Medya Arkası (18.11.2016)

Medya Arkası (18.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Başkanlık sistemi, MHP, dolardaki yükseliş ve Donald Trump vardı.

Partili bu işin olmazsa olmazı / Mehmet Tezkan / Milliyet

İktidar partisinin getirmek istediği sistemin olmazsa olmazı partili başkan veya partili cumhur- başkanıymış..
Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu açıkladı.. Olmazsa olmazımız dedi..
Cumhur- başkanı Erdoğan da, partili olması durumunda cumhurbaşkanının daha güçlü olacağını belirtti..

Anlaşılan o ki..
İktidar partisi MHP’yle diğer maddeleri müzakere etmeye hazır..
MHP’nin itirazlarını dikkate alma niyetinde..
Partili cumhurbaşkanı maddesi hariç..

Peki, bu madde niye çok önemli?
Şundan..
Cumhurbaşkanı veya başkan olacak kişi aynı zamanda parti başkanı olursa yasamayı da kontrol eden konuma gelecek..
Yasama üzerinde de güçlü olacak..
Genel başkan ve cumhurbaşkanı adayı partisinin milletvekili listesini de hazırlayacak..
Seçilirse partisi de büyük ihtimalle Meclis çoğunluğuna sahip olacak..
Meclis çoğunluğunu yakalamasa bile büyük ihtimalle birinci parti olacak..
Vekilleri cumhurbaşkanı olacak kişi seçecek..
Seçilen cumhurbaşkanı aynı zamanda genel başkanı olduğu için partisinin milletvekilleri üzerinde söz sahibi olacak..
Partisinin milletvekillerine direktif verebilecek..
Partisi üzerinden yasamaya müdahale edebilecek..

Seçilen cumhurbaşkanının partisi Meclis çoğunluğunu da sağlarsa yasama beş yıl boyunca yürütmenin emrine girecek demektir..
Meclis çoğunluğunu sağlayamazsa.. Tek başına     yasa çıkaracak güce erişemezse.. Çok parçalı bir yapı çıkarsa..
Böyle bir olasılık da var..
Hele seçim barajı aşağıya çekilirse.. Yüzde 7’lere indirilirse.. 
O da düşünülmüş..
Cumhurbaşkanı kararnamesi bunun için.. 

***
‘Mukteza-yı hal’e uygun değişiklik / Yusuf Ziya Cömert / Karar

Yeni bir anayasa yapılsa, partiler bu anayasa üzerinde kendilerinden biraz taviz vererek uzlaşsa, herkesin asgari müşterekleri o anayasaya dercedilse, sonunda bu anayasa Meclis’te kabul edilse ve milletin onayına sunulsa, kötü mü olur?

Bu memleketin insanlarını üçe beşe bölüp, her grubu kendi beğeneceği anayasayla yönetmek herhalde mümkün değil.

Sokakta yan yana yürüdüğüm bir insanla ayrı anayasal sistemlere tabi olacağız.

CHP’li arkadaşım parlamenter sistemle yönetilecek, ben ise Başkan’ın yönettiği bir vatandaş olacağım.

MHP’lilerin anayasası en milli anayasa olacak.

HDP’liler de kimseden geri kalmayacak…

Muhakkak başka toplulukların gönüllerinde başka aslanlar yatıyordur.

Bana saçma geliyor. Sizi bilmem.

Uzlaşmak; kabul etmekte zorlandığın bir şeyin, kendini daha da zorlayarak, ‘öteki’ni anlamaya çalışarak, mümkün olan en alt seviyesine razı olmaktır.

Sen ‘çok milli’ istiyorsun. Öteki ‘az milli’, bir başkası ‘hiç milli’…

Siyaset birbirine zıt ya da birbirinden farklı yönlere giden bu üç çizgiyi telif etme sanatıdır.

Bir dil bulursun, bir yöntem bulursun, lüzumu varsa yumurtanın bir ucunu kırarak düz satıh üstünde durdurursun.

İyi olurdu böyle olsaydı.

Ben, tam anlattığım gibi değilse bile, buna yaklaşan bir çalışma olur diye umuyordum.

Şimdi piyasaya yayılan taslak metinlere bakınca gördüm ki yeni bir anayasanın uzağındayız.

***
Referandumdan başkanlık çıkar / Candaş Tolga Işık  / Posta

Geçen yıl bu zamanlar bütün kamuoyu şirketleri 1 Kasım seçimlerinin sonucuna dair fena halde çuvallarken bir tek o tam isabet bir sonuca imza atmıştı. 
Adil Gür'den bahsediyorum. 
Kendi adıma Gür un sadece araştırmalarını değil öngörüleri ve tespitlerini de çok değerli buluyorum. 
Hal böyle olunca başkanlık sistemi tartışmalarının ortasında dün yine Adil Gür'ü aradım. 
"Ne diyorsun?" dedim. 
"O iş bitti" dedi ve anlattı: "15 Temmuz'dan sonra tablo tamamen başkanlık sistemi lehine işlemeye başladı. Erdoğan'ın oradaki tavrı ona karşı güven ve sempatiyi artırdı. Tayyip Bey başkanlık sistemini istedikçe halktaki karşılığı da artıyor."
Gür, "Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir referandumdan 'Hayır' oyu çıkmadı" diyor. "Bizim toplumumuz kendine sorulan her soruya 'Evet' deme eğiliminde... Unutmayın, Özal, Özal olduğu dönemde 'Hayır' için çalışmıştı. Buna rağmen 'Evet' oyu çıktı. Kampanya açısından da olumsuzluğu anlatmak zordur."
Adil Gür en son geçen ay (15-23 Ekim) başkanlık sistemiyle ilgili bir araştırma yaptırmış. 
Çıkan sonuç şöyle; Evet: Yüzde 45, Hayır: Yüzde: 40 Kararsız: Yüzde 15. 
Gür e 'Rakamlar çok yakın değil mi?" diye sordum. 
"Bizim araştırmayı yaptığımız tarihte MHP'nin tavrı henüz netleşmemişti. MHP oylarının da geleceğini düşünürseniz, yüzde 58'lere yakın bir evet oyu çıkıyor. Kaldı ki MHP'nin tavrı ne olursa olsun görünen o ki 2010 referandumuna benzer bir sonuç çıkacak."
Malum, Bahçeli’nin AK Partiye yakın politikaları muhalefet tarafından çok eleştiriliyor. Gür bu konuda da enteresan sözler söyledi: "MHP doğru yapıyor. Ticaret gibi düşünün; bir yanda yüzde 25'lik bir CHP havuzu diğer yanda yüzde 50'lik bir AK Parti havuzu var. Siz olsanız hangisine oynarsınız? Yarın öbür gün işler yolunda gitmezse AK Partili seçmenin MHP'den başka gideceği bir yer yok. 
Kaldı ki şunu da unutmayın; MHP'nin AK Parti'ye yaklaşmadığı iki seçim olan 2010 referandumunda ve 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde MHP seçmeni kendi resmi parti politikasının tam tersi yönünde oy kullandı."
Adil Gür'ü yakalamışken partilerin en güncel oy oranlarını da sordum. 
Son yaptığı çalışmayı anlattı: AK Parti: Yüzde 55, CHP: Yüzde 23 MHP: Yüzde 12, HDP: Yüzde 7,5. 

***
Darbe girişimi ve AB! / Güngör Mengi / Vatan

TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’nda CHP’li Sezgin Tanrıkulu darbe girişiminde bazı olayları “internetten canlı” vermek isteyince  eski savcı, Komisyon Başkanı AKP’li Reşat Petek itiraz etmiş, tartışma çıkmış.

Petek “oy çokluğuyla periskop yayını yapılmama kararı alındığını” hatırlatmış ve “korsan yayın yapıyorsunuz” demiş.

Tanrıkulu ise “Biz Komisyon çalışmalarının Meclis TV’den verilmesini istedik, karşı çıktınız. Bundan niye korkuyorsunuz” cevabını vermiş. Konuların özünde karmaşa çıkarılıp olaylar anlaşılmaz şekilde bırakılınca ister istemez her konuda toplumun kafası karışıyor.

Dolar fırladı!

Eğer böyle bir karar oy çokluğuyla alınmışsa buna uymak gerekir. Ancak…

Birçok belediye meclisi dahil, her mecliste ve komisyonda iktidar partisi “çoğunlukta”. Medyanın büyük kesimi de iktidar partisinin etkisi altında. Durum böyle olunca çıkarılmak istenen kararlarda muhalefet partileri etkili olamıyor. 15 Temmuz darbe girişimi ülkeyi maddi, manevi yıkıma uğrattı.

Arkası kesilmeyen sorunlarla dolar 3.35’e fırladı. Türkiye “parasının değeri en çok düşen üç ülke” arasında.

***
Cumhurbaşkanlığı sistemi...Denetim ve verimlilik / Mustafa Karaalioğlu / Karar

Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı sistemi üzerindeki çalışmalar meselenin cesametine kıyasla bir parça dar kapsamlı sürüyor. Yine meselenin tabiatı gereği iki partinin ilk uzlaşmasını garanti altına almak için bu gidişin anlaşılabilir bir yanı vardır. AK Parti ile MHP sürpriz sayılabilecek bir zamanlamayla konuya el attığı için, sürecin zarar görmemesini gözetmekte haklılar. Zira bir sistem değişiyor ve bilhassa iktidar partisinin bunu mümkün olan en az hasarla atlatmaya çalışması doğaldır.

Ne var ki yolun bir yerinde nihai paket kamuoyuna açıklandığı zaman bu tartışma yine sürecin tabiatı gereği alevlenecektir. Nereden alevleneceği de bellidir. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri artırılırken kendisinin ve sistemin denetiminin güçlenmesi talebi gelecektir. Mevcut durumda, yani parlamenter sistemde denetim rolü bir anlamda Meclis’le Cumhurbaşkanı arasındaki güç dengesiyle temin ediliyor. Bu iki güçlü kurumun etrafında da yüksek yargı kurumları konumlanmış durumdadır. 

Yeni sistemin temel felsefesi

Yeni sistemde icrai fonksiyonlar Cumhurbaşkanı’na aktarılıyor. Başkanlık veya yetkileri artırılmış cumhurbaşkanlığı sistemi bu demektir. Kararları başkanın alması ve icraya bizatihi yetkili olması sistemin temel felsefesidir.

Sisteme itiraz da aynı noktadan geliyor. Yetkiler bir kişide toplanmasın (ki, bu durumda başkanlıktan söz etmek zorlaşır); toplanırsa da denetim güçlü olsun.

Şimdi Türkiye özelinde meseleye bakalım…

Tayyip Erdoğan’ın yetkilerinin artırılması ve mevcut durumdaki karmaşanın Cumhurbaşkanı lehine düzenlenmesi fikri epeydir eğilim kazanmıştı. Bilhassa 15 Temmuz’un ortaya çıkardığı özel atmosferden sonra bu fikir daha da güçlendi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi hareket geçiren itici gücün de bu eğilim olduğu aşikardır.

***
Hatırlayın: Trump korkusunun tıpatıp aynını 2002’de bizde de hissedenler vardı / Murat Bardakçı / Habertürk

 Amerika'da başkanlık seçimlerini Donald Trump kazandı ya, kıyametler kopuyor! Trump’a oy vermeyenler günlerdir sokaklarda; şehirlerde bir karmaşadır gidiyor, yeni başkanın görevi devralmasını engelleyebilmek için ortaya birbirinden uçuk fikirler atılıyor, hattâ işi “bir suikastin artık şart olduğuna” getirip bunu sosyal medyada yazan çatlaklar bile var...

Ne güzel değil mi? Dünyanın en gelişmiş demokrasisine sahip olduğunuzu iddia edeceksiniz, hemen her vesile ile “Amerikan sisteminin üzerine yoktur”diyeceksiniz ama sandıktan hoşlanmadığınız aday çıkınca sokaklara dökülüp “İstemezüüüük” diye haykıracak, ortalığı velveleye vereceksiniz!

Demokrasinin, hoşgörünün ve anlayışın böylesine kurban olsunlar!

ROZET VE KOKTEYL MUSKASI

Günlerdir devam eden bu patırtıya, gürültüye, heyecana, endişeye, korkuya, vesaireye aslında hiç de yabancı değiliz: Türkiye’de bir kesimin 2002’nin 3 Kasım gecesinde ve müteakip günlerdeki davranışlarını hatırlayın, kâfi...

AK Parti’nin 3 Kasım’daki seçimlerde oyların yüzde 34’ünü alıp Meclis’teki sandalyelerin de yüzde 66’sını elde etttiği anlaşılınca, bazı çevrelerde hemen o gece “İrtica geldi” diye bir telâştır başlamıştı. Bu öyle bir telâştı ki sanki gökten taş yağmaya başlamıştı, kıyamet kopmak üzere idi ve memleket mahv u perişan olmuştu... Hattâ aralarında eski dostlarımın da bulunduğu Amerikan eğitimli bazı hanımefendiler İstanbul’un tepelerinden birindeki klüplerinde etrafa rejim muskası misali Atatürk rozetleri dağıtmaya bile başlamışlardı. Bu rozetler ve evlerde yapılan “Aman şekerim, nereden geldi bunlar?” diye başlayan hayret ve şaşkınlık nidâları içerisindeki sohbetler sayesinde seçimin sonuçları değişecek, “irtica” geldiği gibi gidecekti!

“İrtica” kavramını başörtüsü serbestliği ve alkol seviyesine indirenlerin gözünde Türkiye o geceden itibaren zaten elden gitmiştir ama asıl netice, yani sebepsiz korkuların sebep olduğu tuhaf paniğin ne kadar boş olduğunu da aradan geçen 14 sene göstermiştir.

Haydi, elin Amerikalısı şimdi sandık sonuçlarını bile bir tarafa bırakıp işi sokaklara çıkmaya kadar getirdi diyelim ama “bizimkilere” ne oluyor?

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş