Memlekete hakim olan iki ayrı hukuk

İsrafil K.KUMBASAR

Fısıltı gazeteleri ‘hakkın’ ve ‘hukukun’ cılkının çıktığına ilişkin haberlerle kaplı. Toptancı bir anlayışla “Herkes kendi borusunu öttürme derdinde” diyerek, kestirip atmak mümkün.
Biri için “hak” olan, öbürü için  “kıyak” olup çıkıyor.
‘Ak’ ve ‘kara’ saat başı yer değiştiriyor.
Sanki güneşin altından ‘birden fazla doğru’, ‘birden fazla adalet’ varmış gibi bir hava estiriliyor.
Kanun adamları bu tür uygulamaları ‘hangi hukuk sistemine’ yerleştiriyor yahut bilim adamları buna ‘nasıl bir teorik altyapı’ ihdas etmiş, anlayana aşk olsun.
Sessiz sedasız formüle edilen ve allanıp pullanıp vatandaşa sunulan bu düzenin adına ‘ileri demokrasi’ (!) diyorlar.
Daha ilerisi belli ki geriden gelecek. Herkes ‘hakkına’ kavuşup, mutlu ve mesut bir şekilde yaşayıp gidecek.
Kendi hayatınızdan, yakınlarınızın, konu komşunun yaşadıklarından bugüne ulaşan sürecin ipuçlarını bulabilirsiniz.
Şöyle 70’li yılların başına bir uzanın, gazete kuponu karşılığında ‘pardösü kumaşı’ dağıtılan günlere dönün, filmin fragmanı perdeye akacaktır.

***


Babıali’ye tünemiş ikbal bitlerinin izini, Nuruosmaniye’deki maliyeye ait o küçük binanın küçük odalarında arayın.
Şaşırtıcı ‘başarı öykülerine’ ulaşacaksınız.
İlk kural, ‘sırtını devlete dayayıp’ bir yandan da ‘devlete söverek’ taban oluşturma. Aradan uzun yıllar geçti ama stratejilerinde, taktiklerinde hiçbir değişiklik yok.
Yine bir elleri ‘devletin cebinde’, öbür ellerinin işaret parmağıyla “Durun durun, bunların hesabı sorulacak” nidalarıyla gece yarıları, ‘hücre tipi ilişkiler’ ile varlıklarını idame ettiriyorlar.
Yanılıp da bir gün bunlarla bir ‘işçi-işveren’ ilişkisine girdiyseniz, karşınızda en az ‘iki hukuk’ olacaktır.
Biri ‘yürürlükteki’ hukuk. O kendilerine lazım. ‘Kredi’ almak, ‘arsa’ kapatmak, ‘ihale’ bağlamak için. Yürürlükteki hukuk onlar için bir ‘servet’ kaynağı.
Ama günün birinde karşılarına çıkıp da  “Benim sigorta primlerim niye düşük yatırılmış, hadi işten çıkardınız bari tazminatımı verin”  deme noktasına geldiğinizde yandınız.
Zira o durumda kendi ifadeleriyle ‘İslam Hukuku’ devreye giriyor ve  “İslam’da tazminat mı var?” diye çemkirmeye başlıyorlar.

***


Haklarını yemeyelim; zaman içinde artık yutturamayacakları konular baş gösterince kendilerine ‘ince ayar’ çekmeyi bildiler.
Misal banka ilanları, faiz, kadın pedi reklamları.
Yer yetmez, burada 30 yılda nereden
nereye geldiğimizi sıralamak için. Şöyle azıcık zihninizi yorun, kuşkusuz sizler de dün ve bugün arasındaki ‘farkları’ fark edeceksiniz. İşte bu farkların temel kaynağı ‘hukuka’ bakıştır.
Resimden müziğe kadar pek çok alanda nereden nereye geldiğimizi hayretle izleyeceksiniz.
“Teganni mi, zinhar” diyenlerin nasıl ‘fasıl heyetleri’ oluşturduklarını, becerileri yoksa o cemiyetlerde nasıl dişlerini göstererek yer kaptıklarını şaşkınlıkla izleyeceksiniz.
Misal; Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne gidin, bugün ‘can ciğer kuzu sarması’ kıvamındaki grupların 1960’lardan bu yana birbirlerine nasıl hitap ettiklerini, ‘kaynağı belirsiz’ paralarla birbirleri aleyhine nasıl bildiriler hazırlayıp, el altından dağıttıklarını göreceksiniz.

***


Hukuk alanında yaşananlara bakıp da şaşıranlar, ülkenin genlerine sirayet etmiş ‘riyanın’ farkında bile değiller.
Onlar, her şeyin açıktan açığa tartışılıp karara bağlandığını ya da ‘demokratik sistem’ içerisinde yürüdüğünü sanıyorlar.
Ve onlar, bir eli sürekli devletin cebinde olan bir takım ‘post’ ehlinin hukukuna bel bağlama gafletinde bulunuyorlar.
Sorun ‘riyakarlığın’, ‘ikiyüzlülüğün’ başını alıp gitmiş olmasıdır, gerisi teferruattır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş