Medya Arkası (30.06.2017)

Medya Arkası (30.06.2017)
Köşe yazarlarının gündeminde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan İstanbul'a doğru başlattığı Adalet yürüyüşü vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

 Ülkedeki adaletsizliğin nedenini açıklıyorum / Ahmet Hakan / Hürriyet

“Bu yürüyüş milli değildir” dediler.

“Yollar yürümekle aşınmaz” dediler.

“Adalet sokakta aranmaz” dediler.

“Perişan olursunuz, yürümeyin” dediler.

“Pensilvanya’ya kadar yolunuz var” dediler.

“Bizim yaptığımız yollarda teröristler yürüyor” dediler.

“Bu yürüyüş suçtur” dediler.

“Yürüyüş samimi değil” dediler.

“Yürüyüşle yargıya müdahale ediliyor” dediler.

Dediler... Dediler...

Ama bir tek “Yahu siz niye yürüyorsunuz ki... Bu ülkede mükemmel bir adalet sistemi var...” demek akıllarına gelmedi.

Adalet Bakanı bile demedi, diyemedi bunu.

Ülkedeki adaletsizliğin pek mühim bir kanıtıdır bu.

Gübre / Yılmaz Özdil / Sözcü

“Binali kalırsa yaşadık, milletin a.ına koyacağız” dedi.  Hangi “Binali”den bahsettiğini pek çıkaramadık ama… “Milletin orasına” nasıl “koyacağını” tarif etmesi için mahkemeye verildi. Sadece sekiz bin lira manevi tazminat ödemesine hükmedildi.  Memleketin limanını, barajını, trenini, tünelini, yolunu, metrosunu, madenini, santralını, havalimanını bunun cebine koydular… O milletin orasına koyarak, sadece sekiz bin lirayla sıyırdı.  Bilahare, Mardin Mazıdağ'da “gübre” tesisi kurmaya karar verdi. İnebolu limanıyla Mazıdağ gübre tesisini birbiriyle entegreymiş gibi gösterdi. Halbuki, Mazıdağ'la İnebolu arası 1081 kilometre… Mazıdağ'dan marşa basıyorsun, İnebolu'ya varman 15 saat sürüyor. Peki, arada 15 saat mesafe bulunan iki adresi entegreymiş gibi gösterince ne olmuş oluyor? Milyarlık teşvik olmuş oluyor! * Kanun hükmünde kararname çıkarıldı, milletin orasına koyacağını söyleyen arkadaşın “gübre” tesisi, KDV'den muaf tutulacak, yüzde 100 kurumlar vergisi indiriminden faydalanacak, 10 yıl sigorta prim desteği alacak, 10 yıl faiz desteği alacak, bankalardan kullanacağı kredinin faizinin 250 milyon lirasını sayın devletimiz ödeyecek. E hal böyleyken… Herif kamyona “gübre” yüklüyor. Adalet için yürüyen namuslu insanların yoluna döküyor.  Gübre kafalılık işte böyle bi şey

Adalet yürüyüşü CHP’yi dönüştürüyor olabilir mi? /Elif Çakır /  Karar
 

Adalet Yürüyüşü’ne tepki gösteren Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi’nin  ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın açıklamalarını duyunca içimin burkulduğunu söylemeliyim. Bülent Tüfenkçi’nin açıklaması şöyle:

“Biz yollar yapıyoruz. Yolları millet için yapıyoruz. Millet yürüsün diye. Yol yapıyoruz teröristler yürüsün diye değil. Teröristleri kurtarmak için yürünsün diye değil. Biz milleti kurtaralım diye yürüyoruz.”

Adalet Bakanı Bozdağ’ın açıklamasına da bakalım. Bozdağ adı kadar emin ve kanaati kesin:

“CHP bu yürüyüşünde samimi değil, kurmacadır, hesabidir.”

Tamam, hükümet yetkilisidir tepki gösterebilirler. Haklarıdır. Ayrıca eylemin biçimini de, eylemi yapanları da beğenmeyebilir, dudak kıvırabilir.

Doğaldır, dünyanın neresine bakarsınız bakın, hiçbir iktidar, ülkesinin ana muhalefetinin ‘adalet’ pankartıyla yollara düşmesini istemez. Böylesi bir görüntü en azından kendileri açısından hoş değildir.

Ancak, ‘adalet, eşitlik, demokrasi, hukuk’ vaadiyle iktidara gelen bir partinin yetkili isimleri tepki gösterecekse de, böylesi bir söylem, itham, niyet okuma şık değil, doğru da değil.

Devletin tepesindeki yetkili bir isim ‘adalet’ talebiyle yürüyenler için ‘terörist’ işaretinde bulunursa, birisi de kalkar önüne ‘tezek’ yığar. Birisi de kalkar yoldan geçerken önlerine mermi atar. Ayrıca şimdiye kadar ülkenin demokrasi standardını yükseltmekle, özgürlüklerin önünü açmakla övünen bir iktidar partisine böylesi açıklamalar gerçekten yakışmıyor.

Bırakın yürüsünler. Başka bir şey için değil ‘adalet’ için yürüyorlar. Adalet talep etmek suç olmamalı.

CHP lideri Kemal  Kılıçdaroğlu adalet yürüyüşünün on altıncı gününde. Şimdiye  kadar  bir taşkınlık yapmadılar. Israrla toplumun bütün kesimleri için ‘adalet’ istediklerini söylüyorlar.  Adalet Yürüyüşü’nün demokratik bir çerçevede kalması için azami gayret sarf ettikleri ortada.

Dışarıdaki gazeteciler / Çiğdem Toker / Cumhuriyet

Adalet Yürüyüşü’nün büyük meramını Düzce’de yol kenarına dökülen tezek gayet güçlü anlattı. O “talimat”lı kamyon ve ardındaki irade, yola bıraktığı kadar, seçtiği saatin karanlığı ile de adalet fikrini imzalamış oldu.

Korkudan kaynaklanan bu müptezellik, Kılıçdaroğlu yürüyüşünde heves kırmak şöyle dursun, moral ve motivasyonu artırmışa benziyor. 15. gününe giren yürüyüşe yönelik destek ve katılımın artarken çeşitlenmesi ise bu demokratik ve barışçı girişimi terörle bağlantılandırmaya çalışan iktidar kadrolarının kızgınlığını artırıyor.

İktidar kadroları Adalet Yürüyüşü’nden duyduğu rahatsızlığı gerçeklikle bağı kopmuş “terör” gibi sıfatlarla yansıtmak yerine; artık sayıyla, istatistikle ifade edilemeyecek ağırlıktaki adaletsizliğe eğilmeyi denese daha akılcı bir iş yapmış olur.

Kılıçdaroğlu yürürken çıkarılan yönetmelik / Saygı Öztürk / Sözcü

Anayasa değişikliğiyle ilgili halk oylaması öncesi, “hayır” diyenleri terörist ilan eden iktidar, şimdi de “adalet… adalet” diye yürüyenlere de “terörist” damgası vuruyor. Açıkçası AKP yöneticileri gibi düşünmeyen, hükümeti eleştiren herkes terörist, vatan haini gösteriliyor.

Gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız yargı olsa, bu durum halkı ve başta yargı mensuplarını memnun eder. Hükümetin yargıyı tam anlamıyla denetimi altına alma planı, aslında en çok yargı mensuplarını rahatsız ediyor. Onlar yargının içine düşürüldüğü durumu daha iyi görüyor, yaşıyor.

ONLAR NE DİYOR?

Yüksek mahkemede daha önce başkanlık görevinde de bulunan saygın bir isimden, yargının içini, onların adalet yürüyüşüne bakışını ve beklentilerini dinledim. İşte anlattıklarından bir bölüm:

“Yapılan adalet yürüyüşü konusunda meslektaşlarımızla sohbet ettiğimizde, yürüyüşün son derece haklı ve gerekli, hatta gecikmiş bir karar olduğunu belirtiyorlar. Çünkü adalet sistemi son derece bozulmuş vaziyette. Bozulan sistemi düzeltmeye kalkışsanız bile 20 yıldan önce düzelmez görüşü hakim. Ne yazık ki içtihatlar, karar yazmaları, adil karar vermeler önemli ölçüde ortadan kalktı. Şimdi bir kısım hakimler ‘aman zarar görmeyeyim, başıma bir şey getirilir' endişesiyle hareket ediyor. Kendilerine sorduğumda ‘Bir takım insanların kayırıldığını biz de biliyoruz. Üstün irade karşısında yapacağımız fazla bir şey yok. Siyasi iktidar yargıyı elinde tutmaktan vazgeçmeli' diyorlar.”

Yollar aşınmaz   / Güneri Civaoğlu / Milliyet

Yıllar önce 9. Cumhur-başkanı Süleyman Demirel ile konuşuyorduk.

Dönemin medyasını ve siyasetini sallayan “Yollar yürümekle aşınmaz” söyleminin gerisindeki düşünceyi anlatmıştı:

Amerika’da bulunduğum sıralarda oradaki demokrasinin tesiri altında kalmıştım.

Her konuda yürüyorlardı.

Hatta...

Başkanlık Sarayı’nın önünde bile ellerinde pankartlar, protesto için bir aşağı bir yukarı...

Devlet müdahale etmiyordu.

Demokratik ifade hürriyetiydi bu.

Engellemek devleti yönetenlerin akıllarından bile geçmiyordu.

Türkiye’ye döndüm.

DSİ (Devlet Su İşleri) Genel Müdürü oldum.

1960 Nisan ve Mayıs’ında bildiğin protesto yürüyüşleri, toplantıları başladı.

Ankara’da Kızılay Meydanı ve Atatürk Bulvarı, İstanbul’da Beyazıt Meydanı...

Atlı polislerle, bulvardaki, meydanlardaki gençleri dağıtmaya, toplantıları engellemeye çalışılması bana göre yanlıştı.

Bu müdahaleler olmasa, polis şiddet kullanmasa belki de olaylar böylesine büyümeyecekti.

Zaten kalabalıklar şiddete başvurmuyor, cam çerçeve indirmiyor, sadece bağırıyordu.

Polis müdahale etmese bağıracak, yürüyecek, evlere döneceklerdi.

Hatta...

Kafalarına koymuş olsalar bile cunta darbe için münasip ortam bulamayabilirdi.

Birkaç yıl sonra AP’nin tek başına iktidara gelmesi sonucu Başbakan olduğunda ABD’den ve 27 Mayıs öncesinden çıkardığım derslerle söylemiştim “Sokaklar yürümekle aşınmaz” lafını.

Demirel, göğüs cebinde avuç içi kadar bir Anayasa kitapçığı taşırdı.

Sorunlara o kitapçıktan ilgili maddeyi okuyarak çözüm arardı.

Toplantılara, protesto yürüyüşlerine demokratik hak penceresinden bakmanın yanı sıra gazetelerdeki sert eleştirilere de hoşgörülüydü.

Köşe yazılarıyla vuran Örsan Öymen, karikatürleri hakkında ağır kara mizah yapan Bedri Koraman, Demirel’in Güniz Sokaktaki evinde sık sık konuk olurlardı.

Turgut Özal da medyaya toleranslıydı.

Hakkında yayımlanan karikatürleri biriktirmiş, Başbakanlık Konutu’nda bunlarla bir “sergi” oluşturmuştu.

Konuta gelenlere bu karikatürleri gösterirdi gülerek.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü” tartışmalar gündeminin üst sıralarında.

Kılıçdaroğlu’nun şahsına ve bu yürüyüşe iktidardan gelen sert eleştiriler, bana Demirel’i ve Özal’ı hatırlattı.

“Adalet Yürüyüşü”ne iktidardan ve MHP’den gelen tepkiler sertleştikçe, yürüyüş daha da dikkat çekici oluyor.

“İlgi odağına” dönüşüyor.

Dahası...

Kemal Kılıdçaroğlu’nu kendi partisi içinde de daha güçlendiriyor, “CHP’de başkanlığa oynayanlar” bakın kenara çekildiler.

Kılıçdaroğlu’nun yüzlerce kilometre yolu yürüme kararlılığı, popülaritesini de yükseltmekte.

“Yaptığı suçtur” gibi yorumlara gelince... “Bu nasıl bir suçtur ki devletin polisi refakatinde ve korumasında işlenmekte.”

Kaş çatmak, işaret parmağını sallayarak sertleşmek yerine, “Anayasal haktır. Ana muhalefet liderinin şikâyetlerini, uyarılarını dikkate alıyoruz, inceliyoruz” diyebilmek de mümkün.

Yürüyüşe diyalektik bakış / Emre Kongar / Cumhuriyet

Bir iplik, dayanaksızdır, çıt diye kopar. İki, üç, dört, beş, on iplik, birleştiği zaman sicim olur, artık çok zor kopar. İki, üç, dört, beş, on, yirmi sicim, birleşince halat olur, artık onu koparmak olanaksızdır.

İşte siyasette de aynen böyle olur:

İktidara giden yol tek bir oy ile başlar; o tek bir oy, artarak, büyüyerek iktidara gider!

Bir oy, tek başına önemsiz görülür. Gerçekten tek başınayken etkisi de pek yoktur. Ama, iki, üç, beş, on, yüz, bin oy, muhalefet olur, önem kazanır. Muhalefet, seçmenleri ikna eder, oy sayısı daha da artar, yüz binleri, milyonları bulursa, ana muhalefet olur. Ana muhalefet, oylarını daha da arttığında artık karşımızda iktidar vardır!

Sevgili okurlarım, işte Kılıçdar’ın yürüyüşünü bu Diyalektik Mantık’la görmek gerekir:

Atılan her adımı, Adalet ve Demokrasi yolunda kazanılan bir oy gibi düşünün...

Adalet ve Demokrasi yolunda kazanılan her bir oyun ise...

Adalet ve Demokrasi için yürüyenleri umuda biraz daha yaklaştırdığını bilim

Tarih, hiçbir somut sonucu yokmuş gibi görünen siyasal eylemlerin, zamanı geldiğinde, engellenemeyen sonuçlar verdiğini ve iktidarları değiştirdiğini gösteren pek çok örnekle doludur!

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş