Medya Arkası (10.10.2017)

Medya Arkası (10.10.2017)
Köşe yazarlarının gündeminde ABD ile yaşanan vize krizi vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

Türkiye bir kabile devleti değildir! / Emre Kongar / Cumhuriyet

ABD’nin vize sınırlaması kararının, buradaki büyükelçinin değil, Dışişleri (Devlet) Bakanlığı’nın bir başka deyişle, Trump Yönetiminin, bir kararı olduğu açık... 
Bizim bir kabile olmadığımız ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de bir kabile devleti olmadığı, olmaması gerektiği de öyle! 
Biz bir kabile olsaydık, Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti olsaydı: 
Hukuk ve yargı bağımsız olmayacak... 
Adalet mekanizması evrensel insan hakları ve özgürlükleri ekseninde işlemeyecek... 
Savcılar ve yargıçlar reisin emriyle karar verecek... 
İnsanların kaderleri, reisin iki dudağı arasında olacaktı!

ABD'yle ipler neden koptu / Mehmet Tezkan / Milliyet

Türkiye’nin son günlerde başını ağrıtan iki mesele var..

Birincisi, Barzani’nin bağımsızlık referandumuna gitmesi..

İkincisi, ABD’yle yaşanan derin kriz.. Vizenin karşılıklı olarak iptali..

*

İki mesele de dönüp dolaşıp 1 Mart tezkeresinin reddedilmesine bağlanıyor..

Nedir bu 1 Mart? Gelin bakalım..

Barzani’nin referandumuyla başlayalım..

1 Mart müzakerelerini sürdüren emekli büyükelçi Deniz Bölükbaşı diyor ki..

‘Eğer 1 Mart tezkeresi kabul edilmiş olsaydı; PKK ağır bir darbe yiyecekti. Barzani 25 Eylül’de referandum yapma noktasına gelemeyecekti.’

*

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ tam tersi görüşte..

‘Mutabakat, Türk askerine PKK unsurlarına karşı silah kullanma yetkisi vermiyor. 1 Mart tezkeresi geçseydi, Barzani 25 Eylül referandumunu yapamazdı kadar saçma bir iddia olamaz.’

Bölükbaşı gibi düşünüyorum..

Şimdi değil, 2003 yılında onlarca yazı kaleme alarak tezkerenin geçmesi gerektiğini savundum..

*

Gelelim ABD krizine..

Deniliyor ki, 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra iki başkent arasına kara kedi girdi.. 

Zaman zaman işbirliği yapsalar da..

Zaman zaman dostluk mesajları verseler de o kara kedi aradan hiç çıkmadı..

*

Soru şu..

Bir ülkenin bir başka ülkeye kendi topraklarını kullandırmama hakkı yok mu?

Washington’un her dediğine Ankara evet demek zorunda mı?

Bu ne alınganlık!. Bu ne tepki!.

Aradan 14 yıl geçmiş.. Hâlâ mı 1 Mart?

*

Şunu söyleyeyim; 1 Mart sadece 1 Mart’la sınırlı değil.. Washington kandırılmışlık duygusuna şu sebeple kapıldı.. 1 Mart tezkeresi kabul edilseydi..

61.550 ABD askeri Türkiye’ye gelecek.. 23 bin 778’i Kuzey Irak’a geçecekti.. Kalanları destek birlik olarak Türkiye’de kalacaktı..

ABD askerlerinin paldır küldür gelecek hali yoktu..

Hazırlık gerekiyordu..

TBMM, hükümetten gelen tezkereyle 6 Şubat’ta hazırlık yapması için 3497 ABD askerinin Türkiye’ye gelmesini onayladı..

Arazi kiraladılar, bina kiraladılar, ikmal, yakıt noktaları kurmaya başladılar, limanları onarmaya kalktılar, havaalanlarının altyapısını iyileştirmeye soyundular..

Fakat..

Bu izni veren TBMM tam üç hafta sonra ABD birliklerinin gelmesini reddetti..

Yani ABD’nin tüm hazırlıkları..

Tüm planı boşa gitti..

Washington’da derin hayal kırıklığı yarattı.. İlişkiler o gün bugün toparlanamadı..

Vize krizine kadar geldik..

*

Dönelim PKK ve Barzani meselesine ..

Mutabakata göre Türk askeri 31 bin kişilik kuvvetle sınırı geçecekti..

Soru bir..

PKK Kandil’i mesken edinebilir miydi? Bu kadar rahat silahlanabilir miydi? Ağır silahlara kavuşur muydu? Kendisine hami bulur muydu?

Soru iki..

Barzani devlete giden yolun kilometre taşlarını döşeyebilir miydi? ABD’nin bölgedeki en önemli ortağı olur muydu?

Bugünlere bir günde gelmedik.. Evveliyatı var..

Bir garip sual / Fatih Altaylı / Habertürk

ABD Büyükelçisi Bass, önceki akşam bir veda daveti vermiş.

Siyasetten kimse katılmamış.

Ne iktidardan ne muhalefetten, ne de iktidar ortağı muhalefet partisinden.

Birkaç gündür burada “Bass 2. sınıf bir büyükelçiydi” diye yazıyorum.

Okurlar da “Niye 2. sınıf diyorsun?” diye soruyor.

ABD’nin iki tür büyükelçisi var.

Biri meslekten, Dışişleri’nden yetişme bürokrat büyükelçiler, bir de genelde Başkan’ın ya da partisinin destekçileri arasından çıkan ve Dışişleri kökenli olmayan ama ABD yönetimlerinin güvendiği, inandığı ve yönetim üzerinde etkili büyükelçiler.

Benim bunca yıldır gördüğüm, gördüğümden anladığım, eğer ABD bir ülkeyle büyük sorunlar yaşamaya hazırlanıyorsa, buralara genelde Dışişleri bürokrasisinden bir büyükelçi atıyor.

Yakın, sıcak ve sorunsuz bir ilişki planlıyorsa, bürokrasi dışından birini.

Bass bu Dışişleri bürokrasisinden yetişmiş meslekten bir diplomattı.

Ve ABD Dışişleri, Türkiye’yle ilişkilerin en iyi olduğu dönemde bile çok sıcak bakan ve sıcak davranan bir bakanlık olmadı.

Türkiye genelde Pentagon tarafından korundu, ama artık o da yok.

Yine o türden bir büyükelçi gelirse, bilin ki değişen bir şey olmayacak.

AK Parti’nin gelmesini çok istediği ama beklediğini bulamadığı Trumpkalsa da, kalmasa da!

Bıçak kemiği kesmesin / Ümit Zileli / Korkusuz

CUMHURİYET SİZLERE ÖMÜR!

Sırtını ABD ve Avrupa'ya yaslayan faşist artığı liberaller, solcu eskileri, karanlığın uşakları, kalemini satmış işbirlikçiler kol kola “Kemalizm bitti- Cumhuriyet sizlere ömür” şarkıları söylüyor. Cumhurbaşkanı, kadını köleleştiren, ülkeyi adım adım karanlığa sürüklemenin, Cumhuriyeti dönüştürmenin simgesi olan türbana karşı çıktığı için bu ittifak tarafından ağır hakaretlere, karalamalara, tehditlere hedef oluyor. Aynı ittifak, Cumhuriyeti savunmak için on binlerle birlikte yürüyen üniversite rektörlerini değil, “ordu göreve” pankartı açan bir avuç provokatörü öne çıkarıp, Cumhuriyeti dönüştürmek isteyenlere büyük bir hizmette daha bulunuyor… -Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!!! Çok ağır oldu değil mi?.. Bunlar yalnızca son günlerden ve yalnızca birkaç örnek… Ağır evet, ama Mustafa Kemal'in “19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım” sözleriyle başladığı “Nutuk” ta çizdiği tablo kadar ağır değil!.. O zaman devletin başında bulunan padişah da, sadrazam da, hürriyet ve itilaf ileri gelenleri de, şeyhülislam da, mütareke basını da haindi, satılmıştı… Halk bezgin ve umutsuzdu. O muhteşem destan her türlü ihanete karşın o imkansız şartlar aşılarak yazıldı. 80 yıl sonra bugün, bu Cumhuriyeti kanı, canı pahasına savunacak on milyonlarca aydınlık insan var. Cumhurbaşkanı var, Cumhuriyet'in kurumları var. Gerçek aydınlar var. Başı dik, onurlu gazeteciler, gazeteler var. Yeter ki ayağa kalkalım, yeter ki üzerimizdeki ölü toprağını silkip atalım… Bıçak kemiğe dayandı… -Kesmesini beklemeyelim!

Sonradan üzülmeyelim! / Güngör Mengi / Vatan

Göç ve askerimiz

Başbakan Binali Yıldırım “Astana’daki toplantıda İdlib’deki gerginlik ve çatışmaları azaltma noktasında karar alındı. Askerlerimiz İdlib’de bu görevi yapıyor. Amacımız Suriye’de kalıcı barışın tesis edilmesi” dedi.

Burada iki önemli endişe; “İdlib’den de Türkiye’ye göç başlaması ve İdlib’in içinde cihatçı örgütlerle savaşmak zorunda kalacak askerimizin güvenliği”dir.

Suriye’de kalıcı barışı “Esad’ın en yakın destekçisi” olan Rusya ile tesis edeceksek, Esad güçleri neden kendi kentlerini temizlemek için İdlib’in içinde savaşmıyor sorusu akla geliyor.

Aynen “Suriyeli mülteciler arasında savaşacak yaşta olanlar Türkiye’de otururken neden TSK İdlib’de savaşıyor” sorusu gibi.

Göç mutlaka önlenmeli ve İdlib içine gönderilen TSK’nın kayıp vermemesi için gereken önlemler alınmalıdır.

Sen bizi kabile devleti mi sandın! / Yılmaz Özdil

Suriyeliler ABD'ye pasaportla bile alınmıyor, Türkiye'de kimliksiz dört milyon Suriyeli var.

Yanlışlıkla tatile git, sen daha otele yerleşmeden boş kalan evine Suriyeliler yerleşiyor. Şam'dan sonra en büyük Suriyeli şehri, İstanbul… Fatih'te, Bağcılar'da Suriyeli mahallesi var, Türkçe adres bile soramazsın.

Türkiye'deki Suriyelilerin doğum oranı, Türk vatandaşlarının doğum oranını geçti.

*

Somali ahalisinin ABD'ye girmesi yasak, Kumkapı'da Somali Sokağı var. Aslında Katip Kasım Cami Sokak ama, mahallede yaşayanlar komple kaçak Somalili olduğu için, Somali Sokağı diye biliniyor. Somalili otoparkçı var, manav var, çaycı var. Somalilerin yanısıra Ganalı, Nijeryalı, Etiyopyalı, Fildişi Sahili vatandaşı var. Tek kelime Türkçe öğrenmeden, dört senedir burada yaşayan var.

*

IŞİD'i yakalaman için İdlib'e filan gitmene gerek yok, hepsi Laleli'de… Türkçe konuşan bulamazsın. Tip, kılık, kıyafet, heriflerin suratına bak, köktendinci militanım diye bağırıyor. Afganistan'daki Taliban bizim Laleli'dekilerin yanında mösyö kalır.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş