Medya Arkası (11.11.2017)

Medya Arkası (11.11.2017)
Köşe yazarlarının gündeminde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal edişinin 79. yıl dönümünü vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

Bunu da görürsen sakın şaşırma / Fatih Altaylı / Habertürk

EY vatandaş!

Pek yakında.

Öyle birkaç sene içinde falan değil, kimbilir belki de birkaç ay ya da en fazla 1 yıl içinde...

İktidar partisi sözcülerinin,

- “Atatürk’ü genç yaşta öldüren bu CeHaPe zihniyetidir” dediğini...

- “Atatürk’ümüzü CeHaPe’yi ele geçirmeye çalışan İsmet Paşa zehirletti” diye suçladığını...

- “Atatürk’ümüz biraz daha yaşasaydı bu CeHaPe’nin ne olduğunu anlayıp partiyi lağvedecekti” diye tarihçileri tanık gösterdiğini...

- Atatürk’ün akrabalarının bile CeHaPe zihniyetine karşı olduğunu haykırdığını...

- Atatürk’ün cenazesinin camiden kaldırılmasını CeHaPe’nin engellediğini iddia ettiğini...

- CeHaPe’nin Anıtkabir inşaatında bile yolsuzluk yaptığının belgelendiğini açıkladığını...

- Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin CeHaPe tarafından ayaklar altına alınarak komşularımızla bu duruma gelmemizin sorumlusunun CeHaPe olduğunu söylediğini...

Duyarsan sakın şaşırma.

Biliyorum, zaten şaşırmazsın.

Ama milyonlarca kişinin de “Evet aynen böyle olmuştu” diyerek bunu kabullendiğini de göreceksin.

Buna da sakın şaşırma.

Gemlik’e doğru denizi gördüğüne şaşırmıyorsun ya...

Bu da aynen öyle.

Bir doğa olayıdır.

AK Parti’nin Atatürk’e açılma stratejisi tutar mı? / Ahmet Hakan / Hürriyet

- CHP dindarlara açılırken... Ne kadar acemi ise...

- AK Parti de Atatürk’e açılırken... O kadar acemi...

*

- CHP başörtüsüne “he” derken... Ne kadar geç kalmışsa...

- AK Parti de Atatürk derken... O kadar geç kalmış durumda.

*

- CHP çarşaflı kadınlara rozet takarken... Ne denli yadırgandıysa...

- AK Parti de “İzindeyiz Ulu Önder” derken... O denli yadırganacak.

*

- CHP’nin dindar kesimlere açılması... Ne kadar oy kaygısına bağlandıysa...

- AK Parti’nin Atatürk’e açılması da... O kadar oy kaygısına bağlanacak.

*

Kısacası... Sonuç olarak...

- CHP’nin dindarlara açılma stratejisi ne kadar tuttuysa...

- AK Parti’nin Atatürk’e açılma stratejisi o kadar tutar.

Ya istiklal ya ölüm! / Serpil Çevikcan / Milliyet

Ölümünün üzerinden 79 yıl geçmesine rağmen halkı tarafından bu kadar çok sevilen bir başka lider var mı?

Bu sevginin temel nedeni, Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nı, “tam bağımsızlık” ilkesiyle yönetmesi ve bunu, “Ya istiklal ya ölüm” diye tarihe yazmasıdır.

Sadece mağlup ettiği komutanların bile saygıyla teslim ettiği askeri bir dehaya sahip olması değil, aynı zamanda siyasi bir deha da olmasıdır.

Sadece savaşmayı değil, savaştığı ülkelerle barış masasına oturmayı ve tam zamanında kalkmayı bilmesidir.

İlber Ortaylı Hoca’nın dün sabah televizyonda söylediği gibi, dünyada halkı tarafından böyle sevilen, böyle kendiliğinden anılan başka bir lider yok.

Bunun nedeni, iç savaşa tutuşmuş komşularımıza, kadınlar otomobil kullansın mı kullanmasın mı diye tereddüt geçiren bölge ülkelerine, din adına kafa kesen terör örgütlerine bakınca hemen anlaşılıyor.

Mustafa Kemal’e duyulan sevginin nedeni, 100 yıl önce ileriyi görebilmesidir.

Tam bağımsız Türkiye’yi inşa ederken çağdaş uygarlık düzeyini hedef, bilimi rehber olarak göstermesidir.

Kadın-erkek eşitliğinin, demokrasinin, laik devlet yapısının, ulus birliğinin, bilimsel eğitimin, sanatçının değerini görerek genç Türkiye Cumhuriyeti’ni akranlarının 100 yıl ötesine taşıyabilmesidir.

Üzerine oynanan bin bir türlü oyunla baş etmeye, bağımsızlığına musallat olanlarla boğuşmaya çalışan yeni Türkiye için de çıkış aynı formüldedir.

Mustafa Kemal gibi düşünmek!.. / Ümit Zileli  / Korkusuz

Tarih, 18 mayıs 2002… Yer, İtalya’nın Perugia kenti…

Genç Türk işadamı Utku Oğuz, bilgisayarında kayıtlı son Atatürk fotoğrafını projeksiyon makinasının aydınlattığı duvara yansıtıp sözlerini tamamladı:
– İşte, Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur…
Perugia’nın önde gelen kişilerinin oluşturduğu “Felsefe ve Tarih Kulübü’nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladılar genç adamı.
Genç adam da bir saatlik “1918-1939 arası Türkiye ve Atatürk Reformları”konferansının gördüğü ilgiden mutlu, biraz da şaşkındı!.. Kulübün başkan yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce, “Şu hayranı olduğun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durduğun Atatürk’ü bizim kulüp üyelerine de anlatır mısın?” dediğinde hiç tereddütsüz kabul etmiş, ama böylesine yoğun bir ilgi ve heyecanla karşılanacağını düşünmemişti…
Ama Utku Oğuz için o 18 Mayıs gecesini asla unutulmayacak kılan yorum, orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveçliden geldi:
– Norveç dilinde “Mustafa Kemal gibi düşünmek” diye bir deyim vardır… Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkansız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenir bu söz…Bu tip insanlara derhal, “hayır, yanılıyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü olmalı; biraz da Mustafa Kemal gibi düşün” deriz… Ancak sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasındaki anlamı çok daha derin bir şekilde kavramış durumdayım, Size bunun için minnettarım….
Genç Türkün gözleri yaşardı..

Paylaşılamayan Atatürk! / Güngör Mengi / Vatan

UNESCO’nun “Eşsiz, benzersiz lider” olarak tanımladığı, birçok yabancı ülkede heykelleri, büstleri yapılan, liderlerinin bugün bile saygı duruşunda bulunduğu bu büyük devlet adamının bizim önderimiz olması ne büyük gururdur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada “Birileri çıkmış biz Atatürk’e Atatürk dedik diye senaryolar yazıyor… Ülkemizin, milletimizin bu önemli değerini darbecilerin, vesayetçilerin, ruhu faşist, söylemi Marksist ve marjinal çevrelerin tekeline mi bırakacağız. 

CHP gibi bir partinin Atatürk’ü milletimizden kaçırmasına rıza göstermeyiz” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise hemen “Atatürk’e ilk kez Atatürk demenizin nedeni 16 Nisan’dır… Yapılacak ilk seçim dikta heveslileri ile Cumhuriyet sevdalıları arasındaki bir referandum olacaktır” cevabını verdi.

Burada siyasetçilerin ve hepimizin unutmaması gereken nokta “Atatürk’ün daha çok kime ait olduğunun” tartışılamayacağı, tartışılmaması gerektiğidir. 

Atatürk kimsenin ve hiçbir siyasi partinin tekelinde değildir, bundan sonraki yüzyıllarda da olmayacaktır. 

İktidar Zarrab konusunda sonunda derin bir nefes aldı / Can Ataklı / Korkusuz

Soruyorlardı “Tayyip Erdoğan Trump’la daha yeni konuşmuşken Başbakan’ın Amerika seyahati nereden çıktı?” diye. Aslında herkes biliyordu Ankara’da siyasetle ilgilenen, bizlere söyleniyordu, Başbakan sırf Zarrab olayını konuşmak için Amerika’ya gitti aslında. Ama bunu açıkça yazmak kolay değildi, en azından hukuki sorumluluğu var. Ama sonunda gerçekBaşbakan’ın ağzından ortaya çıkarıldı. Gezinin asıl amacının Zarrabkonusunu görüşmek olduğu bizzat Binali Yıldırım tarafından söylendi. Yıldırım Washington’dan New York’a uçakla giderken yanına aldığı gazetecilere “Zarrap konusunu konuştuğunu, tutuklamaların sahte belgelerle ve haksız içimde yapıldığını” anlattığını söyledi. Pence ise buna karşılık “papazı ve tutuklu konsolosluk görevlisini” hatırlatmış. Yıldırım da “Biz de hukuk devletiyiz” demiş. Buradan çıkan anlam şu; Amerika Rıza olayında geri adım atmıyor. Buna karşılık biz de papaz ve tutuklu konsolosluk görevlisi hakkında bir şey yapmayacağız.
Buraya kadar olanlar resmi açıklamalardan çıkan sonuçlar. Amerika’daki kaynaklarımdan aldığım bilgi ise biraz farklı. Çünkü Binali Yıldırım’ın esas amacı Zarrab olayını çözmek olan Amerika gezisi bu anlamda başarılı bir sonucuna varmış. Edindiğim bilgilere göre avukatları ile yapılan görüşmelerde Zarrab’ın Erdoğan ve aile fertleriyle ilgili hiçbir suçlayıcı ifade kullanmayacağının garantisi alınmış. İddialara göre Zarrab’la ilgili kanıtlar arasında bazı telefon konuşmalarının tapeleri de bulunuyormuş. Bu tapelerde Zarrab’ın üçüncü kişilere Erdoğan’la ilgili söylediği bazı sözler de yer alıyormuş. İktidarın yoğun çabası sonucu Zarrab bu telefon konuşmaları kendisine sorulduğunda “Ben Erdoğan’la bunları hiçbir şekilde konuşmadım. Ama işimi yapabilmek için üçüncü kişilere sanki Erdoğan’la da konuşuyormuşum gibi yaparak onları etkilemeye çalıştım” deme sözü vermiş. Bu durum Pence ile görüşmede de dile getirildikten sonra ilgili birimlere de daha sonra aktarılmış. Amerikan resmi yetkilileri mahkemeye baskı yapamayacakları ama mahkeme başkanının Rıza Zarrab’ın bu açıklamalarına olumlu yönden ve Türkiye’yi zora sokmayacak biçimde yaklaşması konusunda ricada bulunabileceklerini belirtmişler. Amerika’daki kaynağım “Bu tür bir anlaşma olabilecek en iyi anlaşma. Sanıyorum Amerikan resmi yetkilileri ancak bu kadarını başarabileceklerini düşünüyorlar. Federal Mahkeme Beyaz Saray’dan bu yönde gelen bir talebe çok soğuk bakmaz” dedi. Tabii burada önemli olan karşılığında ne gibi tavizler verileceği bana göre. Zarrab konusunda derin bir nefes alan iktidar bir süre sonra papazı ve konsolosluk çalışanını serbest bırakabilir. Ama belli ki önce 26 Kasım günü gelecek, mahkemedeki durum ortaya çıkacak ve sonuç görülecek. Zarrab konusu tehdit ve tehlike olmaktan çıktığı an karşı tavizleri vermek pek zor olmayacaktır. Bu arada Halkbank’a ağır bir ceza gelebilir, Zarrab anlaşma ile kurtulurken bankanın genel müdür yardımcısıağır ceza alabilir, Türkiye’de yaşayan bazı kamu görevlilerine gıyaplarında cezalar yağabilir, ama muhtemelen fark etmez, onlara yol kazası diye bakılır olur biter.

Sınavlar sil baştan / Abbas Güçlü  / Milliyet

EB ve YÖK, kendilerine “yap-bozcu” denildiğinde kızıyor ama kimilerine göre az bile söyleniyor. Çünkü yaptıkları değişikliklerin daha mürekkebi kurumadan, yeni değişikliğe gidiyorlar.

Lise ve üniversitelere giriş sistemleri daha birkaç hafta önce A’dan Z’ye değişmişti. Şimdi yine değişiyor. Görünen o ki değişim sancısı daha uzunca bir süre devam edecek.

Peki, yapılan onca değişikliğin nedeni ne?

Ayaküstü alınan şipşak kararlar dersek hiç yalan olmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Yıldırım, öğrenci, öğretmen ve velilerden gelen şikâyetleri bir şekilde dillendirdiklerinde, MEB ve YÖK, olurunu olmazını yeterince incelemeden, hemen yeni kararlar alıyor. Uygulama aşaması yeterince düşünülmediği için de aradan daha birkaç hafta geçmeden, yeni sistemi revize etmek zorunda kalıyorlar. Bu da zaten dibe vurmuş olan, kendilerine duyulan güveni daha da aşağıya çekiyor...

Peki, sular bu yeni düzenlemelerden sonra durulur mu?

Üniversiteye giriş, son değişikliklere rağmen, henüz oturmuş değil. Liselere girişte ise sınava kadar, çok fazla değişiklik söz konusu! Çünkü zorunlu revizyonları bir defada değil, zamana yayarak yapmaya çalışıyorlar...

Üniversiteye girişte başa dönüldü!

YÖK, yeni açıkladığı, üniversiteye giriş sisteminde, beklenen revizyonları, önceki gece yarısı gerçekleştirdi. Sanki kimseler görmesin, duymasın diye!

Son düzenlemeye göre birinci basamak sınavı TYT’ye Fen ve Sosyal Bilimler soruları da eklendi. Yani Sözel Bölüm’deki 40 Türkçe sorusuna, 20 Tarih, Coğrafya, Felsefe Grubu ve Din Kültürü ve Ahlak bilgisi sorusu eklendi. Yine aynı şekilde Sayısal’daki 40 Matematik sorusuna da toplam 20 Fizik, Kimya, Biyoloji sorusu ilave edildi. Yani fen ve sosyal bilimlerin 4 yıllık lise müfredatı 4-5 soruyla ölçülecek!

İlgili branş öğretmenleri, soru sayısının azlığı nedeniyle, söz konusu duruma isyan etmeye devam ediyor.

Toplam soru sayısının 120’den 160 ya da 180’e çıkarılarak, temel bilimlere hak ettiği önemin verilmesini istiyorlar...

Bir başka değişiklik ise YKS’nin ikinci güne alınması. Doğru olan yapıldı. Keşke daha önce düşünülmüş olsaydı!

TYT, bu haliyle YKS’nin aynısı. Peki o zaman, onca değişiklik niye yapıldı, onca fırtına niye koptu?..

 

 

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş