Mehmet Akif ve cemiyet...

A+A-
Ahmet SEVGİ
Safahat’ı incelediğimizde Mehmet Akif’in toplumcu bir şair olduğunu görürüz. O, özellikle cemiyetin dertlerini dile getirmiş ve çekilen sıkıntıların giderilebilmesi için alınacak tedbirlere işaret etmiştir. “Sırât-ı Müstakîm” ve “Sebîlü’r-Reşâd” dergilerinde şiirlerini “Safahât-ı Hayatdan” (Hayattan Yansımalar) genel başlığı altında neşretmesi Akif’in ilhamını hayatın gerçeklerinden almış olduğunu gösterir. Esasen Mehmet Akif, Safahat’ın 4. kitabında:
“Hayır hayâl ile yoktur benim alış verişim;// İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.// Şudur cihânda benim en beğendiğim meslek:// Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek.//” diyerek yazdıklarının hayalî şeyler olmadığını; sadece hayatın gerçeklerini dile getirdiğini bizzat kendisi ifade etmiştir.
Mehmet Akif’in yaşadığı yıllar felaketlerle çalkalandığımız bir döneme rastlar. Balkan savaşları, I. Dünya Harbi, İstiklâl Savaşı... Koca bir İmparatorluğun kısa sürede paramparça olduğuna şahit olan Akif, Türk milletinin tarihten silinmek istendiğini görür ve bu büyük felaket karşısında halkı uyandırabilmek için çırpınır, ağlar, gözyaşı döker. Şairimiz Safahat’ın epigrafinde bakınız ne diyor:
“Şi’r için” gözyaşı “derler; onu bilmem, yalnız// Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!// Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;// Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım.”
Vücudun neresinde bir ağrı, bir acı olursa hiç ayrım yapmadan göz nasıl ağlar, gözyaşı dökerse M. Akif de cemiyette gördüğü millî ve dînî çöküşler için ağlamış, gözyaşı dökmüştür.
Safahat’ı okurken ben Mehmet Akif’i hep bir ırmağa benzetirim. Bu ırmak (M. Akif) bazen yatağında sakin sakin akarken bazen de -kendi ifadesiyle- kükremiş sel gibi bendini çiğneyip etrafa taşar. Onun sakin sakin aktığı zamanlarda yazdıkları daha çok halkı iyiliğe teşvik ve kötülüklerden sakındırmaya yönelik didaktik manzumelerdir.
 “Dertsiz baş, yarasız ağaç olmaz” derler. Dertsiz fert olmadığı gibi problemsiz cemiyet de yoktur. Hatta bireyin derdi birse toplumun derdi bindir: Tembellik, miskinlik, ihmalkârlık, ümitsizlik, cehalet, tefrika, ahlâksızlık, neme lazımcılık, dalkavukluk, iki yüzlülük, kıskançlık... Say sayabildiğin kadar... Safahat’ta cemiyetin bütün bu dertleri tek tek ele alınmış ve çözüm yolları gösterilmiştir.
Evet, cemiyetin bin bir derdi var. Ancak, bu dertlerden en tehlikelisi -günümüzde de olduğu gibi- tefrikadır. Fertlerin birbirine düştüğü, sen ben kavgalarının arttığı, birlik ve beraberliğin sarsıldığı bir ortam elbette düşmanların işine yarayacaktır. O gün işin vahametini gören Akif milleti şöyle uyarmıştır:
“Sen ben desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;// Milletler için işte kıyamet o zamandır.// Post üstüne hem kavgaların hepsi nihâyet;// Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezâlet!”
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, Akif genellikle bir sohbet havası içinde verdiği nasihat ve yaptığı ikazlarla halkı doğru yola çekmeye çalışan bir cemiyet adamı olarak bilinir. Lakin ara sıra onun da kükrediği, haksızlıklara isyan ettiği zamanlar olmuştur. Meselâ Bursa’nın Yunanlılar tarafından işgal edilerek Türk mukaddesatına hakaret edilmesi üzerine yazdığı “Bülbül” şiirinde yahut bizim için bir ölüm kalım savaşı olan  “Çanakkale Harbi”ni kazanan Âsım’ın neslini anlatırken Mehmet Akif’in lirizmin doruklarına yükselmiş olduğunu görürüz.
“Yeri dağ, milleti bey ayakta tutar” diye eski bir atasözümüz var. Kanaatimce günümüzde bu atasözündeki “bey”i millî ve mânevî değerlerine bağlı “fikir adamları” olarak ele almak yanlış olmaz. Dolayısıyla, yeryüzünü dağların, milleti de Mehmet Akif gibi kendisini topluma adayan aydınların ayakta tuttuğunu söyleyebiliriz.
Ölümünün 73. yıl dönümünde Mehmet Akif’i rahmetle anıyoruz... Ruhu şâd olsun...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları