Medya Arkası (25.11.2016)

Medya Arkası (25.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde Adana'daki patlama, Fırat Kalkanı Harekatı, Avrupa Parlamentosu'nun müzakereleri dondurması, dolardaki yükseliş ve Öğretmenler Günü vardı.

Ne işimiz var El-Bab’da!.. / Mehmet Tezkan / Milliyet

Suriye’de El Bab yakınlarındaki askerlerimize hava saldırısı düzenlendi..

Üç askerimiz öldü, 10 askerimiz yaralandı..

Ne işimiz var orada?

El Bab’ı IŞİD’den temizlemeye çalışıyoruz..

Sadece bu mu?

Hayır, IŞİD’den sonra El Bab’a kimin hakim olacağını da belirlemek istiyoruz.. Kürtler girmesin istiyoruz, Şam yönetimi geri almasın diye uğraşıyoruz..

Sünni Arapların yerleşmesi için saha boşatıyoruz..

Özgür Suriye Ordusu denilen grubun hakim olmasını istiyoruz..

Sadece El Bab’a değil Menbiç’e de Rakka’ya da..

Bu sebeple askerlerimiz orada.. 

Suriye’nin tamamını olmasa bile Suriye’nin kuzeyini bize yakın bölgeyi dizayn etmek istiyoruz..

Dizayn edebilir miyiz? Risk çok büyük..

Askerlerimize hava saldırısı düzenleyen uçakların Şam yönetimine ait olduğu belirtiliyor..

Provokasyon alabilir mi? 

Ankara’yı Suriye bataklığına çekme girişimi..

Türk ordusunu Suriye ordusu ile karşı karşıya getirme çabası..

Olabilir!..

Saldırı tarihi de enteresan.. Rus uçağını düşürdüğümüz günün yıldönümü.. Suriye adına savaşan bir Rus pilotun marifeti olmasın?

Komplo teorisini geçelim..

Askerlerimiz Suriye topraklarında ilerledikçe resmi Suriye ordusu ile çatışma olasılığı var mı?

Var.. Peki ya İran’ın Şii milisleriyle? O da var..

Özel birliklerle, tanklarla, zırhlı araçlarla Suriye’ye niye girdik? 

Sınır güvenliğimizi sağlamak için.. IŞİD’i sınırımızdan kovmak için.. Sınırımızı temizlemek için..

Temizledik mi? Evet..

Cerablus, Mare, Azez temizlendi.. Daha ne!..

Bize ne El Bab’dan, Rakka’dan.. Ne işimiz var El Bab’da, Rakka’da.. 

***
Daha fazla aşağılanmamamız için bundan iyi fırsatı zor buluruz / Murat Bardakçı / Habertürk

Avrupa Parlamentosu günlerdir beklenen oylamayı dün nihayet yaptı ve Türkiye ile müzakerelerin dondurulmasını istedi.

Aleyhimizde karar veren 479 milletvekilinden Allah razı olsun, bizi meraktan kurtardıkları ama daha da önemlisi Avrupa’nın bize nasıl baktığını tekrar gösterip bundan sonraki yolumuzu aydınlattığı için tuttuklarını altın etsin!

Bizde pek yazılıp söylenmez, Avrupa Parlamentosu’nun neyin nesi olduğunu kısaca anlatayım:

28 memleketten 751 milletvekilinden meydana gelen ama hiçbir işe yaramayan, yetkisi ve fonksiyonu olmayan bir kuruluştur! Hattâ o kadar gereksizdir ki, senelerden buyana Avrupalılar bu parlamentodaki milletvekillerinin sadece maaş alıp keyif çattıklarını konuşurlar! Parlamento, Avrupa Birliği’nin hayatî bir organı değildir ve tavsiye mahiyetindeki kararlarının da hiçbir hükmü yoktur. Liderler, Avrupa Parlamentosu’nun kararlarını canları isterse yahut işlerine geldiğinde gündemlerine alırlar; almadıkları takdirde oylama sadece yapılmış olmakla kalır, milletvekilleri de güya bir iş becerdiklerini hissederler.

Üstelik, İngilizler’in birlikten ayrılma kararı vermelerinin ardından aynı meselenin İtalya’da da gündeme gelmesi üzerine Avrupa Birliği bugünlerde zaten zangır zangır sarsılmaktadır.

***
Türkiye’nin geleceği oylanıyor! / Güngör Mengi / Vatan

Avrupa Parlamentosu “Türkiye ile 3 Ekim 2005’te başlatılan üyelik müzakerelerini dondurma kararı” aldı. AP’de 37 oya karşılık 499 oyla alınan bu kararın bağlayıcı niteliği yok, yani AB üyeliğimizin askıya alınması için henüz son söz söylenmiş değil ama AB’nin bu kararı dikkate alarak sonuç bildireceği de açıkça biliniyor. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan da, AB Bakanı ve Baş müzakereci Ömer Çelik de “Bu kararı yok hükmünde saydıklarını, hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmadığını” tekrarladılar.

Dolar yine fırladı

Ancak bu açıklamalar Dolar kurunun bir anda 3.4420’ye, Euro’nun 3.63’e fırlayarak tarihi rekor kırmalarını engellemedi. Ekonomistler ve ihracatçılar “döviz kurlarındaki oynamalar giderilmediği takdirde Türkiye’nin önlenemez bir ekonomik bir çıkmaza gireceğini” söylüyorlar.

Dolar ve Euro üzerinden büyük ithalat-ihracat- yatırım anlaşmaları yapmış olan sayısız firma ve dolayısıyla Türkiye bu kez ekonomik krizin eşiğine gelebilir.  AB ile kapışırken, liderlerine “terbiyesiz”e varan hakaretler ederken ülkenin geleceğinin tehlikeye girdiği unutulmamalıdır.

***
‘Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz…’ / Mehmet Ocaktan / Karar

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği ile Türkiye  arasında 3 Ekim 2005’te başlatılan üyelik müzakerelerinin geçici olarak dondurulmasına ilişkin kararı 37 oya karşı, 479 oyla kabul etti. 107 parlamenter ise çekimser kaldı. Bu karar metni bağlayıcı olmamakla birlikte, siyasi açıdan sonuçları olacak bir belge.

Muhtemelen AP’nin bu kararı, AB Bakanlar Konseyi tarafından da kabul görmeyecektir. Ancak atılan bu adımın, Avrupa Birliği’nin temel dinamikleri açısından ne yazık ki mantıklı bir izahı bulunmamaktadır.

Askıya alma talebinin en güçlü iki argümanı, OHAL uygulamaları ve idam...

Bir kere düğmeyi baştan yanlış iliklediyseniz, doğru sonuca ulaşmanız asla mümkün olmayacaktır. Maalesef Avrupa, Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı felaketi anlamakta çok geç kaldı. Hala da gerçekten anladığından doğrusu çok emin değilim. Eğer önyargısız o geceyi doğru analiz edemezseniz, Türkiye toplumunun halen yaşamaya devam ettiği travmayı da anlamanız mümkün değildir.

Dolayısıyla o gece yanlış bir sayfa açan Avrupa Birliği, Türkiye-AB ilişkilerini rotasından kaydırmıştır. Çünkü yanlış hat üzerinden doğru hatta geçmek maalesef çok kolay olmuyor.

AB’nin 15 Temmuz’daki hatasını telafi için, Türkiye’ye karşı daha bir anlayışla yaklaşması gerekirken, Avrupa Parlamentosu’nun gerilime yatırım yapması doğrusu ikili ilişkilerde tamiri çok zor tahribatlara yol açacaktır.

Eğer o gün Avrupa Birliği darbecilere karşı güçlü bir ‘demokrasi sesi’   yükseltebilseydi, eminim bugün OHAL uygulamaları konusunda söylediklerinin reel bir karşılığı olacaktı. Bu konuda halk arasında çok veciz bir söz vardır: “Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmazmış...”

***
Uyanma biçimi! / Melih Aşık / Milliyet

Artık sabahları saat ziliyle uyanmak yok... Genelde patlamayla uyanıyoruz...
Dün sabah da Adana’daki patlamayla uyandık... Valilik otoparkındaki patlamada 2 ölü, 31 yaralı..

Peşinden El Bab’dan haber geldi:
“3 asker şehit, 10 yaralı”
Yüzümüzü yıkarken kulağımız radyoya gitti: “Dolarda yeni rekor; 3.42”
Rekoru hazmetmeye çalışırken ekrandan alt yazı geçti:
“Şırnak’ta terör: 1 şehit 5 yaralı”
Derken bir son dakika haberi:
“Avrupa Parlamentosu’ndan Türkiye’yle müzakerelerin geçici olarak dondurulması kararı çıktı.”
İnsanın bu hayasız akın karşısında Bizanssurlarında 50 kişiye karşı tek başına dövüşen Cüneyt Arkın gibi haykırası geliyor:
- Teker teker gelin ulaaayn...
Şu El Bab olayı.. Biz orayı IŞİD’den temizlemeye gitmiyor muyuz? Temizleyip Şam’a bırakacağız öyle değil mi?
Öyle ama Şam bizim oraya girmemizi istemiyor, çünkü bizim orayı temizleyip kendilerine vereceğimize inanmıyorlar. ABD ve Rusya da kuşkulu... Çünkü iki günün biri fütuhat kokulu demeçler veren, Osmanlı’nın verdiği toprakları geri alacakmış gibi konuşan bir Ankara var karşılarında!
AB’ye gelince... 2004 yılında “Yes, Oui, Ja” diye lehimize tabela kaldıran Avrupa Parlamentosu dün bizi kapı dışarı etti.
Daha birkaç ay önce “Vizesiz Avrupa”yı konuşuyor, bavul yapıyorduk ki, kendimizi kış ortasında kapı dışında buluverdik...

Neden oluyor bunlar...
Yurtta sulh cihanda sulh, gibi ata nasihatlarını bir kenara bıraktık..
Ulusal çıkarları değil kişisel siyasi çıkarları ve kaprisleri öne koyan bir dış politikaya yöneldik...
Demokrasi ve hukuku çöpe attık. 
Bir sorunu çözmeden başka sorunlara kapı açıyoruz... 
Gücümüzü çok aşan eylem ve söylemlere girişiyoruz... 
Güvenlik duvarlarımız o yüzden çöküyor.

***
Bir gün içinde bir ülke için de bu kadarı fazla / Mustafa Karaalioğlu / Karar

Sabah Adana’daki terör saldırısı haberi geldi. Hemen ardından Suriye’nin Türk birliğine saldırısı… Öğle saatlerinde Avrupa Parlamentosu’ndan beklenen karar çıktı. Zaten son günlerde ateşi bir hayli yükselmiş olan dövize karşı Merkez Bankası’nın müdahalesi…

Bir ülke için bu kadarı kesinlikle fazla… İnsanlarımızı kaybediyoruz, dışarıda sempatimiz eksiliyor, ekonomimizin de tadı kaçıyor. Adana ve Suriye’deki şehitlerimiz için Allah’tan rahmet diliyoruz. Kolay değil. Şehitlerin acısını paylaşmak bile kahredici bir başka acıdır.

FIRSATÇI VE YANLIŞ BİR KARAR

Baştan şunu söyleyelim; müzakerelerin geçici olarak dondurulması kararını alan Avrupa Parlamentosu fırsatçı ve yanlış bir adım attı. Türkiye’nin içinden geçtiği 15 Temmuz süreci ve sonrası yaşananlar bunu hak etmiyor. Demokrasisini tankların önüne çıkarak ayakta tutan bir ülkenin hak ettiği bu değildir. Bilakis daha teşvik edici, kolaylaştırıcı ve toleranslı bir yaklaşım olmalıydı. Sadece 15 Temmuz öyküsü bile bırakın müzakereleri dondurmayı, hızlandırmayı ve önündeki engelleri kaldırmayı gerektiriyordu. Elbette bu süreçte hukuki açıdan izahı zor işlemler oldu, demokratik atmosfer fazlasıyla kara bulutlarla kuşatıldı; ama sonuçta içinden geçilen süreç de benzersizdir. Türkiye, hiçbir hukuk devletinde yaşanamayacak bir iç darbe, kadrolaşma ve örgütlenmeye maruz kaldı. Sadece devlete sızan bir örgütten değil, aynı zamanda 15 Temmuz’da görüldüğü gibi terörü araç olarak kullanan bir yapıdan söz ediyoruz. Şimdi ise bu problemi bir daha yaşamamak adına derinlikli ve etkili bir mücadele yürütüyor.

Avrupa Parlamentosu bu mücadelenin destekçisi olmak yerine, bardağın boş tarafından bakarak fırsatçı bir tutum takınmayı tercih etti. Böylelikle, zaten zayıflamış olan AB desteğine de ağır bir darbe indirdi.

***
Başöğretmen Atatürk / Güneri Civaoğlu / Milliyet

Atatürk’ün sıfatlarından biri de “başöğretmen”di.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni “gençlere” emanet etmişti.
Gençleri ise “Cumhuriyet’in öğretmenlerine.”

Genç Cumhuriyet’in o idealist, aklı ve bilimi, eğitimin temeli olarak benimseyen öğretmenleri hazırlayacaktı gençleri bu kutsal göreve.
Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmeni “Refet Angın” simgedir.
Atatürk’ün de iltifatlarını kazanmıştır.
Refet Angın, Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’nde birkaç ay son sınıfı okuduğum süreçte hocam oldu.
Uğur Mumcu ve SODEP genel başkanlarından Aydın Güven Gürkan da o yıllarda Refet Hoca’nın öğrencileriydi.
Liseden sonra üniversite bitti.
Mesleklerimizde ilerledik.
Ve...
Refet hocamızla diyaloğumuz hep sürdü.
Bu kadar içten, bu kadar mütevazı ama bir o kadar da saygın kişilik.
Dün Öğretmenler Günü’ydü.
Türkiye’mizin kendilerini çağdaş eğitime adamış onurlu, fedakâr, dürüst, laik bütün öğretmenleri önünde saygıyla eğiliyorum.

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş