Medya Arkası (15.11.2016)

Medya Arkası (15.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Devlet Bahçeli, Başkanlık sistemi ve CHP vardı.

"Devlet Bahçeli  'pozitif muğlak' bir strateji yürütüyor!"  / Elif Çakır / Karar

AK Parti'nin kurucu isimlerinden ve siyasetin duayenlerinden önemli bir ismin yorumu bu. 
Devlet Bahçeli'nin 'başkanlık' ve 'idam' tartışmalarını gündeme getirmesini ve bu iki konuya dair son günlerde yürüttüğü siyasi hamleleri "pozitif muğlaklık" olarak yorumluyor: "Sayın Bahçeli'nin yaptığı bu siyasete bir kavram da buldum. Yaptığı şey tam olarak "pozitif muğlaklık"! Yani gerek "başkanlık sistemi" gerekse "idam" tartışmalarına dair söyledikleri "pozitif yaklaşım" gibi görünse de tamamen "muğlak" şeyler. 
Örneğin, "başkanlık sistemine" dair söylediklerine baktığınızda "başkanlık sistemini" savunduğunu düşündürtüyor. Ancak şöyle bakın, "başkanlık sistemi" geldiği zaman sistem ancak iki partiye izin veriyor. Peki, MHP kendisini siyaset dışı bırakacak bir sisteme neden "evet" desin ve neden bu sistemin Meclis'e gelmesine, referanduma gitmesine izin versin? Bütün bunlar AK Parti olarak, hükümet olarak sormamız gereken ve cevaplanması gereken sorulardır. 
Hakeza "idam" konusu da böyle. Koalisyonda olduğu dönemde 'en iyi formülü bularak devleti bir krizden çıkartmayı' başaran Bahçeli'nin bugün 'gelsin idam destekleyelim' demesinin arka planına bakmamız lazım. 2011 seçimlerinde AK Parti olarak biz meydanlarda MHP'yi sıkıştırmıştık 'elinde fırsat vardı, niye APO'yu asmadın' diye. Devlet Bahçeli bugün 'hadi getirin idamı destek verelim' diyerek bizi sıkıştırmaya çalışıyor. Bir sonraki seçimlerde meydanlarda 'destek vereyim dedim, elinizde imkanlar vardı, niye getiremediniz' diyerek siyasi üstünlük sağlayacaktır. Bütün bunlara baktığımızda sanırım MHP lideri Devlet Bahçeli güttüğü "pozitif muğlaklık" stratejisi ile hükümetimizi ve partimizi bir mindere doğru çekmeye çalışıyor." Günü ve vakti geldiğinde kendisi çıkıp bu kavramın kendisine ait olduğunu ve satırlardaki kişinin kendisi olduğunu açıklayacaktır elbette. 
Şunu söylemeliyim ki, Ankara'da bu endişeyi taşıyanların sayısı pek azımsanacak gibi değil. Haklı olabilirler mi? Bilmiyorum. Siyaset dediğimiz şey bu mudur? Hep 'alt etmeye' yönelik midir? Hep mi kuşku ile bakmak gerekir? Bilmiyorum. 
Ben yine de kulağımı MHP Genel Merkeze uzattım. Ve sordum: "Pardon ama bu tarz endişe duyanlar haksız mı? MHP, kendisini siyaset dışına itecek bir sistemi eden savunsun? MHP ne yapmaya çalışıyor?"

***
Uzlaşılmayan maddeler... / Muharrem Sarıkaya / Habertürk

Anayasa sürecine ilişkin en önemli veriye muhtemel ki bu hafta tanıklık edeceğiz. 
Yürürlüğe girmesinden bu yana yapılan 18 değişiklikten 9'u AK Parti iktidarında gerçekleşti; 1 değişiklik ise referanduma sunulmadığı için başarıya ulaşamadı. 
Bu sürede 83 maddesi değişti, bazı maddeleri birden fazla farklılaştı, değişiklik sayısı 108'e ulaştı. 
Ayrıca AK Parti ile MHP arasındaki görüşmelerden yola çıkıldığında ise muhtemel ki reform Anayasa'sına değil, yine revizyona tanıklık edilecek. 
Yani, 19'uncu kez değişikliğe uğrayacak... 
Veya 2012'de olduğu gibi risk görülüp değişiklik iptal edilecek. 
Cumhurbaşkanı'nın dün AB sürecine devam konusunda karar vermek için bir referanduma gidilirse, bunun içine idam ve Anayasa'nın uluslararası anlaşmalarla ilgili 90. maddesinin de eklenerek halka sunulma olasılığı da bir başka alternatif olarak duruyor. 
Peki, MHP Anayasa değişikliği ve referandum konusuna ne kadar hazır? 
Bunu görmek için Anayasa Uzlaşı Komisyonu'nda MHP'nin hangi konulara itiraz ettiğine bakmak yeterli. 
Üzerinde en fazla uzlaşı sağlanan "Din, vicdan ve inanç hürriyeti" başlığında veya eğitim, seçme-seçilme hürriyeti ile vatandaşlık konularındaki bakışını görmek yeterli. 

***
CHP ve "açık kapı" / Güneri Civaoğlu / Milliyet

Yeni bir anayasa için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu AK Parti'ye "kapımız açık" mesajını verdi. 
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtuluş'tan anında cevap: "Bizim kapımız ardına kadar açık..."  
Politika "var olan imkânları kullanarak sonuç alma sanatıdır." AK Parti, CHP'nin "açık kapısından" girse bir sonuç alır mı? 
Veya... 
CHP, AK Parti'nin "ardına kadar açık kapısından" girse ne değişir? 
Daha başından bir anlaşmaya varamayacakları kesin. 
CHP "Başkanlık veya cumhurbaşkanlığı adı altında başkanlık sistemine" karşı tavrını net koymuştu. 
AK Parti'nin de -hele MHP'nin yeşil ışığından sonraCHP'nin iktidarı ve Beştepe'yi "denge-kontrol" ekseninde yapılandırmak istediği "parlamenter sistemi" konuşması için bir tek sebep gösterin? 
O halde "AK Parti - CHP - MHP" ortak iradesiyle bir "yeni anayasa" olasılığı için "yok" denebilir. (Hiç değilse şu aşamada...) Ama... 
"AK Parti'nin ardına kadar açık kapısından" girerek CHP gene de bir "sonuç alma" girişiminde bulunabilir. 
"Yeni anayasa" falan değil fakat demokrasi için çok önemli bir "sonuçtan" bahsediyorum. 
Şöyle ki: Madem AK Parti ve MHP şöyle ya da böyle bir anayasa değişikliğinde uzlaşacaklar. 
Bu belki bir "başkanlık sistemi" için sınırlı sayıda anayasa maddesi değişikliği olabilir... 
Belki -hatta biraz daha büyük olasılıkla- "partili cumhurbaşkanlığı" için anlaşırlar. 
Her iki halde de -galip ihtimalle- Millet Meclisi'nde 330 oyu bulup referanduma götüreceklerdir. 
Referandum sandıklarından "HAYIR"çıkması "sürpriz" olur. 

***
Ak Parti'nin Başkanlık sınavı / Etyen Mahçupyan  / Karar

Başkanlık sisteminin bir alternatif haline gelmesi, CHP’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin tercih ve kararları sonucuydu. Ana muhalefet ve ‘ana’ yargı o süreçte demokrasiyi rafa kaldıracak hamlelere imza atarak hem kendi hem sistemin meşruiyetini büyük ölçüde zedelediler. Cumhurbaşkanı’nın seçimle geliyor olması ise bu yapıyı taşınamaz hale getirdi. Çünkü 12 Eylül Anayasası yetkili ve sorumsuz bir cumhurbaşkanı yaratmıştı ve seçimle geldiği için ilave meşruiyeti olan birinin bu hakkı kullanmaması zordu. Böylece ortaya iç tutarlılığa sahip olmayan bir garabet çıktı ve ironik olan şu ki, bugünlere ancak demokratik alanın daralması sayesinde gelinebildi. Aksi halde cumhurbaşkanlığı-hükümet-Meclis üçgeni şimdiye kadar çoktan tıkanabilirdi.

Bugün artık parlamenter sistemin ihyasından ziyade başkanlık sistemine geçiş yönünde bir dinamiğin içindeyiz. Teorik açıdan bunun demokrasi veya rejim bağlamında sorun oluşturması beklenemez. Aksine kuvvetler ayrılığına, ‘denge denetleme’ ilkesine saygı gösteren bir Anayasa eşliğinde, başkanlık sisteminin çok daha demokratik bir Türkiye yaratma ihtimali daha fazla.

Ne var ki halen sürdürülen iktidar olma biçimi, geniş bir seçmen kitlesinde kaygı da uyandırıyor. Bugün her konuda kolayca ve hiçbir kurumsal itiraza maruz kalmadan ‘tek adam’ yönetiminin uygulanabilmesi, ileride kurumsal denetimin kabul edilme ihtimalinin inandırıcılığını azaltıyor. Öte yandan parti ve hükümet yetkilileri her fırsatta ‘doğru’ bir başkanlık sistemi önerileceğini söylüyor. Dolayısıyla spekülasyon yapmaktansa AK Parti’nin anayasa teklifini görüp ona göre değerlendirmek daha anlamlı.

***
Başkanın “B”si... / Melih Aşık / Milliyet

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve Anayasa Komisyonu üyesi Namık Havutça, geçen hafta “İçinde başkanlığın ‘B’si dahi olan bir teklifi kabul etmeyiz, müzakere konusu yapmayız” demişlerdi.
Diğer Grup Başkanvekili Özgür Özel dün düzenlediği basın toplantısında aynı yönde konuştu:
“Başkanlığın yer aldığı bir teklifi müzakere etmeyiz. CHP’de bırakın başkanlığın geçeceği bir açık kapı, bir anahtar deliği bile yoktur.” 
Peki, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ne diyor bu konuda? Bakın cumartesi günü düzenledikleri Anayasa Çalıştayı sırasında görüştüğü gazetelerin Ankara temsilcilerine ne diyor:
“Metin ortaya çıkmadan yorum yapmak, görüş bildirmek son derece yanlış olur... Öyle bir başkanlık getirirler ki ona yönelik eleştirilerimiz, kullandığımız dil farklı olabilir. Benim eleştirmem için nasıl bir düzen, nasıl bir model getiriyorlar, onu görmemiz lazım.”

CHP Genel Başkanı’nın bu sözleri insanı hayretler içinde bırakıyor. Neden mi? Çünkü AKP kafasındaki modeli 2012 yılından beri seslendiriyor. Abdülkadir Selvi de iki yazı yazdı. Bu aslında başkanlık değil, bir padişahlık rejimi. Padişahlıkta Şeyhülislamdan fetva almak vardır. AKP sisteminde başkana tanınan yetkiler daha da sınırsız. Kemal Bey başkanlık adı altında tezgâhlanan tek adam rejimini halka anlatacak yerde hâlâ “Getirsinler görelim belki fikrimiz değişir” havasında. 
Diyecek söz kalmıyor.

***
Yeni yılda ikinci sandık / Okay Gönensin / Vatan

2017 yılının ilk aylarında başkanlık oylaması için sandığın çıkacağına kesin gözle bakabiliriz. Tabii ki Devlet Bahçeli son anda yan çizmezse.

İkinci sandık ise Avrupa Birliği’ne tam üyelik için çıkacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu andaki fikri bu yönde.

Ankara’nın tam üyelik başvurusunun Avrupa Birliği tarafından kabul edilmesinden bu yana ilişkiler inişli çıkışlı oldu. Ama şu anda olumsuz noktada.

Avrupa’nın göçmenler korkusunun yanına Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler eklenince Avrupa da “artık ne olacaksa olsun bitsin” noktasına çok yaklaştı.

Avrupa’dan gelen eleştiriler sertleşirken Ankara’nın cevapları da daha da sert ve “sana ne” düzeyinde olunca bir diyalog imkanı ortaya çıkmıyor.

Erdoğan’ın tavrı bir süredir, bu meselenin öyle ya da böyle bir noktaya gelmesi ve kapanması yönünde.

Erdoğan bunu da gecikmeden halka sormak niyetinde. Halka sorunca çıkacak sonuç da aşağı yukarı bellidir.

Türk halkı on yıl önceki AB üyeliği heyecanı ve beklentilerini kaybetmiştir ve şu anda gündeminde böyle bir mesele yoktur.

Avrupa Birliği ile en azından üyelik müzakerelerinin devam etmesini,Türkiye’nin demokrasi sorunları için olumlu bir destek olacağını düşünenlerin de bir kampanya yürütecek halleri kalmamıştır.

Sandık konulacak, düşük katılımlı bir oylamayla Avrupa’ya “herkes kendi yoluna” denilecek ve rüya tarihe karışacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş