinden geçmemiş söylentiler tartışmaya açılıyor, "bilgi"nin eleştirisinden geçiyor.

Bu söylentilerden biri, İsmet Paşa’nın Lozan’da “hezimet”e uğramakla kalmayıp hilafeti de sattığıdır.

Bunun delili nedir?

Delili, İngiltere parlamentosunun, ancak Türkiye’de hilafet ilga edildikten sonra Lozan Antlaşması’nı onaylamış olmasıymış.

Lozan’da 24 Temmuz 1923’te imzalanan antlaşma, Türkiye’de 14 Ağustos’ta Meclis’e sunuldu, 21 Ağustos’ta görüşmeye başlandı, ciddi surette tartışıldı, 23 Ağustos’ta onaylandı.

Türkiye işi sürüncemede bırakmamıştı, çünkü onay üzerine İstanbul ve Çanakkale’deki İngiliz ve Fransız işgali sona erecekti. Öyle de oldu.

İNGİLTERE NİYE GECİKTİRDİ?

İddiaya göre İngiltere, Türkiye’nin hilafeti kaldırmasını beklemişti.

İşte 3 Mart’ta hilafet kaldırılmış, İngiliz parlamentosunda Lozan görüşmeleri 1 Nisan’da başlamış, 6 Ağustos’ta onaylanmıştı.

Delil diyorduk ya, delil bu!

Halbuki “zamanlama manidar” değildir. Çünkü, İngiltere Lozan onayını, bizdeki hilafete bakarak ayarlamadı.

Sebep İngiltere’deki hükümet buhranlarıdır. İnip çıkan hükümetler sonunda, artık İngiltere’nin “doğu sorunlarını” bırakıp açlık sınırındaki ekonomiyle ve yeniden krize giren Avrupa sorunuyla ilgilenmesini savunan İşçi Partili Başbakan Ramsay McDonald Şubat 1924’te iktidara geldi, nisanda Lozan’ı onay için parlamentoya sevk etti.

***
Tekli eğitime geçmek doğru mu? / Ömer Dinçer / Habertürk

Sayın Başbakan, “Orta Vadeli Program” içinde, eğitimle ilgili çok önemli kararlar açıkladı. Buna göre, 2019 yılından itibaren “okul öncesi eğitim” zorunlu hale getirilecek, tüm ülkede tekli eğitime geçilecek ve 5. sınıf yabancı dil eğitimine ayrılacak.

Tekli eğitime geçme kararı bir bütün olarak bakıldığı zaman doğru bir tercihtir. Sabahın çok erken saatlerinde veya akşam geç saatlere kadar eğitim yapma yorgunluğundan kurtulmuş olacağız. Her bir çocuğun eğitimi için daha fazla süre ayrılabilecek. Ayrıca anne ve babası çalışan çocukların birçok sorunu çözülecek.

Şu anda ikili eğitim yapılan okul oranı ilköğretimde yüzde 20, ortaöğretimde yüzde 11 civarında. Bu demektir ki okulların yüzde 80-85’inde şimdi bile tekli eğitim yapma imkânı var. Zaten pek çok ilde tekli eğitim yapılmaktadır.

2011-12 yıllarında sadece 11 ilde ciddi derslik ihtiyacı bulunmaktaydı. Bakanlığın son verilerine göre ciddi derslik ihtiyacının olduğu il sayısı 15’e çıkmış görünüyor.

Aslında, hiç beklemeksizin bütün illerde ortaöğretimde tekli eğitime geçilmelidir. Derslik sayısında dengesiz dağılım varsa, öncelikle ilkokullarda sonra da ortaokullarda ikili eğitim 2019’a kadar devam edebilir. Böylece kademeli bir geçiş sağlanmış olur.

***
Kriz bahane olmuş / Umut Eken / Fanatik

Bu kadar kolay teslimiyet kabul edilemez. Sahaya çıkanlar kendilerine bahane bulmuş gibi görünüyor. Sonuç ne olursa olsun ve hatta kazansalar bile milli takım krizinin konuşulacağını biliyorlar. EURO 2016'dan bu yana olan biten her kötü şey, sahaya çıkanların kalkanı olmuş gibi.

Konsantrasyonu yerinde olan belki de tek oyuncu Volkan Babacan. O da doğal bir kaleci refleksi sergiliyor. Fark yaratıyor olmasının nedeni bu. Takımın en genci, futbol aşkıyla yanıp tutuşması gereken Emre Mor bile bir yerden sonra bırakıyor. Sahanın içindeki bu enerjisizliğin sebebini anlamak mümkün değil. Kabul edilebilir tarafı yok. Üstelik kimyası bu kadar değişmiş bir takımda.

Milli takımımız bugünkü yapısıyla artık melez bir oluşum. Yurt içinde yetişenlerle yurt dışından transfer ettiklerimizin karışımı. Bu oyuncu grubunu ikiye ayırsak, yurtdışından gelenlerin standardı daha ağır basar. Maalesef böyle. Ama o düzeye yaklaşamıyoruz. Tam aksi yaşanıyor. Ömer, Çalhanoğlu, Emre Mor, Kaan içeridekilerin seviyesine geriliyor.

Hertha Berlin'de yedekken bile gelip Türkiye'de fark yaratan Tolga Ciğerci en iyi örnek. İki aylık Türkiye macerasının en kötü istatistikleri ile oynuyor. Maçın bitmesini herkes dört gözle bekliyor.

Bu psikoloji başarı getirmez. Ayaklarınız gitmez çünkü. Kosova'yı, Finlandiya'yı yenersiniz ama hepsi o kadar. Sonra yine mucize kovalarsınız.

***

Arda Turan ve çetesi. / Erman Toroğlu / Fotomaç

Arda Turan, bazı sunucu ve televizyon yorumcusu dostlarıyla “Fatih Terim’i gönderme” operasyonuna girdiler. Ve dünkü maçta başarılı oldu. İzlanda maçında Terim ve takımın bu polemiklerden etkilendiği apaçık ortadaydı.

Lafı fazla uzatmayalım. Milli Takım kadrosuna alınmayan Barcelonalı Arda Turan, bazı sunucu ve televizyon yorumcusu dostlarıyla beraber Fatih Terim'i gönderme operasyonuna girdiler.
Dünkü maçta da başarılı oldular.
Çünkü hem Türk insanını, hem teknik direktör Fatih Terim'i, hem de futbolcuları maç havasından uzaklaştırıp çok farklı yerlere götürdüler. Sonunda da bu iki maçtaki kötü neticeler geldi.
Şunu diyebilirsiniz; Biz bunları yaşamasaydık da iki maçta 1 puanda kalabilirdik. Evet kalabilirdik. Ama bu tarzda değil.
Dün gece maça çıktığı andan itibaren Fatih Terim ve futbolcuların suratından Türkiye'deki olaylardan, konuşulanlardan etkilendiği apaçık ortadaydı. Biz zaten duygusal bir millettiz, bu tip olaylardan çok etkileniriz.
Peki şimdi ne olacak? Bu takım yeni bir takım.
Belli bir yola çıkıldı. Ama şu gözüküyor ki Barcelonalı Arda Turan, önümüzdeki milli maçlardan önce de o sunucu ve televizyon yorumcusu ağabeyleri, dostları ve arkadaşlarıyla aynı oyunu oynayacaktır.
Fatih Terim kaldığı müddetçe...

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş