Medya Arkası (14.09.2019)

Medya Arkası (14.09.2019)
Köşe yazarlarının gündeminde büyük gerginliklere sahne olan Türkiye ile AB-ABD ilişkileri vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

Chp'ye vur da adaleti elleme / Mehmet Tezkan / Milliyet

Şu söze taktım..

Diyorlar ki; gördünüz mü bak adalet yürüyüşü toplumda karşılığını bulamadı..

Ne demek bu?

Toplum adalet istemiyor mu demek?

Veya toplumda adalet olduğuna inanç yüzde yüz, bu sebeple adalet taleplerine aldırış etmiyorlar mı demek? Adaletin toplumda karşılığı yok ne demek? Gerçek durum şu..

Adalete güven yüzde 30, güvensizlik yüzde 70..

İktidara yakın yazarların verdiği oran bu.. O halde!.

Köşelerinde veya ekranlarda bu sözü sık sık tekrarlayanların amacı başka..

Amaç CHP’yi hırpalamak..

Beğenmiyorsan, kızıyorsan hırpalamayı dene de adaleti alet ederek yapma.. Adaleti kullanma.. Çünkü adalet kavramını hırpalıyorsun..

Adalet CHP’nin meselesi değil..

Adalet küçük bir azınlığın meselesi de değil..

Adalet siyaset üstü mesele..

Hepimizin meselesi..

Türkiye’nin meselesi..

Şöyle bi söyleme de sarılıyorlar..

Diyorlar ki; bugün adalet diye haykırmak, dün adaletin var olduğunu savunmak demektir..

Yani FETÖ’cülerin hakim olduğu yargıyı..

Ne ilgisi var?

Mağdurların FETÖ’yle ilgisi yok ki.. Aslında çelişkili durum var..

- Dün FETÖ’cülerin gazabına uğrayanlar..

- Dün FETÖ’cü savcı ve hâkimlerin zulmünü görenler..

- Dün FETÖ’cülerin kumpasıyla yıllarca cezaevinde yatanlar..

Bugün adalet istiyor..

- Dün FETÖ’cü yargı esip gürlerken ses çıkarmayanlar..

- Dün FETÖ’cü savcı ve hâkimlerle gezip tozanlar..

- Dün FETÖ’cü yargının aldığı kararlara en küçük bir eleştiri getirmeyenler..

Bugün adalet isteyenlere kızıyor..

Fethullahçıları savunmakla suçluyor..

Anlaşılır gibi değil..

Erdoğan’ın yaveri Erdoğan’a ihanet etti. 
Vahdettin’in yaveri Vahdettin’e ihanet etti. 
Bütün yaverler hain.
 

Erdoğan'ın yaveri Vahdettin'in yaveri / Ahmet Hakan / Hürriyet

Erdoğan’ın yaveri kimdi?
Kim olacak?
Sümüklü bir vaiz bozuntusuna iradesini teslim eden, halkın üzerine ateş açan bir kalkışmaya omuz veren, emperyalistlerin amaçlarına hizmet eden, milletine kalleşlik yapan zavallı bir ödlektir.

Peki Vahdettin’in yaveri kimdi?
Kim olacak?
Zelil ve perişan bir imparatorluğun küllerinden bir umut doğuran, kelle koltukta yollara dökülen, hakkında çıkarılan idam fermanlarına zerre aldırmadan milletinin istiklali için savaşan, en umutsuz andan büyük bir umut doğuran ATATÜRK’tür.

İki yaveri değil birbiriyle kıyaslamak...

Aynı anda akla getirmek bile...

“Ben şerefsizin tekiyim” diye bağırmak gibi bir şeydir.

Sadece bu da değil!
İşin içinde bir de...
Yunan adasına gitmeyi bile reddeden Tayyip Erdoğan’ı, İngiliz gemisine binip kaçan Vahdettin’le özdeşleştirmek gibi bir şapşallık da var.
Kısacası...Şerefsizce bir şapşallık ya da şapşalca bir şerefsizliktir söz konusu olan.

PARTİ LOGOSU: KINALI EL

"MERAL Akşener’in partisinin logosu “kınalı el” olacakmış.

Parti tutar tutmaz, bilemem. 

İş yapar iş yapmaz, bilemem.

Ama “kınalı el”i parti logosu yapma fikri, çok iyi bir fikir.

Çünkü “kınalı el” sembolü...

Çok yerli, çok etkileyici, çok akılda kalıcı, çok aşina, çok anne, çok milli, çok Anadolu bir sembol."

AB Merkel’e “dur” demiş / Can Ataklı / Korkusuz

İktidar çok zor günler yaşıyor. Artık birçok şey kontrolden çıktı. Avrupa Birliği özellikle Almanya ile işler çok kötü giderken Amerika’nın son “tutuklama” atağı tuz biber oldu. Artık iktidardaki paniği en yandaş yazarlar bile saklayamıyor, morallerin bozuk olduğunu söylemek zorunda hissediyorlar kendilerini.

Tabii buna rağmen kendi kendilerine bazı “moral” unsurları çıkarmaya da çalışıyorlar. Çölde bir yudum su bulmuş gibi de seviniyorlar. Gerçi sevindikleri şey aslında Türkiye’nin aşağılanması, haysiyetinin ayaklar altına alınması ama artık işin çivisi çıktığı için yandaşlar hiçbir şeyin farkında bile değil.
Almanya son haftalarda Erdoğan iktidarına karşı en sert tepkiyi gösteren ülke. Merkel Alman seçimlerine çok az bir zaman kala “Türkiye’nin üyelik müzakerelerini tamamen ortadan kaldıralım” dedi.
Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleri ise buna karşı çıkarak üyeliği tümden yok etmek yerine müzakereleri askıya almaktan yana olduklarını açıkladılar.
İşte iktidar ve yandaşlarını sevindiren bu. Yandaşların televizyonları ve gazeteleri hemen manşetler attılar; “Merkel’e AB’den kapak gibi açıklama, Merkel’e AB dur dedi, Merkel AB’nin tepkisiyle karşılaştı, Merkel gördün mü hani AB Almanya’dan sorulurdu?”
Bunlar için “akılsız yandaşlar” diyeceğim. Çünkü sadece biat kültürü içinde oldukları ve çıkarlarını düşündükleri için haberi okumuyorlar, muhtemelen okusalar bile anlamıyorlar. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler Almanya’nın Türkiye’yi tümden silmek istemesine karşı çıkıyorlar ama bunu Erdoğan’ı çok beğendikleri için yapmıyorlar. Tam tersine aslında ağır hakaretlerde bulunarak “Türkiye eşittir Erdoğan diye bakamayız, Erdoğan dışındaki Türkleri üzemeyiz, onları kaybedemeyiz” diyorlar.

Hey gidi ‘faiz lobisi’ / Akif Beki / Karar

Son bir yıldır taraf değiştirdi, sinsice karıştırıp çökertemediği Türkiye’nin artık ekonomik büyümesine hizmet ediyor. İster inanın ister inanmayın, Gezi olaylarından beri güçlü Türkiye’yi istemeyenlere çalışan ‘faiz lobisi’, bu yıl açıkça güçlü Türkiye için çalışmaya başladı. Ben demiyorum, göstere göstere rakamlar söylüyor. O rakamları yorumlayan ekonomi yazarları söylüyor. Sene başında, ‘faiz lobisi’yle mücadelenin başkahramanlığına soyunan bir gazetede görünce gözlerime inanamamıştım. İlk kez hayırla anıyorlardı faiz artışını. Merkez Bankası’nın TL faizini arttırarak kur oyununu bozduğunu, faiz silahıyla dolar lobisini perişan ettiğini, faiz sillesiyle döviz lobisini tekme tokat dağıttığını, faiz oranlarıyla oynayarak kaos planlarını çok pis bozguna uğrattığını filan yazıyorlardı.

Niyet gizli değildi ki! / Fatih Altaylı / Habertürk

İSRAİL Genelkurmay Başkan Yardımcısı, “Biz PKK’yı terör örgütü olarak görmüyoruz” dedi.

Arkasından Adalet Bakanı, “Bağımsız Kürdistan bizim menfaatimizedir”açıklamasını yaptı.

Türkiye az biraz da olsa ayağa kalktı.

Sonra da Başbakan Netanyahu sözde noktayı koydu ve “Bu laflar resmi görüşümüz değil. PKK bizim için bir terör örgütüdür” dedi.

Ben de güldüm.

Tüm bunlar söylenirken Türkiye pek sesini çıkarmıyor.

Dinliyor.

Göstermelik bir iki çıkış var ama o kadar.

Türk basını ise bunları yeni duymuş gibi yapıyor, ilk kez söylenmiş gibi davranıyor ve “sözde” bir şaşkınlık ve tepki gösteriyor.

Oysa bu durum artık İsrail’in resmi politikası.

Gizli ve saklı da değil.

Çok etkili ve çok güçlü Türk medyası, koramiral, oramiral ve tümamiral gemileri dahil kış uykusunun derinliklerindeyken ve bendeniz de köşesini terk etmiş durumdayken, Washington’da Council of Foreign Relations’ta bir toplantı yapıldı.

Suudiler ile İsrail arasında.

Sonra da toplantının sonuçları bir basın toplantısıyla açıklandı.

Suudi tarafını eski istihbarat danışmanı Enver Macid Eşki, İsrail tarafını ise eski büyükelçileri Dare Gold temsil ediyordu.

Açıklamada aynen şöyle denildi:

“Suudi Arabistan ve İsrail, bağımsız bir ‘Büyük Kürdistan’ projesini desteklemektedir. Kurulacak bir Kürdistan, bölgede İsrail ve Suudi Arabistan’ın ortak hasmı İran’dan, Türkiye’den ve Suriye’den alınacak topraklar üzerinde kurulacağı için iki ülke de bundan memnuniyet duyacak, böylece bölgede genişleme ve neo Osmanlı hayalleri kuran Türkiye de bu hayallerinden vazgeçmek zorunda kalacaktır.”

Türk basını bu açıklamayı görmedi.

Bunun üzerine ben de Twitter üzerinden bunu duyurdum ve sonrasında bir iki yerde küçük bir haber oldu.

Ama kaynadı gitti.

Netanyahu ne derse desin, hem İsrail’in, hem Suudi Arabistan’ın bölgedeki politikasının ne olduğu gizli saklı değildir.

Bu iki ülkenin ABD ile olan bağı da aşikâr olduğuna göre karşımızdaki tablo budur.

Türkiye’yi buraya taşıyan politikalarla buradan çıkılmasının mümkün olmadığı aşikârdır.

Yoğurtla suyu karıştırıp her seferinde ayran olmasına şaşırmak gibidir.

Türkiye nereye sürükleniyor?.. / Ümit Zileli / Korkusuz

Türkiye’de çok ama çok garip gelişmeler yaşanıyor…

Aslında “garip” sözcüğü yaşananları anlatmaya, ölçmeye yeterli gelmiyor; daha çok iktidarın zirvelerinden aşağıya doğru yayılan bir tedirginlik, bir endişeden söz ediyorum!.. Muhterem medya cenahına baktığımda ise durumun “korku”, “tehdit” ve “kavga” boyutlarına ulaştığını görebiliyorum…
Ülke, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte anayasanın adeta askıya alındığı, Anayasa Mahkemesi’nin “yok hükmünde” vaziyet aldığı, TBMM’nin dışlandığı, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) idare edilen ve “Yeni Türkiye” adı altında Cumhuriyeti devşirmeye yelken açan bir konuma hapsoldu!..
Ülkenin Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin başkanı unvanlarına sahip Erdoğan, KHK düzenlemeleriyle 2019 Başkanlık seçimlerinden sonra kazanan kişinin kullanabileceği sınırsız yetkilerin neredeyse tümünü şimdiden kullanabilecek durumu yarattı, ülkeyi “tek elden” yönetmeye başladı!..
-Madem öyle; bu tedirginlik, bu endişe, bu korku, bu gerginlik, bu kavga neden?..
Saray ve iktidar partisinin kimyasını bozan ilk durum, 16 Nisan Referandumu oldu; Ankara, İstanbul dahil 17 büyükşehirde “hayır” çıkması, YSK eliyle adeta kanırtılarak “evet” oylarının kıl payı önde çıkartılması ortalığı karıştırdı, doğal olarak!..
Ancak, Erdoğan bu durumdan da yararlandı; partiyi tekrar kontrolü altına almak için harekete geçti, AKP’de tasfiyeler başladı, hükümette revizyon yapıldı.
-Ancak, durum değişmediği gibi, bir yandaş yazarın deyimiyle “AKP’deki homurtular” herkesin duyabileceği yüksekliğe ulaştı!..
Öyle ki, hem parti içinde hem de yanaşma takımı arasında Saray ve çevresine karşı açıktan konuşulmaya, yazılar yazılmaya, “başarısızlıklar” sergilenmeye bile başlandı!..

Cıvıl cıvıl bir hareket / Hakan Albayrak / Karar

Kapalı kapılar ardında konuşmakla bir şey değişmiyorsa meseleleri kamuoyu önünde enine boyuna konuşarak toplumsal baskı oluşturmaya çalışmaktan başka çare yoktur.

Herkes tartışmayı izlesin ve haberlerini yapsın, istediği gibi de yorumlasın. AK Parti gizli bir örgüt mü? Kapalı bir cemaat mi? Değil. 80 milyon nüfuslu, kocaman bir ülkenin iktidar partisi. Her toplumsal kesimden insanların oy verdiği bir parti. Geniş olalım biraz. 

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim: Sadece geçen yazıda ve bu yazıda bahsettiğim konularda değil ve sadece şu dönemde değil, genel olarak da çoksesliliği benimsemeliyiz. İmparatorluk varisi rengârenk bir ülke olan Türkiye’nin en büyük siyasi hareketi, farklı farklı fikirlerin farklı farklı üsluplarla tam bir özgürlük ve esenlik içinde ifade edilebildiği cıvıl cıvıl bir hareket olmalı.

Kaostan, anarşiden bahsetmiyorum. Çokluk içinde birlikten, birlik içinde çokluktan bahsediyorum. Lider karizmasıyla ezilmeyen bir çeşitlilikten bahsediyorum. Akıl akıldan üstündür; akılların hayırda yarışarak bizi daha güzel yerlere taşımasından bahsediyorum. Bereketli bir dinamizmden bahsediyorum. Sıkıcı olmamaktan bahsediyorum. En önemlisi, yozlaşmamaktan, çürümemekten bahsediyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş