Medya Arkası (13.06.1985)

Medya Arkası (13.06.1985)
Bugün de gazetelerin köşe yazılarında öncelikli gündem maddesi Katar'dı. Bunu FETÖ ile mücadeledeki tartışmalar izliyor. İşte günün yazıları..

GAZETECİ BİLİYOR DA MİT BİLMİYOR MU? / Mehmet tezkan / Milliyet 

CHP’nin hazır-ladığı 15 Temmuz darbe girişimi raporu yayımlandı..

Raporun özü şu..

Darbe olacağını bilen ve bekleyenler vardı..

Türkiye gazetesinden Fuat Uğur aylar önce yazdı..

Savcıların iddianamesine göre, darbe hazırlıkları 2015 yılının son aylarında başladı.. Cemaatin hususileri onlarca toplantı yaptı, cemaatin üst düzey rütbeli subayları katıldı.. Hususiler devlet tarafından bilinen isimlerdi..

MİT, Meclis’e gönderdiği raporunda, darbe girişimi olacağını öngördüğünü ama tarihi konusunda net bir istihbarata ulaşamadıklarını belirtti..

Darbe girişimi saat 14.20’de öğrenildi ama bu bilgiler ve bulgulara dayanılarak etkin önlemler alınmadı..

İhmaller zinciri nedeniyle hain kalkışma önlenemedi..

 

CHP’nin raporu ağırlıkla Fuat Uğur’un yazılarına dayanılarak hazırlanmış..

Peki, Uğur ne demişti?

Uğur 2 Nisan’da cemaatin hususi dedikleri önemli adamlarının darbe için Ankara’da toplandıklarını yazmıştı..

Hususilerin görevi; cemaatçi subayları harekete geçirmek, birbirleriyle bağlantılarını sağlamak, zincirin halkalarını bir araya getirmekmiş..

 

Fuat Uğur 21 Nisan’da yayımlanan yazısında da özetle şöyle demişti..

‘7 Şubat’ı, 17-25 Aralık sonuçlarını yaşadılar, yaşamaya devam ediyorlar. Ama durmuyorlar. Nedamet getirmiyor ve ihanete devam ediyorlar (..)

Gülen cemaat için benim için ölün emri veriyor..

TSK içindeki kripto askerler artık darbe macerasına atılmak, kendilerini ateşe atmak istemiyorlar.

Bu yüzden ‘Sizi deşifre ederiz, hayatınız kayar’ diye tehdit ediliyorlar.

Uyarmak gerekir ki, Devlet onları izliyor. İstihbaratıyla, tüm silahlı kuvvetler hiyerarşisi olarak komuta kademesiyle, hükümetiyle, emniyetiyle, halkıyla, siyasetçisiyle, STK’larıyla bir bütün olarak devlet ‘suç’ işlemelerini bekliyor.

Yani TAR üzerinde hizalanmalarını. Teker teker sayacaklar hepsini.

Oysa önlerinde farklı bir seçenek var. Bu tehditlere pabuç bırakmayarak ve devletine, ülkesine ihanet etmemek. Silahlı kuvvetlerin emir komuta zincirine bağlı kalmak.

Diğer seçenek ise dediğimiz gibi sonu belirsiz ölümcül maceraya atlamak.

Tekrar cemaatçi kripto askerleri uyarıyorum. Devlet ve komuta kademesi her şeyi biliyor ve suç işlemeye teşebbüs etmenizi bekliyor.’

 

CHP şimdi soruyor; gazeteci bunları biliyor da MİT bilmiyor muydu?

***

DAMAT ADALETİ FETÖ'YE YARIYOR / İsmet Özçelik / Aydınlık 

Önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı. Şimdi de eski Meclis Başkanı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın damadı Ekrem Yeter.

Kavurmacı FETÖ’den tutukluydu. Özel bir hastaneden alınan raporla iş kitabına uyduruldu. Gerçi pek uymadı ama, damat serbest bırakıldı.

Yeter de geçtiğimiz günlerde FETÖ şüphelisi olarak gözaltına alındı. Jet hızıyla tutuklandı, jet hızıyla tahliye edildi.

ZARAR VERİYOR

Bülent Arınç’ı tanıyoruz. FETÖ’nün kumpaslarını nasıl savunduğu arşivlerde kayıtlı. FETÖ’nün silahlı terör örgütü olduğunu 15 Temmuz gecesi öğrenmiş(!) Bu nedenle, “Bana ahmak diyebilirsiz” açıklaması yapmıştı.

İki damadın durumu AKP’lileri zor durumda bıraktı. AKP milletvekili Şamil Tayyar “Yeter artık” diye isyan etti. Ama Tayyar yalnız değil. AKP’de onun gibi düşünenlerin sayısı hızla artıyor.

FETÖ İSTESE YAPAMAZDI

Cumartesi günü bir grup AKP’li ile birlikteydim. Katar’ı, Suriye’yi, ABD’nin tavrını konuştuk. Benim söyleyeceklerimi onlar söyledi.

Özellikle Suriye konusunda görüşleri ilginçti. “Şartlar Esad’la işbirliğini zorunlu kılıyor. Geçmişte şu oldu, bu oldu… Artık küçük hesap yapma dönemi değil” dediler.

“Peki Reis de mi böyle düşünüyor?” diye sordum. “Onun adına konuşamayız. Ama aklın yolu bir” yanıtını verdiler.

Sonra sıra “damatlara” geldi. Lafı uzatmadılar. Özetle şöyle dediler:

“FETÖ, duruşmalarda taktik üstüne taktik geliştiriyor. Kafaları karıştırmak için çırpınıyorlar. Pek başarılı oldukları söylenemez. Ama onların yapamadığını biz yaptık. İki damat FETÖ’ye son görevlerini yerine getirdiler. Kardeşim madem serbest bırakacaksın niye tutukluyorsun? Millet ne der hiç düşünmüyor musun? Damat adaleti, FETÖ’ye yarıyor.”

Suratlarını görmeliydiniz.

***

SAVAŞ KÖRFEZE TAŞINDI: HESAP MEKKE SAVAŞLARI / İbrahim Karagül / Yeni Şafak 

Türkiye’ye ve coğrafyamıza yönelik hiçbir genel çerçeveli planın, programın, projenin gizliliği kalmamıştır. Türkiye, İran ya da S. Arabistan’la veya bölgede her hangi bir ülke ile ilgili küresel ölçekte hesapların anlaşılmayacak bir tarafı kalmamıştır.

Irak’a ne yapıldıysa, Suriye’ye ne yapıldıysa, aynısını Türkiye’ye, İran’a, Mısır’a da yapma planları kesindir. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana atılan her adım birbirinin devamıdır, sistematik bir plan yürütülmüştür ve hiç geri adım atılmamıştır. Her saldırı, her demokrasi projesi, her ihtilaf, her barış girişimi, coğrafyanın tamamını parçalamaya dönük büyük hesaplar çerçevesinde dizayn edilmiştir.

Oyunu aptallıklarımız üzerine kurguluyorlar

 

Irak işgalinin 2003 yılına kadar bekletilmesi, Kuzey Irak ve Çekiç Güç operasyonları, Türkiye’nin bu konularda oyuna getirilmesi, bugün gelinen nokta, Suriye savaşının başlaması, bu ülkenin de parçalanması için hazırlıklar yapılması, PKK üzerinden hem Suriye’nin parçalanması hem Türkiye’nin kuşatılması, Kuzey Suriye ile Kuzey Irak haritalarını birleştirme planları, Kuzey Irak-Akdeniz koridor hesapları hep bir bütün projenin parçaları ya da aşamalarıdır.

 

Maalesef, bütün bu uygulamalar, coğrafyamızın aptallıkları üzerinde kurgulanmıştır. Basiretsizliklerimiz, zaaflarımız üzerine biçimlendirilmiştir. Daha Soğuk Savaş bitmeden coğrafyamıza yönelik istila programı başlatılmıştı. Terörle mücadele, anti terör merkezleri dedikleri her şey bu istilanın parçasıydı, siyasi söylemiydi. Batı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ikinci büyük istilasına girişmiş, ülkelerimizi, şehirlerimizi hedef almış, bütün bunları bir Haçlı Savaşı ruhu ile yapar olmuştur.

 

Tabii ki ellerindeki en büyük sermayeleri, Müslüman ülke yönetimlerinin, rejimlerinin, siyasi kadrolarının, entelektüel çevrelerinin coğrafyaya düşmanlığı, ihaneti oldu. Bunlar yoksa bile aptallık, beyinsizlikleri oldu.

***

KIBRIS SATIŞA GELİRSE.. / Ümit Zileli / Korkusuz 

Hazır olun nur topu bir krizimiz daha kapıda!
Hem de bu ülkenin yaşamını tehdit eder cinsten bir kriz! Biz burnumuzu, kafamızı Katar krizine dibine kadar sokmuş, bu ülkeye asker göndermek, üs kurmakla meşgul iken, şahane bir katakulli ile Avrupa Birliği'ne üye yapılmış Güney Kıbrıs Yönetimi'nin (onlar Kıbrıs Cumhuriyeti diyor!) Başkanı Nikos Anastasiadis, şöyle buyurdu:
-Kalıcı bir çözüm için geçmişin baş ağrılarından artık kurtulmalıyız!..
Bilin bakalım bu baş ağrılarının en önde geleni, Anastasiadis'in “önkoşul” olarak belirttiği neydi?..
-Türk askerinin Ada'dan çekilmesi tabii!..
O Türk askeri ki Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızı EOKA'cı Rum çetelerinin alçakça soykırım ve tecavüzlerinden korumuş, ardından da 40 küsur yıl kimsenin burnunun bile kanamamasını sağlamıştı!..
Bay Anastasiadis, arkasına aldığı Avrupa Birliği ile şimdi işte bu güvencenin ortadan kalkmasını isteyecek kadar şımarmış durumda!.. E, haklı tabii, bulmuş böyle bir iktidar, o ünlü deyişin hakkını veriyor:
-İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü!..
Ege Denizi'ndeki 18 adamızı yıllar içinde birer ikişer işgal ettiğinde Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerden çıt bile çıkmadığını görünce, niçin bu denli cüretkar olmasınlar, neden şımarmasınlar Tanrı aşkına!..
Rumlar Kıbrıs'ı şöyle ya da böyle ilhak edeceklerine, Türk nüfusunu kolaylıkla cemaat konumuna düşürüp, sonra da defedeceklerine öylesine eminler ki, aslında tamamen kendilerini kollayan, Türklere iane gibi bazı haklar tanıyan Annan planına bile 2004 referandumunda yüzde 65 oyla “Hayır” demişlerdi!.. Peki Türkler ne demişti, kendilerini orta vadede yok edecek bu plana?
-Yüzde 65 “Evet” demişti; hem de “Yes be Annem” sloganıyla!..

KIBRIS'IN DEĞERİ!..

O referandumu yerinde izlemiştim…
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yer yerinden oynamıştı… Ankara'daki “en büyük Türk büyüklerinin” talimatıyla bir takım “şahsiyetler” Türk halkının “Evet” oyu vermesi için ağır kulisler yapıyordu… Apar topar kurulan AB yanlısı partinin önde gelenleri olmadık yalanlarla “AB'ye kabul edilip, zengin olacakları” propagandası yapıyordu!..
Aslına bakarsanız, birileri gerçekten de zengin oluyordu; menşei fena halde belli gıcır gıcır dolarlar, Eurolar adeta havaya saçılıyor, ufukta beliren zenginliğin(!) gösterisi yapılıyor, birileri satın alınıyor, sonuçta zavallı halk zehirleniyordu!..
Sonuçta, Allah Rumlardan razı olsun Annan Planı onların ret oylarıyla kabul edilmedi. Çünkü Rumların orta vadeye bile tahammülü yoktu; Kıbrıs bir an önce onların olmalıydı! Eğer biraz akılları olup “Evet” deselerdi, bugün Kıbrıs'ta kalan Türk sayısı iki elin parmaklarını bile geçmezdi!..
Bizim liberal ve solcu döneklerin 1990'larda “Kıbrıs'ın artık hiçbir değeri yoktur” iddialarını, aksine bu Ada Türkiye için son derece yaşamsal önemde!. Daha dün sevgili kardeşim Barış Doster, OdaTV'deki yazısına şu başlığı attı:
-Irak'ı ve Suriye'yi bölen emperyalizm Kıbrıs'ı birleştirmek istiyor?..
İşte işin püf noktası da bu!.. Barış, gayet yerinde bir analizle yapılmak istenenin, emperyalizmin önümüze koyduğu “paket programın” bir parçası olduğunu, birinde direnemezsek hiç birinde direnemeyeceğimizi vurgulayarak, konuya nasıl bakılması gerektiğini şöyle açıklıyor:
-Hepsini bir bütün olarak, bölgedeki enerji denklemi, emperyalizmin gereksinimleri, Ortadoğu jeopolitiği bağlamında ele almak gerekiyor!..
Başta ABD, İngiltere, AB, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi de öyle yapıyor zaten!

TÜRK ASKERİ GİDERSE KIBRIS GİDER!..

Türk ve Rum taraflarının, ayrıca üç garantör devletin yani Türkiye Yunanistan ve İngiltere'nin katılacağı, Avrupa Birliği'nin katılacağı Kıbrıs'la ilgili ikinci konferans 28 Haziran'da İsviçre'de yapılacak…
Bay Anastasiadis, tam da bu konferans öncesinde koydu önkoşulunu!.. Masaya bakınca, niçin bu denli terbiyesizce hareket edebildiği kolayca anlaşılabiliyor; o masada Kıbrıs Türk halkının haklarını koruyacak bir Allah'ın kulu görünmüyor!..
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı deseniz; bugüne kadar hem de istenmeden verdiği büyük toprak tavizleriyle zaten yapacağını yaptı!.. Garantör Türkiye deseniz, daha işgal edilen 18 adamız için bile “tık” dememiş bir garantörden söz ediyorsunuz derim!.. Barış Doster'in analizi ile devam edersek, kurulan düş şu:
-Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'yi Ege ve Akdeniz'de çevrelemenin hesabını yapıyorlar. Girit ve Rodos'tan sonra Kıbrıs'ta tamamen onların olursa, Yunanistan Türkiye'yi batıdan ve güneyden çevreler. Türk ticaret gemileri, Yunanistan'dan izin almadan açılamaz!..
Nasıl buldunuz, pek akıllıca değil mi?! Batılı dostlarımız(!) ise soruna tam manasıyla bir Müslüman-Haçlı karşıtlığı zihniyetiyle yaklaşıyor. 28 Haziranda da aynen bu zihniyetle masaya oturacaklar!..
KKTC'nin yönetimi çoğunlukla “yumuşatılmış” vaziyette… Türkiye'ye gelince… Ortadoğu'nun bugünkü durumunda, başımız fena halde dertteyken Türkiye'nin Kıbrıs'ta vereceği en ufak taviz, örneğin garantörlük hakkından vazgeçme, Türk askerinin adadan çekilmesi yolunda bir yumuşama ülkemizi içinden çıkılmaz bir felakete sürükleyecektir.. Yeni Osmanlı hayallerinden, etrafında hiç dostu kalmamış bir Ortadoğu ülkesi konumuna gerileyen Türkiye'yi yönetenlerin akıllarını başlarına alması gerekiyor. Aksi takdirde Emekli Tuğamiral Türker Ertürk'ün şu sözleri tarihe kazınacaktır:
-Türk askerinin Kıbrıs'tan gönderilmesi demek; Kıbrıs Türk Toplumu'nun tecavüzcüsünün ve soykırımcısının insafına terk edilmesi demektir!..
Bu günaha omuz veren altında kalır!

***

KATAR MESELESİ / Abdurrahman Dilipak / Yeni Akit 

Dert bir değil ki, katar katar!..

Bu mesele, sadece ABD ile Araplar arasında bir mesele değil. İşin içinde Fransa da var. Mesela Fas niye bu koalisyona katılmıyor ya da Eritre niye karşı cephede yer alıyor? Fransız faktörünü gözden kaçırmayalım.. Yani Total’in Katar’la doğalgaz anlaşmasını bir kenara not edin. Bu aynı zamanda bir petrol savaşı.. “Bir damla kan, bir damla petrol” hesabı..

Hem İngiltere’deki seçim sonuçlarından sonra işler daha da karışacak demektir.. Göreceksiniz Fransa Rusya’ya yaklaşacak. Almanya sesini yükseltecek.. Çünkü Almanya; ABD, İngiltere ve Fransa’nın operasyon üssü.

Almanya ve Japonya bu süreci bir başka açıdan kendileri için bir çıkış kapısı olarak görüyor..

ABD’nin hesabı açık ve net: Arap petrolüne el koyarak şu 19 trilyon dolar açığı kapatmak. Suud, Kuveyt, Katar, BAE, Irak ve İran petrolüne el koyacak. Böylece kendi sanayisi için enerji maliyetini bedavaya getirirken, Çin ve Hindistan’ı enerji maliyeti ile boğacak. Onları ucuz iş gücü olarak kullanmaya devam edecek..

Bakın, Katar düşerse, körfezde kimse kalmaz. BAE, ABD ve İngiltere’nin Ceziret’ül Arap’da en önemli Amerikan üssü, proje ortağı olma hayalini kuruyor gibi sanki. Sonuçta kimse kalmayacak. Suudi Arabistan 3’e, İran 5’e bölünebilir.. İran bölünürse, iki Azerbaycan birleşebilir. İran’ın Huzistan bölgesi Irak’la bütünleşebilir. Yani “İran Şiası” yerine “Arap Şiası” öne geçirilmek istenecektir. Barzani bağımsızlık ilan ederek, Birleşik Kürdistan’ın merkezi olma hayali kuruyor..

Bu arada İsrail boş durmuyor. İsrail şu günlerde Gazze’ye saldırabilir. Bu ortamı değerlendirmek istiyor. İsrail Gazze’ye saldırırsa, FETÖ de Türkiye’de bir şeyler yapmak isteyecektir..

ABD-PYD koalisyonu Rakka’dan sonra gözünü Esed’e dikecektir..

ABD Suudi Arabistan’ın bölünmesi konusunu öyle anlaşılıyor ki, Derin Suud ve “dost”(!) aşiret reisleri ile görüşmüş. Kimi Hicaz’ı istiyor, kimi petrol bölgeleri ile ilgileniyor..

ABD için yeni rejim “ılımlı İslam”ın merkez üssü olacak.. Mısır “Ilımlı İslam’ın kültür merkezi”. Öyle bir hayalleri var. Sonra bunları İsrail’le masaya oturtacaklar.. Ve “Birleşik Arap birliği” ve “Arap NATO”su (!) gibi bir oluşum da var hayallerinde. Yani hem bölecek, hem de birleştirecekler. Böl, parçala sonra blok kur, toplu şekilde kontrol et.

Katar sorununda olduğu gibi, dünyada ABD’nin musallat olduğu her sorun doğrudan yahut dolaylı olarak “ENERJİ” ile alakası bulunur.

Şunu da görelim: Katar dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatçısıdır. Üretimin yarısı, Japonya’ya gider. Yani ABD Katar üzerinden Asya pazarını, yani Japonya’yı da kontrol etmiş olacaktır.. Terör bu işin kandırmacası. Bölgede terörle işbirliği yapan ABD değil mi, İsrail’in terörüne arka çıkan kendisi değil mi?

Katar 2005 yılında zengin doğalgaz kaynaklarının bulunduğu “kuzey sahası” isimli İran ile ortak rezervlerine geliştirme yasağı koymuştu. Bir arkadaş soruyor: “Bir devlet zengin yeraltı kaynaklarını işlemeyeceğini neden ilan etsin? Hangi devlet, kaynaklarını geliştirmeme sözü verir? Normal mi? Oysa Katar, kuzey sahasından çok düşük maliyetle üretim yapabilir ve rakiplerini kolayca alt edebilirdi. Ama 2005’ten beri bunu yapmadı. Wood Mackenzie şirketi araştırma müdürü Giles Farrer’a göre kuzey sahası açılsaydı, Katar›ın rakipleri büyük darbe yerdi. Neden açılmadı? Katar 2005 yılında kendi kendine koyduğu bu yasakla rakiplerine senelerce kıyak yaptı. Ta ki, 3 Nisan 2017’ye dek.” Meselenin bir başka boyutu da bu konuyla ilgili olmasın? Şimdi, Katar, 12 yıl sonra, 3 Nisan’da kuzey sahasını doğalgaz üretimine açma kararı aldı. Enerji piyasası altüst oldu. Kuzey sahası rezervlerinde İran’ın da payı var. Onlar da martta Fransız Total Petrol şirketi ile anlaştı. İran ve Katar, mart ve nisan aylarında yaptığı iki hamle ile dünya doğalgaz piyasasını altüst etti. ABD buna kayıtsız kalamazdı. Katar, İran’la birlikte doğalgaz piyasasını altüst ettikten 2 ay sonra «terörü destekleyen ülke» durumuna düşürüldü. Tesadüf değil.

Burada durup düşünmek gerek: Katar terörü desteklediği için değil kuzey sahasını üretime açtığı için hedef oldu. Suud ve Mısır ABD’nin talimatı ile saldırıya geçti. Trump bugün Katar’a “arabuluculuk” teklifinde bulundu. Pazarlık kuzey sahası için dönüyor. Katar Emiri ABD’ye gitse idi, döndüğünde koltuğunda başkasını oturur halde bulabilirdi. Hatta dönemeyebilirdi de..

Diyorlar ki: “Teröre verilen destek, ABD’nin kozuydu. Katar kuzey sahasını üretime açınca, ABD bu kozu kullandı. Suud ve Mısır ayakçılığını yapıyor. Türkiye, Rusya ile yaşanan uçak kazasının ardından Katar’la büyük bir doğalgaz anlaşması imzalamıştı. Şayet Katar’da dengeler değişirse, Türkiye’nin enerji politikası yara alabilir. Türkiye doğalgaz konusunda Rusya’ya daha fazla bağımlı kalabilir..

Obama yönetimi, İran’ın Türkiye’ye bağımlılığını kırmak, hatta Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek için  İran’a uygulanan ambargoyu kaldırmıştı. Bu sayede Fransız Total İran’la anlaşmıştı. Trump şimdi başka bir oyun kuruyor. Bu durumda ABD yeterince İran karşıtlığı örgütler ve çatışma zemini oluşturabilirse  yeniden yasaklar getirebilir ve böylece Total-İran doğalgaz anlaşması iptal edilebilir.

Şimdi bütün kartlar masada. ABD kalkıştığı bu oyunu kaybederse, bu ABD için bir felaket olabilir. ABD başarırsa, bu AB, Rusya, Çin için bir felakete dönüşebilir.

Bugün dünya barışı her zamankinden daha kırılgan. Zaten böyle bir barış hiç olmadı belki de.

ABD şimdilik ilk raundu kazansa da gidişat pek iyi değil. Önümüzdeki günlerde ne olacağını kestirmek ise kolay değil. Her şey mümkün.. ABD de rahat değil. Bana kalırsa kendi oyununa gelecek ve bu süreç herkes için çok zor geçecek. Selâm ve dua ile..

 

 

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş