Mehmet Akif ve İstiklâl Marşı

A+A-

Geçtiğimiz Çarşamba (12 Mart 2014) Tarsus’taydık.  “İstiklâl Marşı”nın kabûlünün 93. yıldönümü dolayısıyla Müftülüğün organizatörlüğünde düzenlenen toplantıda yaptığımız konuşmanın özetini sizlerle de paylaşmak istiyorum. 
Vefâkârlık, kadirşinaslık, ecdada saygı... Bunlar ne kadar güzel hasletlerse vefâsızlık, kadir bilmezlik, tarihe mal olmuş şahsiyetlere lâyık olduğu değeri vermemek de o kadar kötü davranışlardır. Bu sebeple, Mehmet Akif’e ve “İstiklâl Marşı”mıza sahip çıkarak bir kadirşinaslık örneği gösterdikleri için Tarsuslulara ve Tarsus din görevlilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sağ olunuz, var olunuz!..
“Gönül ne kahve ister ne kahvehane/Gönül sohbet ister çay kahve bahane” derler. O hesap, gönül büyüklerimizi anmak, onları hayırla yâd etmek ister. Konferans, sempozyum, kongre... Bunlar bahane... Eskilerin ifadesiyle: “Ömür tarlasının tek bir ürünü vardır: Hayırla anılmak... Bunun dışında her şey fanidir.” Ne mutlu hayat tarlasının tek ölümsüz ürünü olan hayır dua ile anılmayı hak edenlere ve onları hayır dua ile ananlara!..
“Divânü Lügâti’t-Türk”te şöyle bir atasözü geçer: “Yir basrukı tag, budun basrukı beg” (Yeri dağ, milleti bey -hükümdar- ayakta tutar.) Kanaatimce günümüzde bu atasözündeki “bey”i, millî ve mânevi değerlerine bağlı düşünürler olarak ele alabiliriz. Gerçekten de Yusuf Has Hacip olmasa Adalet fikrini, Mevlâna ve Yunus Emre olmasa Hoşgörüyü, Âşık Paşa olmasa Birlik fikrini, Mehmet Akif olmasa İstiklâlin değerini zihinlerimize kim, nasıl nakşedecekti?
Milletimizin ayakta kalmasını sağlayan bütün düşünürlerimizi hayır dua ile yâd ediyor KISSI-HİSSE geleneği çerçevesinde söz konusu ediplerimizin eserlerinden hikâyeler naklederek hisseler çıkarmaya çalışacağız.
(.....)
Âşık Paşa’nın, şu hikâyede vurguladığı birlik-beraberlik anlayışına bugün ne kadar çok ihtiyacımız var değil mi?
Bir şahıs Kâbe’ye gitmek üzere yola çıkar. Bir müddet sonra her nasılsa kâfileden ayrılır, yolunu kaybeder. Akşam olunca bari bir ateş yakayım der. Kavlığında taş, çakmak ve kav vardır, çıkarır ve ateş bunun hangisindedir acaba diye düşünür. Hepsine ayrı ayrı kendisine ateş vermesi için yalvarır, ama nâfile... Sonunda üçünü (taş, kav, çakmak) bir araya getirerek ateş yakar... Demek ki güç ne sizde, ne bizde ne de onlarda... Hepimiz bir araya gelebilirsek ancak hedefe olaşabiliriz...
Kış günü paltosu olmadığı için TBMM’ye arkadaşı Şefik Bey’in paltosunu emanet alıp giden ama İstiklâl Marşı’nı yazdığı için kendisine verilen 500 TL’yi hayır kurumuna bağışlayan ahlâk ve dürüstlük âbidesi şahsiyetlere bugün her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. 
(.....)
Bendeniz 7. asır ortalarında dikilen ilk yazılı belgemiz olan “Orhun Âbideleri”  ile İstiklâl Marşı arasında bir benzerlik görüyorum. “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça senin ilini ve töreni kim bozabilir?” ifadesi ile “Yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmedikçe ay-yıldızlı bayrağımızı burçlardan kim indirebilir? sözü arasında büyük bir benzerlik yok mudur?
Orhun Âbideleri o günkü imkanlarla anıtlara kazınmıştı. Bugünkü teknik imkânları da dikkate alarak “İstiklâl Marşı”mızı altından kazılmış flüoresans harflerle gökyüzüne nakşetsek yeridir diyor “İstiklal Marşı”nın kabulünün 93. yıldönümünde M. Akif’i rahmetle anıyoruz. Makamı cennet olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları