Medya Arkası (11.10.2016)

Medya Arkası (11.10.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde 23.Dünya Enerji Kongresi, Ankara katliamı, Şemdimli'deki bombalı saldırı, FETÖ ve Musul vardı.

Terör kurbanları bile eşit değil / Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

ANKARA'da 10 Ekim katliamının birinci yıldönümünde kaybettiğimiz insanlarımızı anmak için düzenlenmek istenen tören, polis tarafından dağıtıldı.

Polis geçen yıl Ankara Garı’nda alması gereken önlemleri bu yıl aldı.

Geçen yıl IŞİD’in canlı bombalarının yaraladığı insanların üzerine biber gazı sıkılmıştı, dün de onların yakınlarının üzerine sıkıldı. Görüldüğü gibi bu ülkede terör olaylarının kurbanları bile eşit değil.

Ölenlerin ardından anma töreni yapabilmeniz için yakınlarınızı hangi terör örgütünün öldürdüğüne bakılıyor.

Ankara olayı bunu açıklıkla gösteriyor:

IŞİD’in canlı bombalarının patlamasıyla Ankara Garı’nın önündeki meydanda 100’den fazla vatandaşımız yaşamını kaybetmişti.

Bakın ben bile kesin bir sayı söyleyemiyorum.

“100’den fazla” deyip geçiyoruz, çünkü ölenlerin kesin sayısını bile bilemiyoruz.

Olay anında ölenleri sayıp bildirdiler, daha sonra hastaneye kaldırılan yaralılardan kaçını kaybettik, bilmiyoruz.

Ankara saldırısı, bu ülkenin gördüğü en büyük terörist katliam.

İnsanlar bu saldırıda hayatını kaybeden yakınlarını, arkadaşlarını, yoldaşlarını anmayacaklar da ne yapacaklar?

Bu devlet öyle bir törenin güvenliğini sağlamaktan aciz mi ki törenlere izin verilmiyor?

Asıl nedeni biliyoruz: Orada toplanacak olanların siyasi görüşleri, hükümet tarafından beğenilmiyor.

Orada ölenler hükümetin ideolojisine yakın kurbanlar olsaydı, tören de yapılırdı, devlet yetkilileri de o törenlere katılır nutuk da atarlardı.

İşte böyle bir ülkede yaşıyoruz.

***
Fetö'cüler neden itirafçı olmuyor? / Mehmet Tezkan / Milliyet

Olanlar vardır muhakkak da tatmin edici değil galiba..
Tatmin edici olsa Adalet Bakanı her fırsatta çağrı yapmazdı.. Ailelerine seslenmezdi..
Etkin pişmanlıktan yararlananların cezalarının indirildiğini, örgüt üyeliğinden ceza almayacağını sık sık tekrarlamazdı..
Demek ki FETÖ çözülmedi..
Orada bi problem var..
Peki, neden itirafçı olmuyorlar.. Bu konuda iki görüş var.. 
Biri Adalet Bakanı’nın.. Diğeri Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın..
Adalet Bakanı’ndan başlayalım..
Bozdağ diyor ki..
Cezaevlerinden rüya hikâyeleri yayıyorlar. FETÖ rüyalar üzerinden çok ciddi propaganda yapıyor. 
Dışarıda da sosyal medyada da sahte rüyalar uyduruyorlar, birbirlerine anlatıyorlar. Böyle bir motivasyon yapmaya çalışıyorlar.
Tutuklu olanları, ailelerini diri tutmaya çalışıyorlar. İtirafçı olmalarını engellemeye çalışıyorlar. 
Sürekli umutlu bir bekleyiş içine sokuyorlar, soruşturma aşamasında çözülmeyi önlemeye çalışıyorlar. 
Bunun için her gün yeni bir rüya, hikâye, beklenti, umut yayarak bu çözülmeyi, itirafçılığı önlemek istiyorlar. 
Ziyaretçileri, avukatları aracılığıyla yayıyorlar. Çok acayip bir şey, sorgusuz sualsiz kabul ediyorlar. 
Kasımın ilk haftası. 3. dünya savaşı çıkacak, hepimiz buradan çıkacağız. Bütün dünya hazırlık yapıyor, 11’inci ayın 8’inden önce dünya savaşı çıkıyor diye yayıyorlar. 
Feyzioğlu da diyor ki..
Tutukevinde avukatların müvekkillerine ulaşması yedi sekiz saati buluyor.
Avukatla şüphelinin görüşmesinde tepeden sarkıtılan mikrofon var.
Veya yaka mikrofonu takılıyor ya da video kameraya çekiliyor..
Ne konuştukları kayda alınıyor..
Yanlarına gardiyan da konuluyor..
İçeriye kâğıt ve kalem sokulmasına getirilen yer yer engeller var.
İtirafçı olmak isteyen binlerce kişi avukatına danışamadığı için itirafçı olamıyor..
Çünkü bütün konuşmalar kayda alınıyor..
Bu uygulama F Tipi ile mücadeleye zarar veriyor.

***
Savaşı Türkiye’ye taşıyorlar! / Güngör Mengi / Vatan

Biz Irak’ta Musul’la, Başika’yla, Suriye’de Rakka’yla meşgulken bu iki ülkedeki savaş Türkiye’ye taşındı.

Aynı günlerde tonlarca bombayla farklı noktalarda terör saldırıları yapılıyor, büyük can kayıpları oluyor ve bunlar önlenemiyor.

HDP ve PKK baştan beri hep PKK terörünü dünyaya “savaş” havasında yansıtmaya çalıştı ve son haftalarda bu gayret hız kazandı.

Sebep, büyük ölçüde Suriye’de PYD’nin güçlenmesi, böylece “Türkiye’den de toprak koparma” heveslerinin artmasıdır.

Pazar sabahı Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde Durak Jandarma Karakolu’na yapılan “araçla intihar saldırısı”nda 10 asker şehit oldu, 8 sivil hayatını kaybetti, 11’i asker 27 kişi yaralandı.

Terör örgütü bu saldırıda “5 ton bomba” kullanmış.

OHAL’in farkı ne?

Bu saldırıyla aynı gün bir grup PKK’lı Tunceli-Erzurum karayolunu keserek bir inşaata beton taşıyan “7 beton mikseri ve 1 beton pompası”nı ele geçirdi.

Bu dev araçlarla da karakollara veya sivillerin toplu halde bulunduğu yerlere “bombalı saldırı” yapma ihtimalleri olduğu için aramalar ve güvenlik önlemlerinin arttırıldığı açıklandı.

Birkaç gün önce Ankara’da kendini patlatan 2 PKK’lı teröristin üzerinden de 200 kilo amonyum nitrat çıkmıştı.

Her bombalı saldırıda aynı soruları sorduk ama artık OHAL var ve “OHAL’in terör saldırılarına karşı daha etkin mücadele amacıyla devam ettiği” söyleniyor.

***
Türkiye'nin ulusal güvenliği / Fikret Bila / Hürriyet

PKK'nın hain saldırısıyla Şemdinli'de şehit düşenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm ulusumuza başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

PKK terör örgütü kanlı eylemlerini sürdürüyor.

İki gün önce Ankara’da yakalanan ve kendilerini patlatan iki PKK’lı da, başkenti kana bulama planıyla gelmişlerdi.

PKK kaybettiği şehir savaşlarından sonra kentlerde ve kırsal kesimde terör eylemlerine yöneldi. Son bir yıllık operasyonlarla ağır kayıplar veren terör örgütü, canlı bomba ve bombalı araç yöntemleriyle içeride kaos yaratmaya, Türk güvenlik güçlerini ülke içinde meşgul etmeye, böylece Fırat Kalkanı’nı da olumsuz etkilemeye çalışıyor.

PKK-PYD, kuzeyden ve güneyden koridor açma projesini Fırat Kalkanı operasyonuyla kesen Türkiye’ye karşı hem içeride hem de Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta her fırsatta saldırmaya çalışıyor.

ABD’nin verdiği askeri ve siyasi desteği de bu yönde kullanıyor.

DEAŞ (IŞİD) da PKK gibi var gücüyle Türkiye’ye hem ülke içinde, hem Suriye’de, hem Irak’ta saldırılarını sürdürüyor. İki terör örgütü aynı anda saldırıyor.

Henüz 15 Temmuz’da kanlı bir darbe girişimiyle Türkiye’yi ele geçirmeye çalışmış olan FETÖ’nün de fırsat kolladığı biliniyor.

Üç terör örgütü tarafından aynı anda terör saldırısı altında olan bir başka ülke yok.

Türkiye birkaç cephede kanlı terör örgütleriyle mücadele ederken, bir de Batılı“müttefikleri”nin haksız eleştirilerine maruz kalıyor.

Suriye’de Türkiye’ye karşı PKK-PYD-YPG’yi destekleyen ABD, Irak’ta da Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarını ve eğittiği güçleri Musul operasyonunun dışında tutmaya hatta Kuzey Irak’tan çıkarmaya çalışıyor. Bu amaçla İngiltere ile birlikte Bağdat’ı yönlendiriyor.

***
Enerji Kongresi notları: Tarih ve güncel / Cemil Ertem / Milliyet

Bu hafta başı İstanbul’da faaliyet- lerine başlayan Dünya Enerji Konseyi’nin en önemli etkinliği olan “Dünya Enerji Kongresi’ne” Türkiye çok önemli bir yılda ev sahipliği yapıyor. Kongrenin ana teması “Yeni Ufukları Kucaklamak” da Türkiye’nin ev sahipliğe uygun bir başlık. Esasında bu kongrenin ve bu başlığın bir final olduğunu da ifade etmemiz gerek. Çünkü 23. Dünya Enerji Kongresi, Türkiye’nin son yıllarda enerji alanında attığı adımları taçlandıracak bir zirve olmaya aday.

Yalnız bugün için değil, dün de Ortadoğucoğrafyası enerji paylaşımının en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Ama bu coğrafyaya ve buradaki enerji kaynaklarına Türkiye’nin müdahalesi ve belirleyici olmaya başlaması hiç şüphesiz ki yenidir ve yeni bir başlangıcın işaretidir. Osmanlı topraklarında petrolün vazgeçilmez bir enerji kaynağı olarak keşfedilmesinden sonra İngilizler ve diğer büyük devletler, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’yi enerji alanlarından uzaklaştırmak ve buradaki enerji arzını kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi politik hatlarının merkezi yapmışlardır.

***
Musul derttir… / Yavuz Semerci / Habertürk

Kabul edelim, Irak ve Suriye’nin devlet olamayışı, kendi iç sorunlarını çözemeyişi ve iç savaş hali, Türkiye’deki siyasal kamplaşmanın ana hızlandırıcısıdır. Orası, siyasal İslam ve Kürtçülük akımlarının yeşerdiği, olgunlaştığı ve bölge ülkelerine istikrarsızlık, kaos, iç karışıklıklar olarak ihraç edildiği yerdir. Yani devekuşu politikası güdüp, ‘’yurtta sulh, cihanda sulh’’ yaklaşımını adeta siper yaparak ‘’aman uzak duralım’’ anlayışını tarih affetmez. Bunun tersi, ‘gidelim işgal edelim, savaşalım, bataklığa gömülelim’ değildir. Orada olup biten göz ardı edilemez, yaratacağı sorunlar dikkate alınmadan bir strateji geliştirilemez.

Maalesef tarihsel perspektiften baktığımızda Türkiye ne zaman Musul’u öncelemiştir, iç karışıklık ile karşılaşmıştır. 100 yıl önce, ‘Musul halkı kimi istiyorsa razıyız’ denilmesine rağmen, plebisit kararı alınmasına rağmen, bunu bile riskli gören emperyalist güçler, Anadolu’da Sevr dayatması bir Kürt devleti kurulması isyanını alevlendirmiştir. Türkiye’nin içe kapanmasına yol açmışlardır. (O gün bu ülkenin kurucularının kendi Kürtleriyle, Alevileriyle, Araplarıyla Dersimlileriyle, Zazalarıyla ve farklı dini ve etnik yapılarıyla düşman boyutunda ilgilenmesi ve tek tipçi yaklaşımı da sorunları çözmemiş bugüne ötelemiştir) Bugün benzer bir problem başımıza sarmak istemiyorsak, Irak ve Suriye’de hesap yapanlar arasında müttefiklerinizi seçmek ve yerinizi belirlemek zorundasınız. Bölge halklarının özgürleşmesi, modern çağa uyum sağlayacak yapılar kurması, demokrasi ve insan hakları konusunda olgunlaşmasını desteklemeliyiz. Milliyetçi yaklaşımlar yerine bu tercihi yaptığımızda bölgenin cazibe merkezinin Türkiye olacağına hiç kuşku duymuyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş