Medya Arkası (14.06:2017)

Medya Arkası (14.06:2017)
Köşe yazılarında gündemin ağırlığını Katar krizi ve FETÖ'deki tahliye tartışmaları oluşturuyor. İşte günün yazılarından öne çıkanlar..

DAMATLAR ARDA’YLA YARIŞIYOR / Mehmet Tezkan / Milliyet 

Herkesin dilinde iki konu var..

Biri Arda..

Öteki damatlar..

Hangisi daha baskın derseniz, duruma göre.. Bazen Arda Turan - Fatih Terim kavgası öne çıkıyor.. Bazen damatların tahliyesi..

Yarışıyorlar..

Arda meselesi küllenmeye müsait..

Damatlar meselesi değil.. Alevlendikçe alevleniyor.. Çünkü siyasetçilerin dilinden düşmüyor.. Dün de muhalefetin başat konusuydu..

Eee haklılar tabii..

Türkiye böylesini görmedi.. Vicdanları yaraladı, çifte standarda, haksızlığa isyan ettirdi..

Yargıya güveni sıfırladı..

Hürriyet’te Selvi’nin yazdığı gibi..

Ceza hukuku, aile hukuku, ticaret hukuku, devletler hukuku gibi yeni bir dal doğdu; Damatlar Hukuku.

Yoksa kayınpederler hukuku mu desek?

Daha mı doğru olur!..

HDP Sözcüsü Baydemir damatlar içtihadı adını koymuş..

En güzel tanım bu galiba..

Daha iyi anlatıyor.

Hukuk aynı hukuk..Yasa aynı yasa.. İçtihat farklı..

Damatsan farklı, değilsen farklı..

Kayın- pederinin gücü yetiyorsa farklı, gücü yetmiyorsa farklı..

Bahçeli de, Kılıçdaroğlu da bu duruma tepkili..

MHP lideri; yok hastaymış, yok adresi belliymiş gibi gerekçelerin bahane olduğunu söylüyor..

CHP lideri; ‘Hapistekilere dışarı çıkmak için iyi bir kayınpeder bulmanız lazım’ diyerek ironi yapmış!.

Kimi yazarlara göre de bu tezgâh.. Bir oyun.. 

Kimin tezgahı.. Kimin oyunu..

FETÖ’cülerin!..

FETÖ’cüler ‘damatlar’ adlı oyunu sahneye koyup yönetmişler..

Senaryo şöyleymiş:

‘Önce ünlü birinin damadı bulunur. Sonra damat içeriye alınır, ortalık iyice alevlendirildikten sonra da delil olsa da olmasa da sabit ikamet gerekçesiyle ya da dandik bir hastalıkla tahliye edilip serbest bırakılır. Arkasından da sağlam FETÖ’cülerin çıkması için kampanya yürütülür. Kampanyanın sloganı da hazırdır üstelik:

Tüm suçumuz damat olmamak mı?’ (Fuat Uğur, Türkiye gazetesi)

Öyle veya böyle damatlara kızan kızana..

Kayınpederlere köpüren köpürene..

****

BYLOCK'ÇU MU YOKSA FETÖ EVLERİNDE Mİ KALDI?  / Ersoy dede / Star 

Fatih Altaylı 12 ByLock kullanan vali olduğunu yazmıştı bir kaç gün önce Habertürk’teki köşesinde.. Bu bilgiyi bir savcıdan aldığını, savcıların bildikleri halde bu isimlere dokunamadığını iddia etmişti.. Biz de bu köşeden sorduk; ‘Eğer Altaylı’nın yazdığı doğruysa neden yer yerinden oynamıyor’ diye.. Meğer İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili bir isim Fatih Altaylı’yı ifadeye çağırmış.. Bunu yine köşesinden öğreniyoruz.. İzin alarak savcıdan konuştuklarını da köşesine taşımış.. ‘Bildiğim her şeyi anlattım’ diyor Fatih Altaylı.. Anlattıklarının dosyaya gireceği sözünü de aldıktan sonra, savcının yaptığı yorumu da köşesine taşımış.. Diyor ki Savcı, Altaylı’nın naklettiğine göre;
“.. Sadece FETÖ evlerinde kalmak bir kriter değil. Okuldan mezun olduktan sonra bunlarla tüm bağını koparanlar var”... 
1) İddia, 12 Vali’nin ‘FETÖ evlerinden yetiştiği’ iddiası mıydı, yoksa ByLock kullanıcısı olduğu iddiası mı?..
2) Fatih Altaylı köşesinde kendisine bu bilgiyi veren savcının korkudan işlem yapmadığını yazmamış mıydı?.. Muhatap İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili mi yoksa HSK mı?

Bir gariplik var bu tabloda ama hadi hayırlısı bakalım..

****

KATAR'DAN SONRA SIRA KİMDE? / Nedret Ersanel / Yeni Şafak 

ABD’NİN İSMİNİ VERMEDİĞİ ÜLKE: TÜRKİYE?

Katar krizi pratiği, ülkenin resmi haber ajansının FETÖ’vari bir eylemle Katar Emiri’nin Suud ve ABD’yi hedef alan açıklamalarını servis etmesiyle başladı. Yalanlandı ve geri çekildi ama çok geçti...

Peki, ABD’nin Katar operasyonunu başlatan “resmi” söylemi?..

Bunu biliyor muyuz, bilenlerimiz anladı mı?..

Ayın 9’unda Başkan Trump önceden hazırlanmış bir metni resmi bir karşılama/basın toplantısında okudu... (‘President Trump holds a joint press conference with the president of Romania’, 09/06, Beyaz Saray resmi sitesi.)

Biz de önemli bölümünü ‘okuyalım’...

“Katar terörü tarih boyunca finanse eden ülke olmuştur. Konferansın ardından (kürenin etrafındaki seansı kastediyor) ülkeler bir araya geldi ve Katar’a karşı koymak için benimle görüştü. Vermemiz gereken bir karar vardı: Kolay yolu mu tercih edeceğiz yoksa zor ama gerekli önlemi mi alacağız? Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, eşsiz komutanlarımız ve askerlerimizle beraber karar verdim. Katar’a, finans desteğini kesmesi için çağrıda bulunma zamanı gelmişti”...

“Diğer ülkelere de teröre verdikleri desteği derhal sona erdirmeleri konusunda çağrıda bulunmak istiyorum. Diğer ülkenin/ülkelerin ismini vermeyeceğim. Sorunu çözemedik ama çözeceğiz”...

“Gerçekten tarihi bir zirveydi. Daha önce böyle bir şey yaşamadık ve belki de yaşayamayacağız. Umarım bu zirve terörün finansını, terörizmi sona erdirir”...

Bu “özellikle hazırlanmış” metinde dikkatimizi çekmesi gerekenler ne?..

“Diğer ülkenin/ülkelerin ismini vermeyeceğim. Sorunu çözemedik ama çözeceğiz”...

Bu “diğer ülke(ler)” kim?

Amerika’nın düşmanlığını alenen gösterdiği tek ülke var o da İran.

Kaldı ki, ABD’nin isim vermekten çekineceği ülke hangisi olabilir?

Eğer bu konuşma, Türkiye’nin Katar’a üs kurma ve askeri birlik  göndermesine bir cevap ise-ki ertesi güne denk geliyor-Ankara ve Washington ilişkileri farklı merhaleye geçer. Öyle mi bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz, dünyanın değişen şartları bu işten kimseyi yara-bere almadan kurtaramaz.

Katar el kadar ülke.. “Küre koalisyonu”nun ambargosu bir gün bile dayanmadı. Bu ambargoyu kıran da Türkiye’dir. 

Trump’ın, “eşsiz komutanlara ve askerlere danıştığı” vurgusundan anlıyoruz ki, ambargo için “güç” kullanmak da düşünülüyor. Katar’daki Amerikan üssünün bu bağlamda ve hatta Doha dengelerinde kullanabileceğini düşünmeliyiz.

Elbette tersini de...

Türk askeri Katar’a girerken ABD askeri çıkabilir.

Kötü senaryo da mümkün; ABD, terörizmle mücadele bahanesiyle Katar’a askeri müdahalede bulunursa veya Suudi-BAE işbirliği Katar’ı istila ederse felaket olur.

Fakat önce Trump’ın Kongre onayını nasıl alacağını görmek isterim.

****

SAVCILARA DESTEK GEREK / Fatih Altaylı / Habertürk 

“Savcılığa gidip ifade verdim” diye yazdım ya dün.

Bilgileri vermekten izlenimlerimi anlatmaya fırsat olmadı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Önder Yaman’ın davetiyle Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet S. Kiraz Yerleşkesi’ne gittiğimde geleceğimi kapıya haber vermişlerdi.

Hemen başsavcının makamına yönlendirildim.

Odaya girdiğimde biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

Genç, güler yüzlü bir savcıyla karşı karşıyaydım.

Hemen, “Niyetli değilseniz bir şey ikram edelim” dedi.

Teşekkür ettim.

Başsavcıvekili Yaman, geçmiş yıllarda sık sık ifade vermeye gittiğim ve FETÖ’cü oldukları sonradan ortaya çıkan “nobran” savcılara hiç benzemiyordu.

Önce uzun uzun yaptıkları mücadele hakkında bilgi verdi.

Bunu övünerek, böbürlenerek değil görevini yapan bir “adalet savaşçısı” üslubuyla yapması gözümden kaçmadı.

Kararlı görünüyordu.

FETÖ’nün yargı ve bürokrasi ayağıyla mücadeleye kendini adamıştı ve bunu saklamıyordu.

Gördüklerinden, soruşturma boyunca duyup öğrendiklerinden şaşkınlığa düştüğü anlaşılıyordu.

Örgütün yapısını çözmüş ve ortaya çıkardıkları yapının bir terör örgütünün tüm özelliklerine sahip olduğunu görmüştü.

Emin olduğu bir başka şey vardı, savcılar ve hâkimler arasında tam bir temizlik yapılmıştı ve FETÖ artığı kimse kalmamıştı.

Örgütün yapısı ve bu olayda birlikte çalıştığı ekibin yaptıklarını anlattıktan sonra, “Yazınızla ilgili bir ifade almamız gerekiyor. Haber kaynaklarınızı saklamak anayasal hakkınız” dedi.

Açıkçası uzun zamandır bu yetkilerle donatılmış bir savcının bu denli “zarafetle” konuştuğuna tanık olmamıştım.

Ben de kendisine haberin bana nasıl ulaştığını anlattım.

Daha sonra ifademi yazdırdı ve teşekkür edip uğurladı.

Ben de kendisine teşekkür ettim. İzlenimim şudur.

Üst düzey FETÖ mensuplarının ortaya çıkarılması ve yargılanmasını sağlamak için oluşturulmuş “özel savcılıklar” gerçekten çok özverili bir çalışma içindeler.

Olayı Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğurabilecek hatalar olmadan tam hukuk düzeni içinde soruşturmaya ve sonuçlandırmaya çalışıyorlar.

Ancak bir başka gözlemim daha var.

Bu savcılarımıza daha fazla destek ve belki daha fazla kadro lazım.

Adalet Bakanlığı’nın kadroları FETÖ yüzünden neredeyse 3’te bir oranında azalmışken bunu yapmak kolay değil farkındayım.

Ancak bu tempoya ve bu yoğunluğa  can dayanmaz.

****

BAHÇELİ GİZLİ ORTAĞIN AYALANCIKTAN KIZIYOR! / Rıza Zelyut / Aydınlık 

Devlet Bahçeli’nin AKP iktidarları dönemindeki grafiğine bir bakın şunu göreceksiniz: Normal dönemlerde atıp tutsa da AKP Lideri Erdoğan ne zaman sıkışmışsa Bahçeli yardımına koşmuştur. 
Erdoğan’ı seçilmiş padişah yapan referandumda evet demesinin sebebi de budur. Bu görev ona ABD tarafından MİT üzerinden verilmiştir. Bunun kanıtı da Amerikan BOP belgelerinde dolaylı olarak yer almıştır. 1 Mart 2003’te TBMM’de o ünlü işgal tezkeresi reddedilince ABD yeni bir plan yaptı. Bu planın temelinde, Türkiye’deki köklü ve güçlü partilerin AKP’ye destek olacak hale getirilmesi vardı.
MHP Bahçeli ile, CHP Kılıçdaroğlu ile bu çizgiye getirildi. (Ayrıntılarını Kaynak Yayınları'ndan çıkan “Muaviye’den Erdoğan’a DİN VE SİYASET” isimli çalışmamda gösterdim.)

BARZANİ İLE AYNI YERDEYDİ

Dünkü Grup Konuşması’nda Bay Bahçeli, Mesut Barzani’nin Kuzey Irak’ta referandum yaparak bağımsız bir Kürt devleti kurma projesine attı tuttu.
Ama o Barzani’yi devlet başkanı gibi karşılayan, uyduruk bayrağını Türk bayrağının yanına astıran; Kürdistan’a giden açılım projesini başlatan kimdi?
-Tayyip Erdoğan!...
Peki Tayyip Erdoğan’a bu projeyi gerçekleştirecek yetkileri veren anayasa değişikliğine bütün gücüyle destek olan kimdi?
-Devlet Bahçeli!
Öyleyse, Bahçeli’nin gizli ortağı;  “evet”te buluştuğu Barzani’dir.

TÜRK’Ü TARİHTEN SİLME PLANI

MHP’li kardeşlerim! Türk milliyetçiliğinin ayakları altına alan; ülkücüleri katil, kandan beslenenler diye yerden yere vuran, millet değil ümmet peşinde koşan bir siyasetçiye padişah yetkileri verdiren Bay Bahçeli’nin Türk’lükle de milliyetçilikle de asla ilgisi yoktur.
Biliniz ki, Türk milletini tarihten silme projesini bu AKP üstlenmiştir. Sömürgeciler bu işi topla tüfekle yapamayacaklarını 1920’lerde gördüler. Şimdi savaşı kültür ve milli kimlik üstünden yürütüyorlar… Bu savaşın özü şu: Milliyetçiliği bırak, ümmetçiliğe bak…
Ümmetçilik, Müslümanlık adı altında pazarlanıyor.
Ümmet dediğiniz Müslüman dünyasına bakın: Ramazan ayında bile hepsi birbirini kesiyor. Yoksulluk, cehalet diz boyu… Müslümanlar, Hıristiyan dünyasına kaçmak için kendisini denizlere atıp oralarda ölüyor. 
İşte bu projeye milleti ikna etmek için, Atatürk’ün karşısına getirip peygamberimiz Hazret-i Muhammet’i koydular. Okullardan, televizyonlardan Türklükle ile ilgili bilgileri atıp yerine Arapçılığı /ümmetçiliği yücelten uyduruk bilgiler doldurdular. İmam hatiplerin yaygınlaştırılma nedeni de budur. Bu okullardan Türk genci yetiştirmek yerine Arap zihniyetli gerici bir gençlik yetiştiriyorlar.
Tayyip Erdoğan’ın TBMM’de dün yaptığı konuşmaya alkışçılık yapan grubun tavrını gördünüz… Minareler, süngüler… La ilahe illallah’lar!...
Sanki bu millet yeni Müslüman oluyor… Sanki bin yıldır bu inançla savaşan önceki gençler yok… Gençleri neredeyse IŞİD militanı haline getiren bir iklim yaratılmış durumda… Bu havayı yaratan AKP Lideri Erdoğan, geçmişe olan nefretini cumhuriyet üstünden yine dışa vurdu.
Bay Bahçeli, işte bu projenin gizli ortağıdır. Ülkücüler, Türk’ü tarihten silme projesinin koçbaşı olan Bay Bahçeli’ye kararlılıkla hayır demeliler.

KILIÇDAROĞLU TAKOZDUR

Nasıl ki Amerika, Bahçeli’yi Erdoğan’ın cankurtaranı haline getirmişse, ikinci cankurtaranı da CHP’nin başındaki Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Erdoğan, yıllar boyunca Kürdistancı projeleri nasıl destekledi ise Kılıçdaroğlu da bu projelere omuz vermesi için CHP’nin başına getirildi.
Erdoğan yıllarca nasıl FETÖ’ye destek verdi ise Kılıçdaroğlu da Amerikancı FETÖ’ye hizmet için o göreve getirildi.
Bunun bilgilerini önceki yazılarımda dile getirdim.
Şimdi  sorun 2019’daki başkanlık seçimidir. 2023 yılında Yeni Türkiye adı altında Ümmetçi Cumhuriyet kurma peşindeki Erdoğan’ı durdurmak  birinci görevimizdir.
Bu işin önderliğini, Amerikancı Kılıçdaroğlu yürütemez.
Çünkü onun toplumda bir karşılığı kalmamıştır.
Hal bu iken, Bay Kılıçdaroğlu daha şimdiden hayırcıları birleştirme adına şununla bununla görüşmeler yapıyor.
İşte buradan yazıyorum: Eğer 2019’daki seçime Türkiye Kılıçdaroğlu başkanlığındaki bir CHP ile giderse, Tayyip Erdoğan yüzde 51’den daha fazla oy alarak padişah yetkisini kuşanacaktır.
Buna evet diyenler varsa, buyursunlar Kılıçdaroğlu’nu o koltukta oturtmaya devam etsinler.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş