Medya Arkası (21.10.2016)

Medya Arkası (21.10.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Başkanlık sistemi, Devlet Bahçeli, Lozan ve Fenerbahçe-Manchester United karşılaşması vardı.

Tasfiye muhaliflerle sınırlı kalmaz / Mehmet  Y. YILMAZ / Hürriyet

Havuz gazetesinin bildirdiğine göre. 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, başkanlık sistemini getirecek Anayasa değişikliğini referanduma götürmek için yapılacak oylamada partisinin en fazla iki-üç fire vereceğini hesaplıyormuş. 
Bu vesileyle bu kişileri de partiden tasfiye etme olanağı bulacakmış. 
Bu kulis haberini okurken tebessüm ettim. 
Bahçeli, girdiği bu yolda partisindeki iki-üç muhalifi değil, aslında MHP'yi tasfiye edecek çünkü. 
Başkanlık sistemi geldiğinde Türkiye'de üç parti kalır. 
Bu bir falcılık meselesi değil. 
Dünyaya bakın, başkanlık sistemi olan ülkelerde durum nedir? 
Genel olarak "sağ" dediğimiz kesimi temsilen AKP. genel olarak Kemalistleri temsilen CIIP. Kürtlerin bir bölümünü temsilen HDP. 
Parlamenter sistem içinde, koalisyonlar yoluyla da olsa iktidara gelebilme ümidini taşıyan küçük hareketlerin tümü, bu genel yapıya eklemlenir ve sonunda ana akımın içinde erir. 
MHP'nin milliyetçi, geleneksel Müslüman değerlerine bağlı ideolojisi, parlamenter sistem içindeyken AKP'ye olan nüans nedeniyle ayakta kalabilirdi. 
Ancak iktidarın bir tek kişinin elinde toplandığı bir sistemde bu mümkün olamaz. 
MHP milliyetçiyse. AKP de en az onun kadar milliyetçi bir çizgiyi savunuyor. 
MHP mukaddesatçıysa. 
AKP ondan daha fazlası! MHP temsil etmeye çalıştığı toplumsal kitleyi. AKP ile paylaşmak durumunda ve geçmiş referandum ve bazı seçimlerde gördüğümüz gibi zaten bu kitlenin bir bölümünü AKP'ye kaptırmak durumunda da kalıyor. 
Başkanlık sistemi ile birlikte bu süreç hızlanacaktır. 
Yani tasfiye "iki-üç muhalif" ile sınırlı kalmaz, ben söylemiş olayım. 

***
Meclisten önce MHP oylanacak / Mehmet Tezkan / Milliyet

İktidar partisinin kafasındaki yol haritası şöyle.. 
• 15-20 maddelik anayasa değişikliğini ocak ayında Meclis'e getirmek.. 
• 330 oyla kabul edilmesini sağlamak.. 
• Nisan veya mayıs ayında seçime gitmek.. 
Kabul edilirse.. 
Üç formül üzerinde tartışılıyormuş.. 
Birincisi; anayasa değişikliğinin kabul edildiği tarihte Cumhurbaşkanı'nın 'başkan' sıfatını alması.. 
Hükümetin düşmesi, Başbakanlık makamının kalkması.. Bakanların cumhurbaşkanı tarafından atanması.. 
İkincisi; Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin bitimine kadar beklenmesi.. 2019'da başkanlık ve milletvekili seçiminin aynı anda yapılması.. 
Üçüncüsü; referandumun hemen ardından başkanlık ve genel seçime gitmek.. 

Dikkat edilirse, üç formülde de başkan seçimi ile vekil seçiminin aynı anda yapılması var.. 
Birincisi biraz farklı.. 
İki yıllık geçiş sürecini veya iki yıllık antrenmanı öngörüyor.. 
Seçim yine ikisi bir arada 2019'da yapılacak.. 
Bu durumda kuvvetler ayrılığı nasıl sağlanacak? 
İktidar sözcüleri izah ederler herhalde.. 
Bugünkü sıkıntı yasamanın yürütmenin emrine girmesi değil mi? 
Evet.. 
Yasamanın yürütmenin bir dediğini iki edememesi.. 
AKP sözcüleri bu yapıdan şikâyet ediyor.. 
Özellikle Burhan Kuzu.. 
Kuzu başkanlıkla birlikte gerçek anlamda kuvvetler ayrılığının geleceğini savunuyor 'İkisi bir arada' seçimiyle kuvvetler ayrılığı!.. 
Çantasında bi formül vardır herhalde.. 

***
Bahçeli'nin pilavı! / Rahmi Turan / Sözcü

Durup dururken "Başkanlık Sisteminin fitilini ateşleyen MHP lideri Devlet Bahçeli, aklı başında olan herkes tarafından eleştiriliyor ama... Aslında onun bu davranışına hiç şaşırmamak gerekir. 
Aynı Bahçeli geçmişte de en umutsuz anlarında AKP'ye koltuk çıkmadı mı? 
7 Haziran seçimlerinde yıkılan AKP’yi yeniden o canlandırmadı mı? 
Bugün AKP'nin tek başına iktidarda olmasını sağlayan Devlet Bahçeli'dir. 
MHP'den çok AKP'ye çalışan Bahçeli'nin yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır! Fakat... İşin bir de fakatı var! MHP'deki 40 milletvekili kuzuların sessizliğine bürünüp onun emirlerine uyacak mı? 
Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ "İçte savaş, dışta savaş ve bu sırada Başkanlık Sistemi... Bu çok yanlış! Ben evet oyu vermem!" diye görüşünü açıkladı. 
MHP’nin önemli isimlerinden Koray Aydın "Başkanlık Sistemi ile MHP tarihe gömülürse hesabı kim verecek? MHP 40 milletvekiliyle hayır demeli!" dedi. 

İşin özeti: "Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!" diyen Devlet Bahçeli, bir tokat da kendi vekillerinden yiyeceğe benziyor! 

***
Her sey MHP'ye bağlı /Okay Gönensin / Vatan

FETÖ operasyonları devam ederken Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi davaları yoldayken, başkanlık sistemi hamlesi çok cesur bir hamledir. 
15 Temmuz'da en güvenilir kurumların bile ne kadar kırılgan oldukları ortaya çıktı. Burada "kırılgan" yerine başka ağır sıfatlar da kullanılabilir. Durum ortadadır. 
Bu büyük yapısal krizden çıkmamak diye bir şey yok. "Çıkmamak" ülkenin tapusunun fiilen başkalarına terk edilmesidir. 
Ak Parti, başkanlık sistemi hamlesini yaparken önce kendi toplumsal tabanına güveniyor. Laik orta sınıflar işbirliği yapmıyor, yapamıyor. Kürtlerin temsil ettiği alt sınıfı da defterden silmiş durumda. 
Böyle büyük bir yapısal değişikliğin geniş bir toplumsal desteğe dayanması yeni sistemin başarısı için güvence olabilirdi. 
CHP ve HDP bu yapılanmanın içine girmek, bir tarafından tutmak istemiyorlar. Ak Parti de şu anda bütün oyunu MHP desteğinin üzerine kurmuş durumda. 
MHP başkanlık sistemini içeren anayasa değişikliğinin Meclis'ten geçmesi ve halka sunulması için destek olmak karşılığında tabii ki bir şeyler isteyecektir. 
İsteyebileceği hiçbir şey de Ak Parti'nin veremeyeceği şeyler olmayacaktır. 
Ak Parti'nin 2012 sonrasında, FETO'cü darbe girişiminin ilk hamlesinin ardından aldığı pozisyonlar MHP'ye de MHP seçmenine de uzak değildir. 
MHP epeydir Ak Parti'nin doğal müttefiki konumundadır. Bunun MHP açısından riski tabanının da buna göre hareket etmesidir. 
Ak Parti'nin ise MHP desteğini almak için kaybedeceği bir şey yoktur, tam tersine bu yakınlık kendisine yeni seçmen kazanma potansiyeli yaratmaktadır. 
Bundan sonraki siyasi süreçlerde MHP uzun süre kilit olacaktır ama açılması kolay, zaten açılmaya hazır bir kilit. 
MHP'de genel başkan değişikliğinin yollarını kapatacak hukuki tedbirler alınmış durumda olduğuna göre Devlet Bahçeli'nin otorite sorunu yaşama ihtimali de çok azalmıştır. 
Her şey MHP'nin desteğine bağlanınca da siyasi dengeler oldukça basit ve net hale gelmiştir. Bu da Ak Parti'nin işinin çok kolaylaşması, halkın önüne çıkana kadar çok kolaylaşması anlamına gelir. 

***
Madem olacak, bari düzgün işleyen demokratik bir başkanlık sistemi olsun / İsmet Berkan / Hürriyet

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu hafta, bir önceki hafta yaptığı başkanlık sistemi çıkışına açıklık getirdi. 
Benim anladığım, Devlet Bahçeli MHP'nin kabul edebileceği türden bir değişiklik önerisi gelirse, bu önerinin referanduma sunulması için gereken desteği vereceklerini beyan etti. 
Yani Meclis önümüzdeki günlerde ciddi bir Anayasa değişikliği paketi için çalışacak. 
An itibarıyla soru şu: Adalet ve Kalkınma Partisi nasıl bir başkanlık sistemi önerisi getirecek? AK Parti, başkanlık sistemi mi önerecek, partili cumhurbaşkanlığı mı? 
Başkanlık sistemi dediğimiz şey için. Anayasamızın gövdesini oluşturan 'Cumhuriyetin Temel Organları'nı belirleyen üçüncü kısmının neredeyse tamamıyla oynamak gerekiyor. Bu kısım, yasama, yürütme ve yargı organlarının işleyişini belirleyen en önemli kısımlardan biri. Yani kuvvetler ayrılığı rejimi ve her erkin gücünün sınırları bu kısımda belirleniyor. 

EN AZ 50 MADDE DEĞİŞMELİ
Anayasamızın 75. maddesinden başlayan bu önemli kısım 160. maddesinde sona eriyor. Yani 85 Anayasa maddesinden söz ediyoruz. 
Bu 85 maddenin en az 50 sinde başkanlık sistemi gereği değişiklik yapmak gerek. Peki ama Meclis'te şu an için görülen AK Parti-MHP uzlaşması bu 50 madde için işleyebilir mi? Türkiye bu 50 maddenin görüşüleceği pek de kısa olmayacak dönemin gerginliklerine dayanabilir mi?
Böyle kaygılarla hareket edecek AK Parti, başkanlık sistemi yerine 5-6 maddelik bir değişiklik gerektiren partili cumhurbaşkanı modeline yönelir mi? 
Bence yönelebilir ama bu yazının konusu o değil;başkanlık sistemi. 

***
Biraz açalım / Rauf Tamer / Hürriyet

Yanlış anlamıyorsam... 
"Millet hakem olsun" diyerek MHP şunu kastediyor: - Hakeme baskı yapmam / Hakemi etkilemeye çalışmam / Hakemi yönlendirmeye kalkışmam. 
Ne demek bu? 
Yani, referandumda MHP "evet veya hayır" kampanyasına girişmeyecek. 
Eğer bu pozitif tarafsızlığı yanlış tercüme ediyorsam, MHP'nin yollayacağı bir tavzih veya tekzibe sütunum açıktır. 

Tabii bilirim ki, bu durum, diğer partileri bağlamayacak. 
MHP onları da bağlasın ister ama bizdeki referandumlarda, atış hep serbesttir. Meydanlar dolar taşar, her parti kendi tezini savunarak hakemi hep etkilemeye çalışır. 
Geçmiş referandumları bir hatırlayın. Siyasi hakların iadesi oylandığında bile "evet ve hayır kampanyaları" adeta bir genel seçim yarışını andırıyordu. 

Sonucu beğenmeyen olabilir. 
Ama sonucu kimse hükümsüz sayamaz, itaat etmeye herkes mecburdur. 
Gerçi bizde genel seçim sonuçlan bile saygıyla karşılanmıyor. Ama karşılanmıyor da ne oluyor? Hiç. Uç beş gün bağırıp çağrılıyor, YSK'nın kapısında teneke çalınıyor. Sonra?.. 
Hayat devam ediyor. Sistem, tıkır tıkır işliyor. 
Öyleyse?.. 
Şimdiden geçmiş olsun. 

Boşuna çene yormayalım.

***
Lozan başarısı! / Melih Aşık / Milliyet

Cumhurbaşkanı Erdoğan Osmanlı topraklarının 1914 yılında yani Birinci Dünya Savaşı başında 2.5 milyon kilometrekare olduğun ancak Lozan’da 780 bin kilometrekareye indiğini söyledi.
Geri kalan topraklar Birinci Dünya savaşında kaybedilmişti. Ancak Lozan’da kaybedilmiş gibi bir hava doğdu.

Tarihe bakarsak...
İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı öncesi topraklarının genişliği 5 milyon metrekareyi geçiyordu.
Bugün Britanya 242 bin kilometrekare.
Fransa’nın hakim olduğu topraklar 3 milyon metrekareyi geçiyordu.
Bugün Fransa’nın yüzölçümü 551 bin kilometrekaredir.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da en geniş toprağa sahip ülke olarak Rusya’dan sonra Türkiye kalmıştır.
Ortada bir yenilgi yok, başarı vardır.

***
Herkes derin uykuda / Serkan Akcan / Fanatik

Advocaat’ın maç sonlarında dilimize pelesenk ettiği ‘uyuyorlar’ tabiri sanırım Fenerbahçe’nin mevcut halini anlatmak için kullanılacak en uygun kelime. Yönetiminden hocasına, futbolcusundan taraftarına kadar herkes uyuyor. 

Manchester United karşısında Advocaat’ın yapmak istediği şey aslında maçı uyku moduna alabilmekti. Başaramadı. Maçın momentumunu eline hiç alamadı. Sezon başından beri Emenike’nin takıma en büyük katkısı stoperlerin sırtına yaptığı kontra santrfor koşularıyken Manchester’da onu kenarda tutmak bir antrenörlük zaafıdır. Demek ki, Emenike’nin Alanya maçındaki tepkisi umurundaymış hocanın. Keşke olmasaydı.

İkinci yarıdaki düzenle maça başlamış olsa Van Persie’yi daha canlı tutabilirdi. Rakip analizi eksik, maç planı zayıf, kadro tercihi sorunlu. Yani bu kez ilk uyuyan hocaydı.

***
Acı veren futbol / Rıdvan Dilmen / Fotomaç

Acı olan skor değil... Acı olan bu Manchester’a karşı 48 dakika boyunca bitmiş bir futbol oynamak.Karşılaşmanın 55. dakikasında Yasemin kardeşim beni aradı;
"Hocam yazıyı yazalım mı" dedi... Yasemin için o dakikada maç bitmişti. Aslında sadece onun için değil 45. dakikada atılan 3. golden sonra tribünler, televizyon başındakiler, gazetedekiler, saha içindeki oyuncular, teknik direktörler, hakemler kısaca futbolla ilgili kim varsa herkes için bu maç bitmişti.
Acı olan da skor değil zaten, acı olan bu durum...
Zor bir periyoda giren Manchester United, 3. golden sonra Premier Lig'de Chelsea ile yapacağı maçı oynamaya başladı. Hoca ve oyuncuların kafasında bu maç vardı. Karşılaşmayı da bu yüzden antrenman maçına çevirdiler. Bu da acı...
4-0'dan 4-1'e gelen prestij golünü tüm Manchesterlılar alkışladı.
Maç 0-0'ken atılsa alkışlarlar mıydı acaba? İşte bu da acı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş