Merdivende akla gelen fikir...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Halit Ziya Uşaklıgil’in (1865-1945) 4 ciltlik “SANATA DAİR” ( I. C. 1938, II. C. 1939, III. C. 1955, IV. C. 1963) adlı eserinin I ve II. ciltlerini daha önce okumuştum. Geçenlerde sahafta III. cildini bulup aldım. Dün akşam onu karıştırıyordum ki “MERDİVEN FİKRİ” (s. 192-195) başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Şöyle başlıyor:
“Fransızlar buna L’esprit de l’escalier diyorlar, merdivenin fikri diye tercüme etmek pek doğru olmuyor. Merdivenin fikri olamaz elbette. İnsanlarda bile nadir görülen bir kabiliyetten merdivenin müstefit olması beklenemez. Bunu daha doğru ifade edebilmek için “Merdivende gelen fikir” demeli, ama kısa olsun diye birinci şekli tercih ettim.
Fransızlar bu tabir ile ne kastederler, bunu anlamak zor değildir. Herkesin her vakit başına gelen bir hadise... Hani ya, meselâ bir tanıdığınızı görmeye gidersiniz, orada birkaç ahbap daha bulunur, şuradan buradan konuşulurken bahis sizin canınızı sıkan bir noktaya vasıl olur. Hatta doğrudan doğruya size bir hücum şeklini alır, yutkunursunuz ve birden en muvafık bir mukabeleyi bulamayarak oradan sükût ile ve sıkkın bir can ile veda ederek çıkarsınız. Tam merdivenleri inerken... Yahut bir iş için bir yerde münakaşaya girişirsiniz. Öyle bir itiraza uğrarsınız ki tıkanırsınız. Cevap bulamayarak çıkıp gidersiniz. Tam merdivenleri inerken... İşte o sırada aklınıza merdivende gelen fikir sanih olur. ‘Ah!..’ dersiniz; ne demeye bu o esnada hatırıma gelmedi de şöyle mukabele etmedim?” İş işten geçmiştir, merdivenden dönüp de kapıdan başınızı sokarak bir solukta merdivenin sanihasını ortaya fırlatacak değilsiniz ya... Bu noktada durdum... Anlatılanları hepimiz defalarca yaşamışızdır muhakkak. Ama iyi hatırlıyorum, bir defasında -Halit Ziya’nın söylediğinin tersine- merdivende aklıma gelen fikri dönüp muhatabımın yüzüne çarpmıştım. Şöyle ki:
Yıl 1977... Köydeki tarlaların tapuları dağıtılmış. Ancak bizim tarla isim benzerliği yüzünden bir başkasının üzerine yazılmış. İtiraz süresi dolmadan düzeltilmesi gerekiyor. Tapu dairesine gittim, görevli memur problem çıkarıyor. O yıllarda Edebiyat Fakültesi’nde okuyorum. Elazığ’a dönmem gerekiyor. Zamanım kısıtlı. Bu yüzden memur ne derse yapıyorum. Bir top kâğıt alacaksın diyor, alıyorum. 20 tane sarı zarf alacaksın diyor, alıyorum. Yetmedi, 10 liralık posta pulu alacaksın diyor, onu da alıyorum. Lakin bir türlü tapuyu hazırlayıp elime vermiyor. Belli ki başka beklentisi var. “Yarın gel” dedi. Ertesi gün geldim. Tapuyu verdi, çıktım; merdivenden inerken aklıma bir fikir geldi. Memurun yaptığını yanına bırakmamalıydım. Döndüm, kapıyı tıklatıp içeri girdim. Renkli bir öğrenci kimliğim vardı. Memurun önüne doğru uzatarak: “Ben Maliye müfettişi Ahmet Sevgi... Bir ay sonra tayininiz Doğuya çıkarsa şaşmayın. İyi günler efendim” deyip çıktım.
Tabii, Halit Ziya’nın dediği gibi, her zaman merdivende aklınıza geleni dönüp muhatabınıza haykıramazsınız. Bunun en yeni örneğini geçen hafta Kayseri’de yaşadım.
25-27 Kasım tarihlerinde Kayseri’de “VII. Klâsik Türk Edebiyatı Sempozyumu” yapıldı. VII. oturumda, oturum başkanıydım. Bir zât-ı muhterem “Türkî-i Basit” akımı üzerine konuşuyor. Söylediği abuk sabuk şeyler. Vay efendim böyle bir akım yokmuş da, eskiler bunu yanlış anlamış da felan feşmekan... Haklı olarak salondan itirazlar yükseldi, “Sayın başkan,  lütfen müdahale edin” demeye başladılar. Doğrusu benim de canım sıkıldı ama karışıklığa meydan vermemek için sabrettim, güçbela konuşmacı sözünü tamamladı. Oturum bitti. Merdivenden inerken aklıma geldi: “Madem Türkî-i Basit diye bir akım yoksa Âşık Çelebi’nin, Meşâiru’ş-şuarâ’da Tatavlalı Mahmeremî’nin eserlerinden bahsederken söylediği  ‘Bir Basît-nâmesi vardır ki cümle elfâz u teşbîhât u temsîlâtı Türkîdir. İçlerinde lafz-ı Arabî ve Acemî yokdur. Bu üslûpla bir-iki gazel dahı derc eylemişdir’ sözü ne olacak peki?” diye konuşmacıya niye sormadım?.. Görülüyor ki insan her zaman hazır cevap olamıyor. Taşı gediğine koyabilmek ayrı bir maharet gerektiriyor. Bence atalarımız boşuna dememiş “Türk’ün aklı sonradan gelir” diye... Evet, Türk’ün aklı sonradan gelir ama atı alan da Üsküdar’ı çoktan geçmiş olur...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları