Medya Arkası (19.06.2017)

Medya Arkası (19.06.2017)
Köşe yazarlarının gündeminde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan İstanbul'a gerçekleştirdiği adalet yürüyüşü vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

ABD-Türkiye ilişkisi bitiyor mu? / Serdar Turgut / Habertürk

1992 yılından bu yana Amerikan basın kartını da taşıyorum. Birçok başkanın Ankara ile ilişkisini bizzat takip ettim. Diğerleri hakkında ise arka plan bilgilerine sahibim. Türk-Amerikan ilişkilerinin bu kadar bozuk ve daha da bozulmaya aday olduğu başka dönem hatırlamıyorum.

Gülen’in iadesi, ABD’nin YPG’ye desteği dışında iki ülke arasındaki ilişki daha derinden, çok daha kalıcı bozulmaya doğru gidiyor. Ankara’nın da ilişkinin bu sürece girmesinde mutlaka sorumlulukları var ama ben meselenin Washington tarafını takip etmek ve anlamakla yükümlüyüm.

WASHINGTON’DA DEVLET AKLI

Washington tarafında işler hiç iç açıcı görünmüyor. Trump öncesi başkanlar döneminde iki ülke arasında ilişki bozulmaya başladığı anda bu başkan düzeyinde olsa bile, devlet içinden bazı akil insanlar devreye girer ve başkana iki ülke arası ilişkilerin uzun vadede iyi gitmesinin iki ülkenin de çıkarına olduğunu anlatırdı.

Şimdi ise devlet aklı yok. Akil insanlar ya tamamen ortadan çekilmişler ya da onları dinleyen bulunmuyor. Washington’da Türkiye’yle ilişkilerin sürdürülmesinden yana olan çevreler, “Evet iki ülke arasında şu anda problemler var ama bunların hepsi iyi niyet ortaya konulduğu takdirde çözülecek düzeyde” diyorlar.

Washington’da devlet aklının ortadan kalkmasıyla bu iyi niyetin de tamamen kaybolduğunu söylemeliyim.

 

İşte ben bu yüzden bazı yazarlar tarafından tartışılan “üst akıl” kavramına gülüp geçiyorum. Eğer bu üst akıl kavramıyla ABD kastediliyorsa arkadaşlar bilmelidir ki, şu anda üst akıl burada olmadığı gibi aklın bile olduğu şüpheli.

ABD Dışişleri Bakanlığı tamamen çökmüş durumda. Beyaz Saray derseniz karmakarışık halde. Trump görevden alınmasına yol açabilecek bir soruşturmaya dahil edildi. Beyaz Saray’a her gün bir panik hâkim.

TRUMP’IN DURUMU

Trump dış politikasını dahi attığı tweet’lerle yürütmeye çalışıyor gibi. Kendisine verilen hiçbir dış brifinge konsantre olamıyor. CIA bu yüzden günlük sabah brifinglerinde Başkan’ın ilgisini çekebilmek için renkli grafikler, fotoğraflar kullanmaya başladı. Ciddi analizleri okuyamıyor Başkan. İslamofobik danışmanları ise Beyaz Saray’daki otorite boşluğunu doldurmak için birbirlerini sırttan bıçaklamakla meşguller.

Pentagon’da Savunma Bakanı Mattis asker disipliniyle bir şeyler yapmaya çalışıyor ama o da Türkiye gibi hassas bir konuda politika oluşturma yeteneğine ve kapasitesine sahip değil.

Ama bu karmaşa içinde şöyle şeyler olabildiği de buralarda konuşuluyor: Katar’a düzenlenen son operasyonu Washington, Suudi’lerle birlikte her adımıyla burada planlamış. Hatta yayınlanan terörist ve terör örgütleri listesini Amerikan ve Suudi Arap yetkililer birlikte yazmışlar. Ama buna rağmen Trump, “Biz aracı olabilir miyiz çözüm için?” diye sorabiliyor. Bu arada Mattis, Katar’la 12 milyar dolarlık savaş uçağı satışı imzalıyor. Yani devlet kademelerinde bir karmaşa hâkim.

KISA VADEDE BUNLAR OLUR

Türkiye ile Amerika arasında yılların içinden gelen derin ilişkiyi bilen Washington’daki kaynaklar da panikte. Bu ortamda çözülebilecek sorunların çözülemez hale getirildiğini, Washington’un resmi bir karar olmasa dahi iki ülke arasındaki ilişkiyi derin dondurucuya atmak üzere olduğunu söylüyorlar.

Cumhurbaşkanlığı korumalarına gözaltı kararının ardından Erdoğan’dan gelen tepki üzerine, bu kaynakların ileride beklenebilecek gelişmeler hakkında kötümser senaryoları şöyle:

“Türkiye buradaki büyükelçisini istişarede bulunmak gerekçesiyle Ankara’ya çekebilir. Bizim Ankara Büyükelçimiz Bass’ın da normal süresi yakında resmen bitiyor, yeni atama yapılmayabilir. Böyle olursa diplomatik ilişkiler bir süre birinci müsteşarlar düzeyinde götürülmeye çalışılır...”

MAKULÜ BULMALIYIZ

İki ülke arası ilişki çok önemlidir. Türkiye bölgedeki en önemli oyunculardan biridir. Türkiye’nin aktif yer almayacağı Ortadoğu’da kalıcı çözüm imkânsızdır. Amerika’nın makulü arayan köklü bir devlet geleneğine bölgede ihtiyaç vardır ve bu ihtiyaç daha da artacaktır.

İşte bu yüzden iki ülke arasındaki diplomatik ilişkinin fiilen aşağıya çekilmesine ve ilişkilerin dondurulmasına izin verilmemelidir.

Zehirleme! Dayak atma! / Ahmet Hakan / Hürriyet

“KAHRAMAN Mehmetçik” edebiyatının zirve yaptığı bir dönemde...

Mehmetçik’e reva görüldüğü iddia edilen iki uygulama:

- BİR: Kokmuş tavukla zehirlenmelerine yol açmak...

- İKİ: Zehirli yemekten şikâyet edenlere dayak atmak...

Askeri vesayet tamamen ortadan kalktığına göre...

Generallerden falan değil...

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’tan şu iki şeyi talep ediyorum:

- BİR: Askerin zehirlenmesine yol açanlardan hesap sorun, sonuna kadar üstüne gidin ve asla taviz vermeyin.

- İKİ: Zehirli yemekten şikâyet eden askerlere el kaldıranların ve buna göz yuman sorumluların yakasına yapışın.

Sayın Bakan...

Bu ikisini yapmanız...

Bin bir kere “Kahraman Mehmetçik / Kahraman Mehmetçik” diye haykırmanızdan...

Çok daha evladır.
çağrılması gerekir.

Yürüyen Kemal’e mektup! / Necati Doğru / Sözcü

Bir liderin, bir partinin, arkadaşları hapse atılmış milletvekillerinin ya da özgürce yazmak isteyen gazetecilerin yürüyüşü olmaktan çıktı, bütün Türkiye'nin çığlığı oldu.

Arkası gelecektir.

Bir gün:

Şehit anaları, şehit babaları.

Ertesi gün:

İşçiler, memurlar.

İzleyen gün:

Çiftçiler, esnaflar.

Avukatlar, hukukçular…

Doktorlar, hemşireler.

Üniversite hocaları.

Ev kadınları.

İşsizler, iş bekleyenler.

Tutuklu yakınları.

Darp edilmişler.

Tacize uğramışlar.

Çevreciler, doğa tutkunları.

Derelerin sahipler

Bütün sivil toplum örgütleri.

Yürüyen Kemal'e her geçtiği köyde, kasabada, beldede, şehirde bir sivil destek; sembolik olarak, bir süre söz gelimi 15 dakika, yarım saat yanında ağır ağır adım adım yürüyecektir. 1 Kemal'in yürüyüşü böylece bendini aşan sele dönüşecek,

Türkiye'nin çığlığı olacaktır!


İktidar yürüyüşü: 20 aylık dönem için düşünceler / Orhan Bursalı / Cumhuriyet

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” iktidarın sinirlerini germeye başladı. Cumhurbaşkanı’nın “hükümetin lütfu ile yürüyorlar” sözü ilginçtir. Tıpkı yargıya müdahale ediyorsunuz, sizi de çağırırlar, ifadesi gibi.. Üst üst yapılan açıklamalar iktidarın yürüyüşçülere karşı kıpır kıpırlığının işaretleri.. Ne yapsak da buna bir son versek düşüncesi gezinip duruyor.

Özgürlüklerin sınırı, diğer kişi özgürlüklerinin sınırında biter, örneği çok sık kullanılır. Bu yanlıştır, sadece yasalarda kayıtlı olmayan özel durumlar için düşünülebilecek bir kıyaslamadır.

Özgürlüklerin sınırını sadece anayasalar, yasalar belirler. Diyelim bir ülkeyi yönetenin özgürlük anlayışı dar, sınırı çok ince ise hapşırmayı bile kendi özgürlüğüne bir sataşma / saldırı olarak görebilir.

Özgürlüğü lütfetmek

Bu nedenle herkesin sınırını belirleyecek olan, herkese eşit uzaklıkta olması gereken yasal ve anayasal özgürlüklerden bahsedebiliriz ancak. Ama biliyoruz ki, yöneticiler anayasal özgürlükleri ve hakları da kendi anlayışlarına göre yorumlayabilmekte ve ak ile kara tablosu ortaya çıkabilmektedir.

Hele bir ülkenin yönetimi yargı gibi kurumları tamamen denetimi altında tutuyorsa, tüm ülkede anayasal yerine, yönetimin özgürlük anlayışı ve sınırları geçerli olur.

Mahkemeye baskı meselesi / Hakan Albayrak / Karar

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının “Adalet Yürüyüşü”ne OHAL çerçevesinde engel çıkarılmasından endişe ediyordum. Endişem boşa çıkınca memnun oldum. Cumartesi günkü yazımda bu memnuniyetimi ifade etmeye çalışırken kullandığım bazı ifadeler, böyle bir yürüyüşe aslında müsaade edilmemesi gerektiğini ve hükümetin muhalefete lütufta bulunduğunu düşündüğüm şeklinde anlaşılmış. Hayır, öyle düşünmüyorum. Barışçıl protesto hakkına iyi ki saygı gösterildi, gösterilmeseydi kötü olurdu diye düşünüyorum. *** Gelelim bugünkü mevzumuza… Devletin gizli kalması gereken bilgilerini ifşa / casusluk suçundan 25 sene hapse mahkûm edilip tutuklanan -ve dosyası Yargıtay’a gönderilen, dolayısıyla hakkındaki karar henüz kesinleşmemiş olan- CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun serbest bırakılmasını talep etmek suç mudur? Bu talepte bulunan Kılıçdaroğlu, mahkemelerin bağımsızlığı ile ilgili “Anayasa” maddesini yahut diğer kanuni düzenlemeleri ihlal suçlamasıyla savcılığa çağrılabilir mi? Öyleyse şayet, devam emekte olan herhangi bir davada alınan şu veya bu karara isyan edip o kararın değiştirilmesi için sosyal medyada kampanya başlatan kimselerin ve o kampanyalara katılan binlerce sosyal medya kullanıcısının da savcılıklara çağrılması gerekir.

Putin’in endişesi / Nedim Şener / Posta

Bu sorular geçen hafta Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından değişik bir bir şekilde gündeme getirildi. ABD’li yönetmen Oliver Stone’un “Putin Röportajları” isimli belgeselinde konuşan Rus lider, “Cumhurbaşkanı Erdoğan hiç bir zaman ‘ABD bu kalkışmanın içinde yer almıştır.’ demedi. Ama şu mantıkla yola çıkabilirim: Eğer Gülen, gerçekten de darbe girişiminde yer aldıysa–ki bu konuda bir fikrim yok- o zaman ABD istihbarat güçlerinin olan bitenden haberdar olmamasını tasavvur etmek çok zor.

Bu arada Amerikan Hava Kuvvetleri, Türkiye’de İncirlik Üssü’nde bulunuyor. İncirlik Üssü’ndeki askerler darbe girişiminde faal görev aldılar. Böyle dramatik olaylar yaşandığı zaman akla şu soru geliyor: Bu nükleer silahların başına neler gelebilir?”

Gerçekten de FETÖ’cülerin darbe gecesi halkı bombalamak için kullandığı F16 uçaklarının yakıtları İncirlik Üssü’nden kalkan üç tanker uçağı ile karşılandı. Darbenin İncirlik ayağını FETÖ’cü Tuğgeneral Bekin Ercan Van yönetmişti. Başarısız olunca da İncirlik Üssü’nün ABD’li komutanına iltica başvurusunda bulunmuştu. Reddedilince de tutuklandı.

Ben 15 Temmuz’dan beri merak ettiğim konuyu yine ‘safça’ sorayım: Putin’in aklına gelen, “Böyle dramatik olaylar yaşanırken, bu nükleer silahların başına neler gelebilir?” sorusu neden dünyanın her yerinde “ABD vatandaşlarının güvenliği” gerekçesiyle operasyon yapan ABD’li yetkililer ve NATO yetkililerinin aklına gelmez?

AKP nereye? İsmet Özçelik  / Aydınlık

Bıkmadan usanmadan tekrarlıyoruz. Türkiye büyük tehditlerle karşı karşıya. Toprak bütünlüğü saldırı altında.

İçerde FETÖ, PKK. Hiç boş durmuyorlar. ABD’nin Türkiye’deki “kara güçleri”. Verilen talimata göre hareket ediyorlar.

Dışarıda, “2. İsrail”in (Barzanistan) resmen kurulması, Suriye’nin bölünmesi, Fırat’ın doğusunda “3. İsrail” hazırlıkları...

Ege ve Doğu Akdeniz’deki kuşatma girişimleri de ayrı.

İÇ CEPHEDE BİRLİK

Bu koşullarda herkesin dikkatli davranması gerekiyor. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması için iç cephede birlik şart. Ekonomik krizin aşılması ve Türkiye üzerine kurulan kumpasların etkisiz kılınması için herkesin el ele verilmesinden başka çare yok.

Etnik ve mezhepsel kışkırtmalara karşı halk duyarlı. Bunun daha da pekiştirilmesi elzem. Ayrılıklar değil, birlik öne çıkarılmalı.

 

ABD, Türkiye’yi iç sorunlarla boğuşturup, planlarını hayata geçirmeye çalışıyor. Bu tuzağa düşmemek için herkesin üzerine düşeni yapması zorunlu.

Özellikle de iktidar ve ana muhalefete görev düşüyor. Ama ne yazık ki ikisi de sorumluluktan uzak.

ERKEN SEÇİM

AKP’nin birtakım hesaplar yaptığı görülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde “gerilim” politikasına yöneleceğinin işaretleri var. Sürekli sopa sallıyor. Etrafındakilerin yakın çevreleri ile sohbetlerine bakılırsa bu durum artarak devam edecek.

Bu politika öne çıktı mı arkası geliyor. Erken seçim!

AKP sanki önümüzdeki dönemin yol haritasını belirlemiş gibi. Bütün politikalar buna ayarlı. Klasik taktik yeniden devrede. Seçim kazanmak için Türkiye feda ediliyor.

TEHLİKELİ SULAR

“Gerilim” politikası Türkiye’ye çok zarar verdi. AKP bugüne kadar “gerilim”den ekmek yedi(!) Mevcut durumunu korudu. Ama bunun da bir sonu var. Son günlerde AKP çevrelerinde huzursuzluk giderek artıyor. İzlenen politikalara itiraz edenlerin, ülkede tansiyonun düşürülmesini isteyenlerin sayısı hızla yükseliyor.

Darbe tartışmasında nereye geldik /Abdülkadir Selvi / Hürriyet

Geçmişi darbeler tarihi olan ülkemizde “MİT, darbeleri hükümetlere neden haber vermiyor” sorusu hep önemli bir tartışma konusu oldu.  MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a giderek 1 gün önceden darbe yapılacağının bilgisini vermiş, ama Başbakan Demirel’e haber vermemişti. “Neden haber vermedin?” diye sorulduğunda ise, “Ben şahsen Demirel’e bunu söylemedim” diyecekti.  Çünkü başında korgeneral rütbesinde bir asker olan MİT, darbelerin bir parçasıydı. 12 Eylül’ün, “Bayrak Harekât Planı” ise MİT’e ait uçakla askeri birliklere ulaştırılmıştı.

Bugün darbecilerin yanında değil, karşısında olan bir MİT’in olması gerçeği değiştirmiyor.  Darbe mağduru bir ülke olarak TSK içindeki darbe faaliyetlerini izleyebilecek bir mekanizma kurmamışız.

Mesele damat değil adalet / Mehmet Tezkan / Milliyet

Damatlardan biri sağlık nedeniyle diğeri ikametgahının sabit olduğu gerekçesiyle tahliye edilmişti..

Toplumda infial yarattı..

Ben dahil, eleştirmeyen kalmadı.. Çünkü; damatlar serbest bırakılırken aynı durumda olan yüzlerce kişi için ‘tutukluluğuna devam’ kararı verildi..

Öfke bunalımıydı.

Damatlar evlerinin yolunu tutarken şöyle konuşuluyordu:

‘FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalıymış.. Boş laf.. FETÖ’nün damat ayağına bile el sürülemiyor!’

Sadece muhalefet eleştirmedi.. İktidar partisine yakın yazarlardan da eleştiriler yükseldi..

CHP Lideri de; ‘damatlar tahliye edilirken garibanlar içeride’ sözleriyle sert tepki gösterdi..

Türkiye günlerce damatları konuştu.. Damatlara yapılan ayrıcalığı tartıştı..

Benim tavrım şuydu.. Perşembe günü değinmiştim, şu satırları yazmıştım..

Deniliyor ki; damatlar yeniden tutuklansa mesele bitecek mi?

Yargıya olan güven artacak mı?

Toplumun öfkesi azalacak mı?

Vicdanlar rahatlayacak mı?

Hayır!.

Damatlarla aynı durumda olan yüzlerce kişi de..

Mevcut delil durumu..

Sabit ikametgâh..

Tutuklamayla sağlanacak faydanın adli kontrol tedbiriyle sağlanacağı..

Gerekçesiyle tahliye edilirse..

Vicdanlar rahatlar..(15.06.2017)

Damatlardan biri (Epilepsi hastası olduğu gerekçesiyle tahliye edilen) hakkında iddianame çıkınca yeniden tutuklandı..

CHP Lideri’ne soruldu; ‘tutuklanmasını doğru bulmuyorum’ dedi..

Sen misin diyen..

Eleştiri bombardımanı başladı.. CHP Lideri, bi öyle bi böyle konuşmakla, iki de bir fikir değiştirmekle suçlandı.. Neredeyse bu sözleriyle FETÖ’cülere göz kırpmakla suçlanacaktı!.

Aslında suçlandı da..

Ben de Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum..

Kontenjan tahliyesine şiddetle karşıyım.. Damat ayrıcalığını protesto ediyorum..

Ama insanların (darbeye katılanlar hariç) tutuklu yargılanmalarına da karşıyım..

Tutukluluk ilk çare olmasın..

Tutukluluk cezaya dönüşmesin..

Tutuksuz yargılama dönemine geçilsin..

Yargı normalleşsin..

Mesele damat meselesi değil, mesele hukuk meselesi..

Mesele tutuklu yargılanmanın sıradanlaşması meselesi.. 

Mesele adalet meselesi..

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş