MEHMET ÂKİF'İN SIRLARI

Hulki CEVİZOĞLU

Yarın İstiklal Şairimizin ölüm yıldönümü.
Mehmet Akif Ersoy, 72 yıl önce 1936’da karaciğer kanserinden vefat etmişti.
Atatürk gibi o da kısa bir süre İttihat ve Terakki’ci olmuştu.


ÂKİF MISIR’A NİÇİN GİTTİ?..
Pek çok konuda olduğu gibi, 72 yıl boyunca Mehmet Âkif Ersoy da, siyasal çekişmelerde taraf yapılmak istenmiş, onun üzerinden oy avcılığı yapılmıştı.
Hani deniyor ya, “Atatürk’ün arkasına gizlenmeyin”  “Atatürk’ü kendi çıkarlarınıza alet etmeyin” diye.. Son çıkan bir kitap, Mehmet Âkif’in siyasete nasıl alet edildiğini gösteriyor.
Kubbealtı Yayınlarından çıkan “Mehmed Âkif, Hüzünlü Bir yolculuk” adlı kitabın yazarı Hicran Göze.
Şimdi bu eserden yararlanarak hem Âkif’i analım, hem de kimi tartışmalara açıklık getirelim.
Kasım ayı sonunda Şapka Devrimi’nin yıldönümü nedeniyle yıllanmış bir iddia da gündeme gelmişti: “İskilipli Atıf Hoca şapka giymediği için idam edildi!..”
Bunun yalan olduğu Ceviz Kabuğu’nda belgeleriyle ortaya konmuştu. Bu yalanı sürdürenler, Mehmet Âkif’i de örnek gösteriyor ve “Âkif, Atatürk’ün Şapka Devrimi’ne karşı olduğu için Mısır’a gitti” diyorlardı.
Yazar Hicran Göze’nin kitabı bu iddiayı şöyle çürütüyor:
 “... bütün bunlar onu aslâ devleti ile kavgaya sokmamış, ne şiir ne de nesir olarak ağzından tek bir hakaret sözü çıkmıştı.(...) Mısır’a gidişi belki de kendisini o kavgalarda taraf yaparak, kullanmak isteyenlerden uzaklaşmak içindi. Üniversite profesörleri dâhil bütün memurların şapka giymeye mecbur edildiği o günlerde Âkif, ’Kafanın içi mühim’diyerek kasketi de, şapkayı da hemen giyivermişti.” (s.54)


ÂKİF’İN TÜRKÇE KUR’AN’INI KİM YAKTI?..
Mehmet Âkif, Mustafa Kemal’in kendisinden istediği Kur’an-ı Kerim Meâli’ni niçin vermemişti?.. “Kur’an Türkçe okunmasın” diye mi yakmıştı meâlini?
Hicran Göze’nin çok ilginç bilgilere yer verdiği kitabı bunun yanıtını şöyle veriyor:
 “... ezanın Türkçe olarak okunmasının pek çok karşı çıkışa rağmen iyice yerleşmesi, Âkif’i Kur’an namına korkutmuş; kendisinin o çok güzel meâlinin Kur’an’ın yerine geçebileceği endişesini artırmıştı. Çok sevdiği talebelerinden, Neyzen Tevfik’in kardeşi, Pendik Bakteriyoloji Enstitüsü Müdürü Baytar Şefik Kolaylı’nın 31 Aralık 1950 Pazar günü Ankara Halkevi’nde yapılan Mehmed Âkif’i Anma Günü’nde, Âkif’ten naklettiği bu sözler onun bu meâli vermemesine sebep olan hassasiyetinin kaynağının ne olduğunu açıklamaktadır:
Tercüme güzel oldu, hattâ umduğumdan daha iyi. Lâkin onun verirsem namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allah’ımın huzûruna çıkamam ve Peygamber’imin yüzüne bakamam.” (s.59)
Mehmet Âkif’in böyle bir endişesi olmuş. Peki, onun Türkçe Kur’an’ını kim yaktı? Bunun yanıtını ararken bugüne de ışık tutan çok ilginç bilgilerle karşılaşıyoruz:
 “Ne yazık ki o şâhane tercüme de dengesi bozuk, asabî bir kişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son şeyhülislâmı, Kurtuluş Savaşı’nın aleyhinde bulunan Mustafa Sabri’nin oğlu İbrâhim Sabri ve onun takdirini o zaman çok doğru gören iki genç, Ekmeleddin İhsanoğlu ve yazdığı ’Âkif Külliyatı’nın son cildinde, açıklamayacağına söz verdiği halde, bu sırrı açıklayan Prof. Dr. İsmail Hakkı Şengüler tarafından Mısır’da bir çamaşır leğeninin içinde yakılmış kül edilmişti. Hem de ölümünün üzerinden 25 sene geçtikten sonra ve Âkif’i, ’benim tercümem Kur’an yerine geçerse’diye korkutup o vasiyeti yaptıran tereddütlü arayışlar son bulduğu hâlde...” (s.50)


BİRİ ECDÂDIMA SALDIRDI MI, BOĞARIM...
Bu bilgileri paylaşıp, Âkif’in siyasete nasıl alet edildiğini gördükten sonra, “Âkif’ci görünen kimi politikacı ve yetkililerin” onun kemiklerini nasıl sızlattığına da bakalım.
Bugünlerde, Batı’lı zâlimlerin komploları ile sözde Ermeni soykırım iddiaları için atalarımıza küfrediliyor. Özür Dileme Kampanyaları düzenleniyor. Cumhurbaşkanı Gül de, bunların yolunu açıyor. Oysa, Abdullah Gül’ün de çok inandığı Âkif bakınız ne diyor:
“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım...
Boğamazsın ki!
Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele, hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”
Son olarak Mehmet Âkif’i siyasal emellerine alet edenlere ve dini yozlaştıranlara söyledikleriyle veda edelim:
“Kadermiş! Öyle mi hâşâ, bu söz değil doğru:
Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu,
Çalış dedikçe şeriat(=din) çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına bir çok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş