Medya Arkası (28.11.2016)

Medya Arkası (28.11.2016)
Köşe yazarlarının bugünkü gündeminde AP ile yapılan müzakereler, Olağanüstü hal, Suriye ve Fenerbahçe-Rizespor maçı vardı.

5 Maddede müzakere gerçeği / Özay Şendir / Milliyet

"Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile müzakereleri geçici olarak dondurdu” diye bir sürü haberokuyup, izlediniz ya, o haberler baştan sona yanlış...

- Avrupa Parlamentosu dediğimiz organın aldığı kararlar tavsiye niteliğinde kararlardır, yaptırım gücü yoktur.

- Avrupa Birliği’nde kararlar haziran ve aralık aylarında toplanan devlet ve hükümet başkanları zirvelerinde verilir. Türkiye ile müzakerelerin başlatılma sürecinde öyle olmuştu, müzakereler askıya alınacaksa da aynısı olacak.

- Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması için tüm Avrupa Birliği üyesi ülkeleri yöneten isimlerin oy birliği gerekir. Şimdiden belli oldu ki, böyle bir karar çıkmayacak.

- Müzakereler askıya alınacaksa, bunun işareti, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısından gelir. Kasım ortasında, Avusturya, müzakerelerin aralık zirvesinde askıya alınmasını önerdi ama tek başına kaldı.

- Ankara, Avrupa Parlamentosu’nun kararına ‘Tanımıyoruz’ tepkisi göstermekte haklı ama bunu yaparken kararın gerçekten bir yaptırım gücü olmadığını da daha çok vurgulamak lazım.

***
Avrupa ne yaparsa rahatlayacağız? / Can Ataklı / Sözcü

İktidar Avrupa'ya çok öfkeli.

Erdoğan her gün Avrupa ülkelerine ayar veriyor, en ağır sözlerle eleştiriyor.

Tabii bazen dozu kaçıyor. “Bana bak” diyor örneğin. İyi de karşısında bir kişi yok ki, 20'den fazla ülke var. Hangisi bakacak?

Espri bir yana Avrupa'ya neden kızıyoruz?

Öncelikle birliğe kesin girişimizi sağlayacak müzakerelerde aksamalar var, Avrupa sürekli oyalıyor bizi.

Serbest dolaşım için söz vermişlerdi, bunu bir türlü hayata geçirmiyorlar.

Mültecilerle ilgili anlaşmanın gereğini yerine getirmiyorlar, istediğimiz parayı “nakit” olarak vermiyorlar.

Teröre destek oluyorlar, PKK'ya kol kanat geriyor, silah veriyor, Avrupa başkentlerinde çadır açmalarına göz yumuyorlar.

Avrupa Birliği ise bunlara farklı yaklaşıyor ve Türkiye'ye çeşitli alanlarda uyarılar yapıyor.

Örneğin Türkiye'de hukukun askıya alınmış olduğunu ileri sürerek medyaya yönelik baskıları, tutuklamaları milletvekillerinin hapse atılmalarını eleştiriyor, terörle mücadele yasasının muhalefete karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığını söylüyorlar.

İktidar bunların hiçbirini kabul etmiyor. Tam tersine Türkiye'de medyanın görülmemiş ölçüde özgür olduğunu, hapse girenlerin terör suçu işlediklerini, milletvekillerinin teröre destek olduklarını, bunun dünyanın her yerinde suç olduğunu belirtiyor.

Hepsi tamam. İyi de ne olursa ilişkilerimiz yeniden rayına oturmasa bile yumuşayacak?

İsteklerimizden hangisini veya hangilerini yerine getirirlerse biz de biraz sakinleşeceğiz?

Örneğin yılbaşından itibaren serbest dolaşım hakkı tanınması bizi kesecek mi?

Ya da “Alın 3 milyar Euro'yu nakit olarak veriyoruz” derlerse bundan tatmin olarak “eyyy Avrupa” söylemini kesecek miyiz?

Parayı verip PKK çadırlarına göz yummaya devam ederlerse ne yapacağız?

Yandaşlar “Erdoğan aslında dışa değil içe yönelik konuşuyor, dışarısı da zaten pek ciddiye almıyor” dediğimde kızıyorlar.

Ama oturup biraz kafa patlatsalar ve örneğin Avrupa Birliği serbest dolaşım hakkını verirse ondan sonra ne yapacaklarını bir söyleseler diyorum.

***
Savaşsa savaş, barışsa barış / Hakan Albayrak / Karar

Yolun başında, Suriye’yi zulümden kurtarmaktı hedefimiz.

Geldiğimiz noktada ise Suriye’den Türkiye’ye yönelen tehditleri savmaktan başka bir şey düşünemiyoruz.

Fırat Kalkanı Harekâtı, Suriye’yi kurtarmaya değil, Türkiye’yi Bağdadi Grubu ve PYD’nin melanetinden korumaya dönük bir harekât.

Halep’ten Türkiye’ye roket atılmadığı için orası harekât alanına dahil değil.

Rusya ile düzelen ilişkilerimizin tekrar bozulmaması -Suriye’den Türkiye’ye yönelen tehditlere bir de Rus tehdidinin eklenmemesi- için Halep cephesiyle alakasızlığımızın bilinip takdir edilmesini çok önemsiyor olmalıyız ki, Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar, Halep’te bir tek mermi bile atmadığımızı üstüne basa basa söyleme gereğini duydu geçenlerde.

Halep’in Rusya tarafından acımasızca bombalanması içimizi parçalıyor, ama parçalanan içimizi Putin’e dökerek “Bari muhalefetin kontrolündeki bölgelere insani yardım ulaştırılsın” demekten öteye geçemiyoruz.

Türkiye için duyduğumuz endişeler Suriye için beslediğimiz umutları öyle bastırdı ki, o umutlar artık yerlerde sürünüyor.

Adem Özköse’nin dediği gibi, “Suriye’de cananı bırakıp can derdine düştük.”

Eleştiri değil, durum tespiti bu.

***
Olağanüstü hal Temmuz’a kadar mı? / Mehmet Tezkan / Milliyet

Bu yılı olağanüstü hal yönetimiyle kapatacağız.. Peki 2017’de?..

Soru bu..

OHAL ne kadar sürecek?

Cumhurbaşkanı da Başbakan da bu konuda ipuçları verdi.. Önce Başbakan konuştu..

Dedi ki; ‘2017’den itibaren yatırıma daha fazla kaynak ayıracağız. Olağanüstü hal şartları da kalkmış olacak.’

Bu ne demek? 2017’de OHAL olmayacak demek.. OHAL bir kez daha uzatılmayacak demek.. 

Başbakan’ın sözleri böyle yorumlandı..

OHAL 19 Ocak 2017’de bitiyor; bir kez daha uzatılırsa, ilkbaharı bulur... Yılın ilk çeyreği OHAL’le geçer.. Yatırıma uygun zemin oluşmaz.. Yatırımla olağanüstü hal şartlarının ne ilgisi var diyeceksiniz?

İlgisi olmasa, Başbakan yatırımdan söz ederken, ‘OHAL de kalkmış olacak’ demezdi!..

OHAL’in yatırımla da ilgisi var..

Turistle de ilgisi var..

Borsaya girecek, hazine kağıdı alacak yabancıyla da ilgisi var..

Cumhurbaşkanı da konuya girdi..

Avrupa ülkelerine çatarken; ‘OHAL’i belki üç ay, belki üzerine üç ay daha uzatacağız.

Size ne’ dedi.. Altı aydan söz etti.. Yani en az Temmuz’un 19’una kadar mı? Darbe girişiminin birinci yılı geçene kadar yani!..

Cumhurbaşkanı bunu ima etmese de.. Fransa üzerinden Avrupa’ya cevap vermek istese de sözü böyle yorumlandı..

Ne olur diye sorarsanız?

Sistem değişikliği için ufukta referandum görünüyor.. AKP-MHP anlaşırsa ilkbaharda sandık konacak.. 

Bana göre; iktidar, referandum öncesi OHAL’i kaldırmaz.. Ocak ayında üç ay daha uzatır.. Referandum falan; Bu iş temmuza kadar gider..

OHAL şartlarında anayasa referandumu olur mu? Olmaz ama olacak..

İktidar, Fransa’yı örnek gösterecek.. Onlar seçim için OHAL’i uzattı, biz de referandum için uzatıyoruz; farkı yok diyecek..

Fransa’daki OHAL başka.. Bizdeki OHAL başka diye anlat anlatabilirsen!..

***
AP haklı mı? / Özcan Tikit / Habertürk

YOK yere suçlamak, hamaset yok bende. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’yle müzakereleri askıya alma kararını yorumlamadan önce, o oturumda dile getirilen gerekçelere bakar, gazeteci gözüyle tartarım. Bir yargıya varacaksam da bu terazi üzerinden varmaya çalışırım. Yine öyle yapacağım müsaadenizle...

Malum AP oturumunda en ateşli cümlelerle dile getirilen mevzu, HDP’lilere yönelik tutuklamalardı. Vekiller Türkiye’nin diktatörlüğe sürüklendiğini iddia ederken, seçilmişlerin cezaevine gönderilmiş olmasını da bunun kanıtı olarak gösterdiler.

 O vakit benim aklıma özel ilgi alanım olan Yunanistan geldi. 3 yıl orada da benzeri bir kriz yaşanmıştı. Üçüncü büyük parti Altın Şafak, suç örgütüne dönüşmekle suçlanmıştı. Parti Lideri Nikos Mihaloliakos dahil 10’un üzerinde Yunan vekil neticede cezaevine gönderilmişti. AP parlamenterlerinin o günden bugüne bu mevzuda ne yaptıklarını hatırlamaya çalıştım. Mesele seçilmişlerin dokunulmazlığıysa neden son 3 yılda bir kez dahi AP’de bir oturum düzenleyip bu konuyu gündeme getirmediler dersiniz?

Devam edelim. AP’nin Türkiye oturumunda çokça gündeme gelen diğer bir mevzu da OHAL’di. OHAL üzerinden Türkiye’ye demediklerini bırakmadılar. Fakat bu arada bir kez dahi lafı OHAL ile yönetilen Fransa’ya getirmediler. Oysa DEAŞ’ın Paris’teki saldırılarından beri Fransa da OHAL ile yönetiliyor.Evrensel hukuk çerçevesinde eleştirilebilecek uygulama Fransa’da da yaşanıyor. Binlerce kişi DEAŞ sempatizanı oldukları gerekçesiyle fişleniyor.Ülkedeki Müslüman vatandaşlara karşı her gün farklı şekillerde nefret suçu işleniyor. Bunu da en fazla Fransız liderler yapıyor. Tesettür mayo giyen Müslüman kadınlar devletin kolluk kuvvetleri tarafından plajlardan kovuldu. Peki Fransa’da OHAL kapsamında yaşanan bu ihlaller neden AP’de gündeme gelmiyor da söz konusu Türkiye olunca hemen en sert yaptırımlar dile getiriliyor?

***
Bu takıma rakip bile saygı duydu / Hakkı Yalçın / Fotomaç

Fenerbahçeli futbolcular ligde döşedikleri kırmızı halının üzerinde yürürken, dün gece bir kez daha gördük ki, Advocaat gerçeğin çatısını kurmuş.
Savunmanın dizilimi ve garantili duruşu, orta alanın top alımındaki değirmen ustalığı ve forvetin iş bitirici yanı sonucu belirlemeye yetiyor.
Fenerbahçe takımı öylesine itibarlı bir mücadele gösteriyor ki, rakip bile buna saygı göstermek zorunda kalıyor.
Bunun tanımlaması; galibiyete yakın durmanın erdemi. Parantez içinde;
(Kayıplara çelik yelek!) Sadece mücadeleyi değil, futbolun da anlam kazandığı bir geceyi işaret ederken, "Fenerbahçe 3 puandan fazlasını kazandı" diyebiliriz.
Fiyakalı futbol dönüşüyle.

Maçın başında Rizespor'un fiziksel bir güç gösterisi vardı.
Bunu duran toplarda Fenerbahçe kalesi önünde yaşanan manzaralarda da gördük, ikili mücadelelerde de.
Fenerbahçe'nin oyunu genişletmesine izin vermeyen anlayış golü de getirdi.
O sırada Fenerbahçe'ye baktım, rakibin baskısını reddeden oyunu kontrolünde tutan takım duruşu askıdaydı. "Herhalde" dedim, "Bu takımı ayağa kaldırmak için önce yara alması gerekiyor!" Aynen öyle oldu.
Golü yiyene kadar deplasman takımı gibi oynayan Fenerbahçe, attığı golden sonra sahanın mutlak hakimi oldu. Mehmet Topal'ın odak noktası, Sow'un şifre çözücü olarak sahneye çıktığını gördük.

***
Kahraman çıkarma sanatı! / Serkan Akcan / Fanatik

Advocaat her maç yeni bir şeyler deniyor ve takımının yepyeni bir yönünü keşfediyor. Bu bir antrenör için ne kadar ideal bir durumsa futbolcu için de o kadar büyük bir fırsat kapısı. United’ı Alper’le, Akhisar’ı Aatif’la Galatasaray’ı Van Persie, Zorya’ya Stoch ile deviren bir takım için Rize’de bambaşka aktörler sahneye çıkabiliyor. Bir çok firmanın yaptığı yaygın bir uygulamadır, performansa göre ‘Ayın elemanı’nı seçip panoya asmak. Sanırım Fenerbahçe de her maçtan sonra haftanın elemanını Samandıra’da panoya asacak kıvama geldi.
Bu Fenerbahçe adına büyük zenginlik. Bu zenginliği yaratan bizzat Advocaat’ın kendisi. Pereira’nın vasat takımını bu seviyeye getirmesi başlı başına bir antrenörlük başarısı.

Topal’dan Xavi performansı

Sow attığı gollerle gecenin adamı ödülünü alır almasına da Mehmet Topal’a en iyi yardımcı oyuncu ödülü hafif kalır. Fenerbahçe 1-0 geri düştüğü andan itibaren sahada en doğru reaksiyonları veren oyuncuydu. Beraberlik golünde kilit pası verdi, Sow’a olağanüstü bir Xavi asisiyle röveşata golü hediye etti. Daha da önemlisi Fenerbahçe bu sezon ilk kez 1-0 geri düştüğü bir maçı kazandı. Bu geri dönüşte Topal’ın payı yadsınamaz şüphesiz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş