Medya Arkası (25.10.2016)

Medya Arkası (25.10.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Devlet Bahçeli ve Başkanlık sistemi, 15 Temmuz, FETÖ ve Fenerbahçe-Konyaspor karşılaşması vardı.

Destek mi tuzak mı? / Etyen Mahçupyan / Karar

Bahçeli'nin başkanlık sisteminin Meclis'e gelmesi ve referanduma gitme yolunun açılması konusunda yaptığı 'davet' iki farklı değerlendirmeye neden oldu. Bir grup yorumcu Bahçeli'nin son yıllarda AK Parti'ye destek veren bir tutum aldığını, siyasetin sıkışma noktalarında devlet perspektifi ile bu tür çıkışlar yaptığını hatırlattı. Bu kişilerin beklentisine göre MHP başkanlık önerisini Meclis'ten geçirmenin ötesinde referandumda da 'yumuşak' bir çizgi tutturacak, seçmen üzerinde baskı kurmayacaktı. Nitekim Bahçeli bu konuda halkın kararına razı olduğunu her fırsatta söylüyordu. 
Buna karşılık bir başka grup yorumcu ise Bahçeli'nin davetinin bir destek mahiyeti taşımadığını, MHP'nin hala parlamenter sistemden yana olmanın yanında Anayasa'nın ilk dört maddesinin de değişmesine karşı olduğunu vurguladılar. Onların bakışına göre MHP başkanlık sistemini içeren anayasa teklifini Meclis'te desteklese de referandum sürecinde sert muhalefete geçerek engellenmesi için uğraşacak ve belki de başkanlığa geçişi süresiz olarak imkansız kılacaktı. Dolayısıyla söz konusu davetin bir 'tuzak' olma ihtimali de az değildi. 
Her iki görüşün de doğru yanları olduğunu tespitle ve Bahçeli'nin daha 'dinamik' bir oyun kurgusu üretmeye çalıştığını varsayarak şunu ileri sürebiliriz: Bahçeli muhtemelen son kertede başkanlık sistemini destekleyip desteklememeye karar vermiş değil. Şu an attığı adım MHP'nin pazarlık gücünü yükseltmek açısından işlevsel. Milletvekillerini son seçimde yarı yarıya kaybetmesine ve parlamentonun en küçük grubunu oluşturmasına karşın, MHP'nin önümüzdeki dönemin siyasetinde çok 'kıymetli' bir role sahip olabileceğinin farkında... AK Parti'nin anayasa teklifi bariz şekilde 'kabul edilemez' olmadığı takdirde MHP gelecek tasarıya referandumda da destek verebilir. Ne var ki buna karşılık herhalde bazı istekleri de olacaktır. 
Dolayısıyla karşımızda ikili bir soru var: Böyle bir pazarlıkta MHP ne isteyebilir? Ve istediğini alması için uygun bir konjonktür var mı? Bir siyasi parti olarak MHP'nin iktidardan siyasi alanda isteyeceği bir şeyler her zaman olabilir. 

***
Neresinden tutsan... / Melih Aşık / Milliyet

Siyasette çelişki mi arıyorsunuz... 
MHP'nin, daha doğrusu Devlet Bahçeli’nin "Başkanlık sistemi"yle ilgili tavrını izleyiniz... En güzel örnektir... 
Devlet Bahçeli’nin durup dururken bu sistemi gündeme getirmesinin temel gerekçesi ne? Cumhurbaşkanı Anayasa'ya uymuyor, fiilen başkan gibi davranıyormuş. 
Bu hukuksuzluk böyle devam edemezmiş, bir an önce ortadan kaldırılması lazımmış. 
Doğru da... Hukuksuzluğun giderilmesinin yolu ona hukuki kılıf giydirmeye çalışmak mı olmalıdır, yoksa hukuksuzluk yapanı anayasal sınırlar içine çekmek mi? Bugün fiili durum yaratarak Anayasa'yı çiğneyen kişinin başkan seçilirse yeni fiili durumlar yaratmayacağının garantisi var mı? O zaman da yeni fiili duruma uysun diye yine Anayasa'yı mı değiştireceğiz?
Nereye kadar sürecek bu? 
Meclis'teki oylamada başkanlığa evet diyeceklermiş ama referandumda hayır oyu kullanacaklarmış! Başkanlık sistemi kötü ise neden Meclis'te "evet?" Yok, başkanlık sistemi iyi ise neden dışarıda "hayır?" Bir başka soru; referandumdan hayır çıkarsa... Bugün fiili durum yaratan kişi kendiliğinden anayasal sınırlar içine girecek mi? Parlamenter sisteme dönülecek mi? 
İktidar ve başkanlığın en güçlü adayı böyle bir söz veriyor mu? MHP'nin "referandumda hayır çıkma ihtimali" üzerine bir planı var mı? Varsa nedir? 
Vatandaşın aklıyla alay ediyorlar adeta... 

***
99’luk tam Anayasa / Muharrem Sarıkaya / Habertürk

Şunu baştan belirteyim, Anayasa önerisinin verilmesi için kararlılık var, ancak zamanlaması ve içeriği konusunda netlik yok.

Henüz tamamlanmamış iki metin ve iki takvim var.

Metinlerden yola çıkarsam...

Cumhurbaşkanı’nın konuya ilişkin danışmanlarının da bulunduğu çalışma atölyesinde üretilen Anayasalar, öyle ileri sürüldüğü gibi 15 maddeden oluşmuyor.

Altını çizerek vurguladığı gibi, “Tam Anayasa metni” konusunda karara varılmış.

Ayrıca, Afyonkarahisar’da hafta sonu yapılan toplantıda Anayasa çalışması yapılmamış.

Sadece konu hakkında etkin veri sahibi olan Burhan Kuzu sistem hakkında bilgi aktarmış, milletvekillerinin sorularını yanıtlamış.

İKİ METİN

Buna karşın, Anayasa hazırlık atölyesinde üzerinde durulan ancak son şekli verilmemiş iki tam Anayasa taslak teklifi metni var.

Yani, mevcut Anayasa’nın üzerinde yazboz yapmadan, yeniden yazılmış Anayasa metinlerinden söz ediliyor.

Bunlardan biri 99, diğeri ise 110 maddeden oluşuyor.

Ancak AK Parti’de mevcut Anayasa metni üzerinde değişiklik yapılmasının zaman açısından çok daha hızlı olacağını söyleyen de var.

Buna karşı çıkanlar ise, Cumhurbaşkanı’nın adının 89’u metinler içinde, 2’si başlıkta olmak üzere 91 yerde geçtiğine dikkat çekiyor.

Başkanlık sisteminde kaldırılacak hükümete ilişkin maddelerin yeniden yazılmasının zorunluluğuna da dikkat çekerek yeni Anayasa’yla yola çıkmanın yararlı olacağına vurgu yapıyor.

Dolayısıyla mevcut Anayasa üzerinde tek maddeyle “’Cumhurbaşkanı’ ibaresi, sıralı şu maddelerde ‘Başkan’ şekline çevrilmiştir” diye değişikliğin kolayca yapılabileceği vurgulunsa da genel eğilim yazboz yerine yeni bir başkanlık anayasası yapmak yönünde.

Yeni süreç daha önce üzerinde uzlaşılan 7 maddelik değişiklikle ilgili süreci de değiştirmiş.

Yakın geçmişte 7 maddelik değişikliğin “yeni Anayasa çalışmasını cesaretlendirmesi açısından farklı bir zeminde yürütülmesi ve bir an önce Meclis’ten geçirilmesi” düşüncesi vardı.

Bugün ise iki sürecin birlikte yürütülmesinin faydalı olacağına vurgu yapılıyor.

***
Altın tecrübe / Güngör Mengi / Vatan

Türkiye’nin 15 Temmuz’da ne kadar vahim bir tehlikeyle yüz yüze geldiğini görebilmek, geleceğimiz için  altın değerinde bir güvencedir.

FETÖ tecrübesi, başta silâhlı kuvvetler olmak üzere devlet içinde paralel yapılar oluşmasına bu dersten sonra umarız ki kolay kolay izin vermeyecektir.

Burada önemli olan; herşeyden önce yargının bağımsızlığını sağlamak, adaletten sapmamak ve kurumlar hesabına ortaya çıkacak olan riskleri en kısa zamanda bertaraf etmektir.

Ciddi olmak lâzım, aksi  halde benzer kıyametler hayatımızda tekrar tekrar yaşanacaktır. Türkiye böyle bir geleceği hak etmiyor.

Devlet zaaflarından arındığını göstermeli, bu inancı halkta uyandırmalıdır.

Suçlular cenneti, adaletin olmadığı bir karanlık kuyu gibidir. Hafife alındığı zaman, ülke kuyuya düşmeye başladığında tüm devlet makinesini içine çeker.

Yaşadığımız coğrafyada demokrasi barınmıyor. Çünkü gücü ele geçiren gönlüne uygun düzeni kuruyor ve eserine demokrasi madalyasını takıveriyor.

***
Uğur Mumcu'da Fetö şüphesi / Mehmet Tezkan Milliyet

FETÖ nasıl bir örgüt?

DHKP-C’yi kullandığına göre.. 

DHKP-C üzerinden dönemin Başbakanı’na suikast kumpası kurduğuna göre..

DHKP-C içindeki silahlı kaos eylem timini kontrol ettiğine göre..

Yargıda örgütlenip binlerce hâkimi, savcıyı kendine bağladığına göre..

Emniyet’e girip binlerce polisi militanı yaptığına göre..  

TSK’ya sızıp darbeye kalkışacak kadar general-albay-binbaşı-yüzbaşı-astsubaya sahip olduğuna göre..

Orduya subay yetiştiren okulları (askeri liseleri, harp okullarını) tamamen ele geçirdiğine göre..

Milli Eğitim’i avucunun içine alıp ‘altın nesil’(!)  yetiştirmeye soyunduğuna göre.. 

Yüzlerce okul.. Yüzlerce yurt.. Onlarca üniversite açtıklarına göre..

Esnafı kandırıp ‘din adına’ para topladıklarına göre..

Devasa holdingleri finansörü yaptığına göre..

Basit bir örgüt değil..

Mahalle imamının yapacağı iş değil..

Gelelim Türkiye’deki siyasi cinayetlere..

Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç suikastlarına..

Bu siyasi cinayetler Türkiye’yi karıştırmakla kalmadı..

İran nefretini de körükledi.. Çünkü bu cinayetlerin arkasında hep İran olduğu iddia edildi..

O dönem ABD İran’la kanlı bıçaklıydı..

Birileri de Tahran’ı şeytanlaştırmak istiyordu..

FETÖ’cüler taşeronluk yapmış olamaz mı?    
Bal gibi olur..

FETÖ’nün uluslararası olmasının ilk adımı bu eylemleri olamaz mı?

Bal gibi olur..

***
Derin kriz engellendi / Mehmet Demirkol / Fanatik

Fenerbahçe Lens’e mecbur. Dün ilk yarıda görünen buydu. Hollandalı penaltıya yol açan faulü aldığında dakika 24’tü. Fenerbahçe yüzde 68 topa sahip olma yüzdesiyle oynuyordu. Ve bırakın pozisyonu, ceza sahasına yaklaşmamıştı bile. Hem de Konyaspor bu oyunu isterken. Muhtemelen Aykut hoca maçın başında kontrollü ve oyun merkezini geride tutan bir oyunla Fenerbahçe’nin klasik hastalığına yakalanmasını bekliyordu.

O riski göze almadı

Nasıl olsa Fenerbahçe’nin oyun boyu hafta içinde yorgunluğu ile birlikte artacaktı. Ve Konyaspor da ekonomik oynayarak ayakta kalacak, Fenerbahçe’nin oyun boyunun uzamasıyla oyuna hakim olacaktı. Plan mantıksız değil. Ama sormakta fayda var. Beklemeye gerek var mıydı? Çünkü zaten Fenerbahçe kalabalık hücum etse de dönenleri toplayamayan bir takım. Savunma hemen kendisini geri atıyor. Orada baskı yapmıyor. Durum buyken beklemek Fenerbahçe’nin öndeki oyuncularına kendi çabalarıyla elde etmeleri zor bir şans vermek değil mi? Aykut hocayı anlıyorum özellikle Lens’in tehditkâr oyununa, Emenike ve İsmail gibi oyuncuların katkı yapması riskini almak istemedi.

***
BU FUTBOLLA NEREYE KADAR! / Zeki Uzundurukan / Fotomaç

Kredisi biten Advocaat için tam bir kırılma maçıydı. Konya'da tribünler her zaman olduğu gibi yine muhteşemdi. Coşku daha maçın başında zirveye ulaşmıştı. Sahada ise ilk 10 dakikada bu coşkudan eser yoktu iki takım adına... Futbolcular sanki birbirlerinin oyunlarını bozmak için sahaya çıkmışlardı. Sonrasında Fenerbahçe orta sahasından Emenike'ye servis edilen uzun toplar ve Atiker Konyaspor defansının bu ataklara anında cevabı...
Advocaat, Manchester hezimetinin faturasını Roman Neustaedter, Alper Potuk ve Volkan Şen'e çıkarmış olacak ki, dün bu oyuncuların yerine Lens, İsmail Köybaşı ve Emenike ile maça başladı.
20'den sonra oyun üstünlüğünü ele geçiren Fenerbahçe, Lens'in düşürülmesi ile kazanılan penaltı ile öne geçti. Abdülkerim, Lens'i ceza sahasında yere indirdi, Bülent Yıldırım'ın penaltı kararı doğruydu. Sahada Van Persie varken, Emenike'nin penaltıyı kullanması enteresandı. Ama Emenike de şahane bir penaltı kullandı, hakkını teslim etmek lazım.
Sağ kanattan Lens'in etkili bindirmeleri karşısında özellikle Douglas çaresiz kaldı. Lens, ilk yarıda Emenike'yi ortaları ve pasları ile çok besledi.
Aykut Kocaman'ın Konyaspor'u tıpkı geçen sezonun ikinci yarısında 2-1 kazandığı Fenerbahçe maçındaki gibi bir taktik anlayışı ile sarı-lacivertlileri birinci bölgede kabul etti. Ama bu kez penaltı golü ile geriye düşünce iş zorlaştı Kocaman adına.
İlk yarıda Fenerbahçe'yi zor durumda bırakacak kontratak geliştiremediler, 3. bölgede çoğalamadılar. Ömer Ali, Halil ve Rangelov çok etkisiz kaldı. Konya'da ilk yarıda iki takımın yaptığı toplam faul sayısı 29'du. İlk yarılar itibarıyla bu sezonun faul rekoru kırılmıştı yani. En çok faul de günün en iyisi Lens'e yapılmıştı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş