Medya Arkası (14.11.2016)

Medya Arkası (14.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Devlet Bahçeli ve Başkanlık sistemi, dolardaki yükseliş, Donald Trump, Fırat Kalkanı ve AKM tartışması vardı.

Ey akıl neredesin?  / Rahmi Turan / Sözcü

Milli iradeyi bir kişinin iki dudağı arasına neden hapsediyoruz? 
Bir kişiye koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni neden teslim ediyoruz? 
Bir ülkenin rejimini bir kişi belirleyemez. 
Bir kişinin arzusu üzerine rejim değişmez. 
Bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihsel koşullan belirler." Yukarıdaki sözler Kılıçdaroğlu’na ait... Bir yanlışlık var mı? Yok! Oysa bugün ülkemizde yapılmak istenen, devleti her kurumuyla tek kişinin eline teslim etmek. 
Kılıçdaroğlu, AKP'nin yapmak istediği, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin de iktidarın uydusu gibi destek olduğu Başkanlık Sistemi’nin sakıncalarını dile getiriyor. Getiriyor da ne oluyor? 
"İmam bildiğini okur" derler ya... 
AKP de. Bahçeli de bildiğini okuyor! Bunun sonunda ülkede demokrasinin köküne kibrit suyu dökülecekmiş, 79 milyon insanın kaderi bir kişinin keyfine teslim edilecekmiş, AKP'nin de, Bahçe li Bey'in de umurunda mı? 
Hazırlanan anayasa değişikliği gerçekleşirse önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinde iki partili dönem başlayacak: AKP ve CHP.. 

Ya MHP ne olacak? Devlet Bahçeli sayesinde sizlere ömür! Yazık!

***
Başkanlık desteğinin altından AKP-MHP koalisyonu çıkabilir / Can Ataklı / Sözcü

Herkes nefesini tuttu bekliyor; MHR Tayyip Erdoğan'ı başkanlık koltuğuna oturtacak mı oturtmayacak mı? 
Başbakan Yıldırım'ın "MHP'nin desteği ile başkanlık sistemini getiriyoruz" açıklaması beklentiyi çok yükseltti ama siyasettir bu belli olmaz. 
Kişisel kanaatimi daha önce de belirtmiştim. Gerçi Bahçeli ve Yıldırım'ın son sözleri bu analizimi biraz zayıflatıyor. 
Bana göre Bahçeli AKP'yi bir anlamda köşeye sıkıştırdı. Dedi ki "Kaç yıldır anayasa ve başkanlık sistemi diyorsun, ama ortaya bir taslak, bir metin koymadın, getir önümüze bir bakalım, belki destek veririm." İşin bu yönü gözden kaçırılıyor. Herkes MHP'nin 330'u sağlayıp sağlamayacağını tartışıyor. 
Konuya siyasi açıdan bakalım; MHP Başkanlık sisteminden yana mı? 
Bahçeli parlamenter sistemden yana olduklarını söyledi. 
Başkanlık sistemi MHP'nin işine yarıyor mu? 
Yaramıyor. Hatta tam tersine böyle bir sistemde MHP'nin parti olarak hiç temsil edilmemesi bile mümkün. 
O halde MHP neden kendini de yok edecek bir sisteme, üstelik hiç gerek yokken destek versin. 
AKP ve yandaşları bunu "Bahçeli'nin memleket sevdası" olarak tercüme etmeye çalışıyor. 
Bir savaş ve yıkım sonrası olsa anlarım kişiler kendilerini ve partilerini feda ederek yepyeni bir devletin kurulması için fedakârlık yapar, ama bunların hiçbiri yokken MHP neden "güya fedakârlık" adı altında kendini yok etsin? 
O halde eğer olacaksa "bu desteğin altında başka bir şey olmalı" diye düşünmeden edemiyor insan. 
İşte tam bu sırada MHP'ye yakınlığını bildiğim bir siyasetçi aradı. 
MHP'nin son atağını konuştuk. 
"Bak" dedi "Yeni anayasayı da başkanlık sistemini de boş ver, hiçbiri olmayacak, zaten mümkün de değil, ama yakın bir gelecekte AKP- MHP koalisyonu kurulursa şaşırma." Şaşırmaz olur muyum? "Nasıl olacak?" diye sordum. 
"İddialı" biçimde anlattı. 
Özeti şu; Erdoğan AKP milletvekilleri içinde FETO'cü pek çok kişinin olduğundan emin. Sayılarının en az 60 olduğu tahmin ediliyor. Eğer bir operasyon yapılır ve bu milletvekilleri tutuklanırsa AKP'nin Meclis'teki sayısal gücü tek başına iktidara yetmeyecek. Bunlar temizlemenin en kestirme yolu bir baskın seçim. Ancak seçim de tehlikeli. 
Güney sınırımız savaş halinde. 
Ekonomi berbat gidiyor. İç ve dış etkiler giderek güçleniyor. Böyle bir ortamda seçime gidilmesi halinde sadece "15 temmuz şehitleri ve kahramanlık" üzerinden propaganda yetersiz kalabilir. Aynca uzunca bir süre OHAL'den vazgeçmesi mümkün değil. OHAL varken de seçime gidilemez. Ama partideki FETÖ'cülerden de kurtulmak gerek. İşte MHP burada önem kazanıyor. Bahçeli Erdoğan'ın yönetimine karşı çıkmayacağına, söz dinleyeceğine, bunun karşılığında hükümete girmesine ikna edilir. 

***
Ekonominin çanları sert çalıyor / Okay Gönensin / Vatan

Türk lirasının değerinin Amerikan doları karşısında en düşük düzeyine inmesinin bir “sağlık” işareti olmadığını bilmek için ekonomist olmaya gerek yok. Ekonominin durumunu anlamak için rakamlara boğulmaya gerek yok. Sadece Antalya örneğini aktarmak yeterli.

Antalya’ya 2014’te gelen turist sayısı 2.5 milyon, 2015’te terör eylemlerinin ardından bu rakam 2.5 milyona iniyor. Ve 2016’nın ilk 10 ayının rakamı: 200 bin.

Ekonomik krizlerin arkası hemen her zaman siyasi krizdir.

1960, 1971, 1980 öncesinde hep bir ekonomik kriz yaşanmış, arkasında da siyasi krizlerin zirvesi, askeri darbeler yaşanmıştır.

Bunun tersi de mümkündür. Bir siyasi kriz çıkarsa bu kaçınılmaz olarak ekonomiye yansımaktadır.

Bazen bu ilişki aşırı şekilde bire bir de yaşanabilir. Ortadoğu’daki siyasi krizlerin parçası olmamızın sonucu bu bölgeye ihracatın sıfırlanması olmuştur.

İç barışın bir ucu ekonomik gelişme olduğu zaman bütün vatandaşlar, siyasi tercihleri ne olursa olsun bundan ancak memnun olurlar.

Ekonomiyle ilgili yorum yapanlar şu anda kriz kelimesini kullanmıyorlar, ama ekonomik krize girilmemesi için hükümetin gerekeni yapıp yapmadığına ilişkin kaygı ve kuşkular yoğun şekilde ifade ediliyor.

***

Trump, 23 milyon insanı kovabilir mi? / Yavuz Semerci / Habertürk

ABD seçimleri sonrasında, yeni dünya düzeni hakkında inanılmaz bir spekülasyon yapılıyor. Çatlayacak ticari anlaşmalar, ekonomik işbirlikleri, yükselecek gümrük duvarları ve artan siyasi çatışmalar, şiddetlenecek bölgesel savaşlar falan... Trump’un kazanmasının yankıları çok farklı. Genelde herkesin birleştiği henüz kara kutu... Devlet tecrübesi yok ve yanındaki adamları becerileri hakkında tartışma var.

Trump destekçilerinin en büyük beklentisi, ülkede bulunan yabancıların (kaçakların) vakit geçirilmeden kovalanması.

Resmi olmasa da rakamlar, Amerika’da kaçak yaşayan 10 milyonun üzerinde insanın olduğunu gösteriyor. Yakalandıkları an (deport) kovulma prosedürü işletiliyor. Bunlar, kaçak yolla veya turistlik vizeyle gelmiş ve geri dönmemişler.

Ağır işleyen bir prosedür var. 1 yıla kadar sürüyor atılmaları. Bu nedenle ağır, ağır yakalanıyorlar!

Bir başka bilgi. Green Card alarak ülkede çalışma izni olanların sayısı yaklaşık 13 milyon. Trump’ın yaklaşımı “bu insanların çalışma izinlerini ve kartlarını kaldıralım. Ülkelerine dönsünler. Yeni baştan sorgulayarak alalım” şeklinde. 

Şimdi 20- 25 milyon insan ülkeden kovulabilir mi? Büyük kaos demektir. Üstelik mevcut yasalar yetmez. Yeni yasalar çıkarmak zorundalar.

***

İnce kırmızı çizgili hat / Mete Yarar / Karar

Bu yazı yayınlandığında El Bab çevresinde çatışmalar yoğunlaşmış ve farklı noktalardan Fırat Kalkanı’na katılan özel görev gücüne saldırılar yapılmaya başlanmış olabilir. Benim bugün size anlatmaya çalışacağım El Bab’dan sonra nelerin yaşanabileceği üzerine olacaktır.

Askeri ve diplomatik anlamda baktığınızda El Bab’ın stratejik bir hedef olma durumu söz konusu olamaz. El Bab’ı aldığınızda bölgedeki dengeleri değiştirecek bir pozisyon elde edemezsiniz. El bab’ın alınması daha sonra yapılacak operasyonlar için yalnızca kritik bir önem ifade edebilir. Yani kısaca El Bab harekatın sonuna gelindiğini göstermez. El Bab’dan sonra neler olabileceğine ise kısaca değinmekte yarar var. El Bab’ın alınmasıyla beraber hem Suriye ordusu hem de İran destekli unsurlarla karşı karşıya gelinecektir. ÖSO’nun ise bu kadar büyük bir alanı Türkiye’nin desteği olmadan ayakta tutması mümkün görülmemektedir. Yani bizim unsurlar da en uç noktaya kadar ilerlemek zorunda kalacaktır. Burada tam tabiriyle ince kırmızı bir hat oluşacaktır. Suriye devleti ise bu dengeyi değiştirmek için PYD unsurlarını destekleyerek farklı yerlerden saldırılar yaptıracaktır. Son bir kaç haftadan beri yapılan faaliyetler de bu tespitimizi doğrular niteliktedir. Bunun örnekleri, Türkiye’nin müdahale edeceği bilinmesine rağmen PYD’nin El Bab’ı almak için saldırıya başlaması ve buna yönlendirilmesi, Rakka operasyonunun erkene alınması ve lojistik anlamda yoğun destek verilmesidir.

Bugünden sonra Türkiye El Bab’ı elde tutmak için yönünü batıya ve doğuya döndürmek zorunda kalacaktır. Doğuya dönerek Mümbiç’e ve Batıya dönerek Mare hattına ilerlemek zorunda kalacaktır. Bu işler yapılmadan bu ilerlemenin kalıcı olması mümkün olmayacaktır. Açıkcası önümüzdeki dönemde bazı özel birliklerin de karşıya geçirilmesi gerekecektir. Bu operasyon için daha fazla kuvvet kullanılmasına ihtiyaç duyulacaktır.

***
Ancak Türkiye’de olur… / Özay Şendir / Milliyet

Başbakan Binali Yıldırım, cumartesi günü AKM tartışmasını bir kez daha alevlendirdi...
Konuşa konuşa bitmeyen bir siyasi tartışma haline geldi AKM binası işi ama bakın tartışma tam da bize göre ilerliyor:

Atatürk Kültür Merkezi’nde çalışmış bir sürü sanatçı, başta akustik olmak üzere, izolasyon, ısıtma, soğutma, güvenli olmayan sahne asansörleri gibi bir sürü sorundan bahsediyor ve sonra “AKM yıkılmamalı” diyor.

Buna karşın “AKM yıkılsın” diyenler binanın ekonomik ömrünü doldurduğundan söz ediyor. Oysa her sene Yeni Yıl konserlerinin verildiği Viyana Musikverein binasının açılış yılı 1870. Bavyera Devlet Opera binası 1818, ParisPalais Garnier 1875’te yapılmış ve halen hizmet veriyor.

 Bir kısım mimar “Anıt eser, yıkılmamalı” diyor, bir başka grup mimar, “Nazi dönemi ruhu olan bir bina, anıt olma özelliği de yok yıkılsın” diyor. Diğer yanda kimi kolonların temelle bağlantısı olmadığı gibi daha ciddi sıkıntılar pek konuşulmuyor.

Resmi ağızlar olmasa da meseleye “Süreyya binası yerinde duruyor, zaten ne kadar opera seyircisi var ki, bina yıkılsın, yerine daha efektif bir iş yapılsın” diyenler var ki bunlar ateşin üzerine benzin dökenlere benziyor. “Gördünüz mü AKM’yi yıkıp yerine camii yapacaklar, AVM konduracaklar” diyenler bu cümleleri tezlerine kanıt olarak sunuyor. Bu arada Süreyya binası büyük prodüksiyonlara uygun bir bina değil.

Hali her nasıl olursa olsun, “Bina yıkılmasın” diyenlerin çoğu Atatürk adı üzerinde duruyor. Buna karşın “uluslararası proje yarışmasıyla İstanbul’a yakışır bir opera binası yapılsın” diyenler de “ismi yeniden AKM olur” tarzı bir cümle kurmuyor. 

Tartışmanın her iki tarafı da önemli olanın sadece bina değil, yaşayan bir kültür merkezi kurmak, o merkezde salonları dolduracak eserleri sahneye koymak gibi konularla pek alakadar olmuyor.

  

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş