Mehmet Gül'ün ölümüne alışmak!

Özcan YENİÇERİ

alnızlık en sadık dost, ölümse en büyük yalnızlıktır. İnsanlar yalnızlaşarak bağlarını çözer sonra da dostlarına küserek yaşamla olan bağlantılarını koparırlar. Allah’ın emridir ölüm. Doğrudur ama bazı ölümler insana, fazla erken, ani ve zamansız gelir. Mehmet Gül’ün ölümü gibi...
 Kuşkusuz hep yaptığımız gibi, bir gün Mehmet Gül’ün de ölümüne alışacağız.
Ülkücü hareketin ateşle, kanla ve çileyle vermek zorunda kaldığı imtihandan yüzünün akıyla çıkmıştı. Zor yıllarda bir yandan kutsallarını ve değerlerini korumaya çalışırken diğer yandan da ruhunu ve bilincini donatabilen nadir insanlardandı.
Türk milliyetçiliğinin enerji santrali gibiydi. Ölümü gibi mücadelesinde de tek başınaydı. Arkasına, sağına ve soluna bakıp tavır koyanlardan değildi. Statüden ve bulunduğu makamlardan güç alanlar gibi dengeleri, fırsatları ve zaafları değil değerlerini kollardı. Geneli düşünmekten özelini yaşamaya fırsat bulamayanlardandı. Daha çok başkaları için yaşıyordu!
Tamamen özel yetenekleri onu, tanıyan, tanımlayabilen ve tanıtabilen bir ruh haline getirmişti.
Son zamanlarda Türkçe düşünen, konuşan ve davranan nadir insanlardan birisi olmuştu. Din, millet ve vatan düşmanı taifeyle kafa kafaya mücadele vermişti. Nerede açılmış bir milli mücadele varsa orada onu görürdünüz.
Her yerde ve her risk altında inandıklarını yaşar, sözünü de eğip bükmeden söylerdi. Kendisini yok sayanlara, görmezlikten gelenlere inat karizmasıyla suskunluk sarmalını kırabilmişti. İnanılmaz bir ihmal, inkâr ve israf işlemine tabi tutulmasına karşın onu kimse unutturmayı başaramamıştır. Çünkü o kendi ayaklarıyla yürümeyi, kendi kafasıyla da düşünmeyi öğrenmişti. Zor zamanların insanıydı.
Bir seferinde suikastçısıyla randevuya gittiğini anlatmıştı. Demek ki bize şaka yapmış ve yanlış adres göstermiş. Meğerse suikastçısı İstanbul’da değil, Ukrayna’da onu bekliyormuş!
 Onun yokluğu zorla savaşanların yalnızlığının daha da artmasına neden oldu. Cahit Sıtkı’nın mısralarındaki duyguların da ne denli ölmez olduğunu kanıtlanmış oldu:
 “Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız”.
Kimin nerede, nasıl ve ne şekilde öleceğini ancak Allah bilir! Kadere iman etmişiz. Ancak Mehmet Gül’ün bu ülke için daha söyleyecek sözü, yapacak işleri vardı. Hepsini emanet bırakıp gitti. Mustafa Verkaya’lar, Ahmet Çelik’ler ve Ahmet Çakar’ların hangi duygular içinde olduğunu ise henüz bilmiyorum.
O, her zaman bana “Kartaca’da ne var ne yok” diye sorardı! Hep aynı cevabı verirdim: Koca koca adamlar Kartaca’dalar. Hepsi o kadar!
 İşin özü şu; O, açtığı parantezi kapatmadan veda etti!!!
Onsuz Türk milliyetçileri kendilerini bundan böyle daha yalnız hissedeceklerdir. Çünkü O, milletinin, kültürünün, değerlerinin ve inançlarının muhafızıydı. Duruşu, tavrı ve kişiliğiyle başlı başına bir üsluptu. Birilerinin sandığı gibi yumruklarıyla değil gerçekte kafasıyla kavga etmeyi severdi. Üstelik dostluğu güven,  düşmanlığı  da korku verirdi. Çizgileri vardı, eğip, bükmezdi. İnandığı gibi yaşadı ve yaşadığı gibi de öldü.
 Erken kaybettik.
 Mekânı cennet olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş