Medya Arkası (17.06.2017)

Medya Arkası (17.06.2017)
Kılıçdaroğlu'nun başlattığı Adalet Yürüyüşü, destek ve tepkiler.. Ve tabii dış gelişmeler.. İşte günün köşelerinden gündemin öne çıkanları..

AKP’NİN AKLINA BİRDEN HUKUK GELDİ / CAN ATAKLI / KORKUSUZ

BAHÇELİ, İKTİDARIN NİYETİNİ Mİ AÇIK ETTİ?

Adalet yürüyüşünün başladığı gün “iktidar buna karşı ne yapar?” diye soranlara “AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın konuşmasını beklemek isterim. Bakalım ne diyecek? O konuşmadan kimse bir şey yapamaz” cevabını verdim.
Erdoğan ilk günün ardından konuştu. Yürüyüşten söz etmedi ama “anayasayı” hatırlattı.
Demek ki bir tedirginlik var. “Eyyy CHP” diye gürlemedi. Emniyet'e talimat verip “durdurun bunları” da diyemedi.
Ertesi gün Başbakan ve Adalet Bakanı da hukuka sığındı.
İşe bakın ki bu yürüyüşle hiç ilgisi olmayan Devlet Bahçeli en şahin biçimde esip gürledi.
Bu yürüyüşün “Provokasyonlara neden olacağını, olaylar çıkacağını, bunun altından CHP'nin de ülkenin de kalkamayacağını” söyledi.
İyi de, bir; bu yürüyüşten Bahçeli'ye ne, iki; Bahçeli bir endişesini mi dile getiriyor yoksa iktidarın niyetini mi açık ediyor?
Kim bilir artık iktidarın bir parçası haline gelen Bahçeli, hükümet yetkililerinin söyleyemediğini söyleme görevi üstlenmiştir. Başbakan, İçişleri Bakanı veya bir başka AKP'li “Engelleriz, dağıtırız, zor kullanırız, karşınıza biz de kalabalıklar çıkarırız” demeye cesaret edememiş olabilirler. Bunun yerine bu konuda Bahçeli'yi görevlendirip “Şunları bir korkut, bu kalabalıkların büyümemesi gerek” demiş olabilirler.
Partisini fiilen yok eden Bahçeli sanıyorum bu son çıkışıyla belki AKP'deki yerini sağlamlaştırmıştır ama kendini de iyice bitirmiştir.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

LÜZUMSUZ TARTIŞMALARA HİÇ GEREK YOK

Şuna inanıyorum; Ankara'dan başlayan yürüyüş bir hafta içinde Türkiye'nin her tarafını saracak ve milyonlara ulaşacaktır.
İzmir'in “ben de varım, biz de İstanbul'a yürüyoruz” kararının da sirayet edeceğini ve Bursa, Balıkesir, Eskişehir, Kütahya gibi İzmit'i buluşma noktası yapabilecek kentlerin de buna katılacağını sanıyorum. Trakya illerinden de son hafta İstanbul'a yürüyüş başlayacaktır.
Bu yürüyüş siyasi geçmişimizin en büyük halk hareketi olma yolundadır. Başarılı olmaması için de hiçbir neden yoktur.
Ancak şunu da belirtmek istiyorum; özellikle CHP içinde “Geç kaldık, bunu referandum akşamı yapacaktık, 7 Haziran'dan sonra bizi uyuttular” türü eleştiriler geldiğini duyuyorum.
Söylenenlerde haklılık payı olabilir. Tabii bir kesim de kendine güvenemediği için bu eylemin akamete uğrayacağından korkuyordur.
Bunlara hiç gerek yok. Hiçbir şey için geç değildir. “Keşke daha önce yapılsaydı” tamam da daha önce yapılmamış ama şu anda yapılıyor, artık demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine inanan, ahlaklı, namuslu, vicdanlı herkesin “şuydu; buydu” tartışmasına girmeden sürece destek vermesi gerekir.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

UTANMAZLIĞIN ARTIK BU KADARI DA OLMAZ

İktidar sözcüleri Adalet Yürüyüşü için “şimdilik” sakin ve “hukuka sığınan” açıklamalar yapıyorlar ama yandaş yalaka takımı gemi azıya almış biçimde ve hayâsızca saldırıyor.
Neymiş; CHP darbeci FETÖ'den aldığı talimatla halkı sokağa döküp kaos yaratmak istiyormuş.
Neymiş; CHP darbeci FETÖ'cüleri yargının elinden almak için gözünü karartmış.
Neymiş; CHP teröristlerle omuz omuza vermiş yeni bir darbe hazırlığı içindeymiş.
Neymiş; CHP askerleri kışkırtarak iktidara gelmenin yollarını arıyormuş.
Nasıl bir kafadır, nasıl bir mantıktır bu?
Hiçbir şeye itiraz etme, karşı çıkma, hakkını arama. Bu iktidarın arkasında dur, o zaman “yerli ve milli” olabilirsin, karşı çıkarsan eleştirirsen “darbecisin, hainsin, teröristsin.”
Artık utanmaları, sıkılmaları falan kalmadı. Kılıçdaroğlu'nun Anıtkabir'e çıkarken çekilmiş fotoğrafının arkasında görülen askerleri bile bahane edip “İşte darbeci askerlere selam çakıyorlar” diyebiliyorlar.
AKP'nin baştan aşağı cemaatle iç içe geçtiğini, her türlü kirli işin birlikte yapıldığını, milyarlarca liranın birlikte kazanıldığını yok sayıp CHP ve tüm muhalefeti FETÖ'cü gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Ama bu kez algı operasyonu eskiler gibi etkili değil. Türkiye'nin her yanından milyonlarca kişi korku, endişe ve umutsuzluk bulutlarını yırtarak “Ben buradayım, artık yeter” diye haykırmaya başladı.

***

İTİRAZ MERCİİ / FATİH ALTAYLI / HABERTÜRK 

Kuzey Irak’ta “bağımsız Kürdistan için” referanduma gidiliyor ve Türkiye tepkili.

Diyarbakır’da “Megri megri” diyen Barzani, bağımsız Kürdistan’ın kurucusu olma peşinde.

Türkiye, hamisi olduğu Barzani’yi uyarıyor, “Yapmayın” diye.

Ben ise geçmişte yaşadığım bir olayı bir kez daha hatırlatma gereği duyuyorum.

1990’lı yılların ortası.

Yanlış hatırlamıyorsam 1996 senesi.

Kuzey Irak’ta Selahaddin kentinde, Barzani’nin kente hâkim bir tepede kurulmuş ofisinde karşılıklı oturmuşuz.

Barzani’nin Türkiye’ye “bağımlı” olduğu yıllar.

Barzani’ye bağlı peşmergeler, PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda Türk askeriyle birlikte çarpışıyor.

Tabii bedeli mukabilinde.

Her ay Türkiye’den Barzani’ye çuvalla dolar gittiği yıllar. 

Ben de ofisinde Barzani ile sohbet ediyorum.

Konularımız çeşitli: Türkiye, Irak, Saddam, Halepçe, PKK.

Ve tabii yüzyıllık Kürdistan devleti rüyası.

Bağımsız Kürdistan deyince Barzani’nin gözleri parlıyor.

“Şu an için hayal. Olma ihtimali yok. Ama gelecekte niye olmasın. Bu bölgede her millet, devletini kurdu, Kürtler hariç” diyor.

Sonra kalkıp, kente ve ilerisinde uzanan ovaya hâkim ofisinin penceresine doğru yürüyor.

Tül perdeyi çekiyor ve bana “Gel bak” diye işaret ediyor.

Yanına gidiyorum ve camdan manzaraya bakıyorum.

“Ne görüyorsun” diyor.

“Çorak bir arazi” diyorum.

“Hayır” diyor Barzani, “Ben bambaşka bir şey görüyorum. Bu topraklar aslında bir petrol denizinin üzerinde yüzen bir ada. Altımızda muazzam bir zenginlik var. Amerika izin verdiği gün bu zenginlik bizim olacak ve biz burada Kürdistan’ı kuracağız. Bu zenginlik, Kürt halkının zenginliği. Bugün bu zenginlikten faydalanamıyoruz belki ama her şey ABD’ye bağlı. Onlar izin verdiği gün, bu zenginlik Kürt halkının olacak”

Bu sohbetimizin üzerinden 20 küsur yıl geçti.

Barzani’nin söyledikleri dün gibi aklımda.

Barzani’de bir değişiklik olduğunu zannetmiyorum.

Değişiklik varsa ABD’de var. İtirazımız varsa merci orası.

Tabii dinlerlerse...

...

****

BİRBİRİNE BENZEYEN TRUMP VE AMERİKA TELAŞLARI/ SEVİL NURİYEVA / STAR 

Amerika’da herkese kendini kabul ettirmek derdinde olan Trump’ın, savaşa ihtiyacı olduğu gözükmektedir.

Bir taraftan Suudi Arabistan’a silah satan, diğer taraftan Katar’a uçak satışı yapan Trump, esasında Amerikan silah sanayisi hegemonlarının kalbini de kazanma peşinde. Tam da Trump’ın vazifeden uzaklaştırılma (impeachment) söylemleri devredeyken, Rusya ilişkileri dedikodusu bu kadar yüksek sesle kullanılmışken, her aşamada Trump’ın başının üzerindeki Demokles’in kılıcı gibi her defasında onu tedirgin edeceklerinin işareti mevcut durumda.

Kaddafi yok. Saddam yok. DEAŞ artık büyük düşman içeriğini kaybetti. Dolayısı ile Trump’a ve onu destekleyen güçlere, yeni düşman muhakkak gerekli!

Kuzey Kore’ye yönelik yeni hamlelerin altındaki neden budur. Yeni düşman ihtiyacı!

ABD’deki derin grupların çıkarlarıyla, devletin çıkarları arasındaki uyumla birlikte uyumsuzluğun mevcudiyeti, kimseye sır değildir.

Trump’ı Rusya ile gizli ilişkilerde suçlamak, esasında yeni düşman profilinin pekişmesi için tam uygun ortamı sundu Trump karşıtlarına.

Trump giderek Pentagon’un tüm politikalarına uymaya başladı ve bu daha da ilerleyecektir.

Trump gerçekten bağımsız durmaya, kimsenin desteklemediği kendisinin seçimleri kazandığı görüntüsü, artık işine yaramamaktadır. Çünkü bu özgürlük, Beyaz Saray’ın sınırlarını zorlamayı hedeflemişse, bunun önüne geçme gayreti her zaman baki olacaktır.

Beyaz Saray; Başkanların özgürlüklerini değil, Amerika’daki devletin ve devlete etki teşkil eden merkezlerin hepsi arasında, uyumu oluşturan bir merkezdir. Başkanların arzularından ziyade, bu uyumu oluşturan başkan profili, kalıcı bir profildir.

Trump’ın; bu dengeleri iyi okuyamadığı ve analiz edemediği aşikârdır. Lakin tam da bu uyumsuzluk, Trump’ın devreye girmesini sağlayan güçler için cazibe noktasıdır. Tam da bu uyumsuzluk içerisinden, ülke içindeki merkezlerin aralarındaki örtülü savaş rengi belirlenmektedir.

Şimdi Amerika, yeni dünya düzeninde ciddi açıkları olduğunu görmektedir. Yeni savaş ortamına itme gayreti, bu ortamı yakalama isteğindendir.

Rusya ile çatışmak, Çin’i hedef belirlemek, İran’a kafayı takmak!

Ortadoğu’da haritaları yeniden belirlemek, hepsi topyekûn dünyayı yönetmeye tek talip güçlerin dizaynıdır.

Katar’daki kaya gazının Rusya’nın daha ileride tek gaz ocağı olma ihtimali üzerine, bu feryadı koparmaktadır. Ve elbette bu coğrafyada kontrol edilmeyen yönetimlerin devreye gelmesi telaşı! İşte tam da bu nedenle Müslüman Kardeşler sosyolojisi, bu kadar zalimce hedef haline getirilmektedir.

Karşılarında, elinde sadece silahlı güçlerin olmasını pek bir memnuniyetle karşılayan küresel sistem, siyaseten halkı arkasına alan güçleri sevmedi, sevmeyecektir!

Evet, Amerika küresel sermaye merkezi ve üst aklın sözcüsüdür. Gerçi orada da bayağı ciddi çatışma olduğu aşikârdır. Şimdilik belki sükûnetle götürmeye gayret edilse de, bu eninde sonunda büyük patlamaya neden olacak ortamın yetişmesine hizmet etmektedir.

Trump’ın İsrail destekçisi profili ile onu devreye sokan aklın çıkarları, birbirlerine destek olacak gibi durmaktadır.

Amerika’nın kontrol ettiği finans akışının, Çin’e doğru kayması, Amerika’nın kâbusudur. Onu; mümkünse merkez Asya ve Ortadoğu’da engellemek, büyük bir hedeftir. Afganistan üzerinden uyuşturucu operasyonları trafiğine baktığımızda, “neden Afganistan’a huzur gelmiyor” sorusuna cevap ortaya çıkmaktadır. Rusya’nın burnunun dibine kadar gelmek, Putin’siz Rusya tahayyül etmek, mümkünse zayıflatılmış Rusya ile muhatap olma gayreti de, buna bağlıdır. Terazinin kefelerinden sadece Amerikan çıkarlarının bulunduğu tarafın ağır basmasını arzulaması, şimdilik pek tutacak gibi gözükmüyor. Amerika telaşta! Burada hem Trump’ın, hem de Amerika’nın telaşının nedenlerinin ve gizlediklerinin ortaya çıkması ile analiz etmek giderek kolaylaşmaktadır.

****

ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜN SONUCU / ŞAHİN MENGÜ / AYDINLIK 

CHP Milletvekili Enis Berberoğlu 25 yıl hapse mahkum edildi ve daha karar kesinleşmeden tutuklanmasına karar verildi.
Mahkemenin kararı ne kadar yanlış ise zamanında milletvekillerinin dokunulmazlığının toptan kaldırılmasına Baykal’ın uyarılarına rağmen“ne derler kompleksi ile evet demek” de o kadar yanlıştı.
Hukuk Devletinin temel ilkesi, millet adına, yargılama faaliyetini yürüten hakimlerin; yasamanın, yürütmenin, hatta tarafların, çevrenin etkilerinden uzak tutulmalarıdır.
Yargının tam anlamıyla bağımsız olduğu, iktidarların yargıya müdahale etmediği, talimat veremediği  bir ülkede, kürsü masumiyeti dışında herhangi bir dokunulmazlığa gerek yoktur.
Enis Berberoğlu hakkında, daha karar kesinleşmeden verilen hükümle beraber tutuklama kararı, milletvekili olan Berberoğlu’nun yasama faaliyetlerini engellemek ve diğer milletvekillerine gözdağı vermek içindir.
Yasama dokunulmazlığı, milletvekilinin parlamento toplantılarına katılmasını temin etmek maksadıyla getirilmiş bir kuraldır.
Bizim hukukumuzda milletvekilini ceza yargılamasına ve kovuşturulmasına tabi kılan iki istisna var. Ağır Cezalık suçüstü hali ve bir de Anayasanın 14. Maddesinden sayılan devletin şahsiyetine karşı suçlarda dokunulmazlık söz konusu olmuyor. Kovuşturma başladığı anda  dokunulmazlık otomatik olarak kalkmış oluyor. Sadece TBMM’ye  bilgi veriliyor.
Tabii bir de TBMM tarafından dokunulmazlığın kaldırılması halinde dokunulmazlık artık söz konusu olmuyor.

AKP'NİN ELİNE KOZ VERİLDİ

Enis Berberoğlu, TBMM tarafından dokunulmazlıkların belli bir tarihe kadar işlendiği iddia olunan suçlar açısından bir defaya mahsus olmak üzere toptan kaldırılması nedeniyle yargılanıyordu.
Bu toptan dokunulmazlığın kaldırılmasının anayasaya aykırı olduğu CHP tarafından bilinmesine ve dile getirilmesine rağmen “Birileri ne der kompleksi” nedeniyle destek verildi.
Bu dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek  verilmesinin çok tehlikeli olduğu, Deniz Baykal tarafından açıkça anlatıldı. Hem Baykal’ın söylediğini yapmamış olmak ve hem de ne derler kompleksi içinde bu açıkça anayasaya aykırı düzenlemeye destek verildi. 
Anayasaya aykırı ama dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyeceğiz dendiği gün aslında adalet   katledilmiş oldu. Bugün elinizde “Adalet” pankartı ile yürümek hakkına sahip değilsiniz. Zira Adaletin katledilmesine katkı verdiniz.
Anayasa Mahkemesine gidilmediği gibi, TBMM’de 110 imza için çaba sarf edilmesi de baskıyla engellendi. 
Yargı bağımsızlığını yok eden bir iktidarın eline muhalif milletvekillerini susturmak için bir koz verilmiş oldu. Bu tipik bir öngörüsüzlüktür.
Demokrasiyi vakti geldiği zaman inilecek bir tren olarak gören bir siyasetçiye güvenilerek verilen destek bugün ülkede yaşanan tüm hukuksuzlukların sebebi olmuştur.

****

TARIM YOKSA GELECEK DE YOK! / ABBAS GÜÇLÜ / MİLLİYET 

Hemen her konuda sahipsiziz.
Örneğin, gençlerin, eğitimin, çocukların bir sahibi var mı?
Evet demek çok zor.
Peki ya tarımın, hayvancılığın, toprağın bir sahibi var mı?

Evet demek mümkün değil.
Eskiden Hayrettin Karaca vardı.
O da artık görünmüyor...
Oysa tarım yoksa, gelecek de yok.
Tarım arazileri bir bir yok ediliyor, en verimli topraklarımız yağmalanıyor!
Erzurum Ovası’nın tam göbeğine üniversite bile kuruldu.
Öylesine bir akıl tutulması yaşıyoruz ki bu gidişat, gidişat değil.
Binlerce yıllık antik kentleri gezerken, bir de bu gözle bakın!
Tarım arazilerine kurulmuş, doğayı yağmalamış tek kent göremezsiniz.
Bu topraklar, dün bize miras kaldığı gibi, biz de yarın bizden sonraki nesillere miras bırakacağız.
Ve yaşamın olmazsa olmazı tarımsal ürünler yoksa, açlığa, sefalete, yoksulluğa hazır olun.
İşte o zaman, bugünkü beton yığınları için ah vah edeceğiz ama iş işten çoktan geçmiş olacak.
Tarım sit alanları
Tıpkı tarihi ve kültürel alanlarda olduğu gibi tarım alanlarını korumak için de sit alanları yaratılamaz mı?
Antik kalıntılar, nasıl ki tarihi sit alanıysa, binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayanları doyuran topraklar da, tarım sit alanı ilan edilmez mi?
Neden? Çünkü tarım yapılan topraklarımız çok değerli ve giderek azalıyor.
İstanbul’u örnek alalım, Silivri’nin dışında neresi kaldı?
Orası da yağmacıların iştahını kabartıyor!
Bugün direniyor, peki ya yarın?
Türkiye, bizim gibi on ülkeyi daha besleyecek tarımsal bir altyapıya sahip ama nedense hâlâ bunun farkında değiliz.
Geçenlerde, Doğu ve Güneydoğu’ya minik bir tur yaptım, orta Anadolu topraklarından en az beş kat daha verimli ve insanlar hâlâ fakir. 
Bunu anlamak mümkün değil.
Ve beton bloklar orada da çoktan yükselmeye başlamış!..
Organize tarım bölgeleri
Tarımsal alanları, bizdekinin onda biri kadar olan ülkeler, bizim on katımız ürün üretiyorsa, akıllı tarımdan başka çaremizin olmadığını artık görmemiz gerekiyor.
Tarımda öncü olan bölgeleri korumak ve kalkındırmak için Organize Tarım Sanayi Bölgeleri kurmak zorundayız.
Nasıl ki organize sanayi bölgeleri ve teknoparklar kuruluyorsa, organize tarım bölgeleri kurulma zamanı geldi de geçiyor.
Tarım teknolojilerini içeren inovasyon merkezleri olmadan, akıllı tarıma geçiş yapmak mümkün değil.
Sanayi, turizm, inşaat önemli de tarım önemsiz mi?
Üretim, pazarlama, tohumculuk ve ürün saklama teknikleri buralarda gelişmeyecek de nerede gelişecek?
Ne olur artık Ankara bu konuya kafa yorsun!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş