Metal yorgunluğu, fikir yorgunluğu

Yavuz Selim DEMİRAĞ

“Taş olsa çatlar, demir olsa paslanır kırılır” der anam sabırdan yana sohbetlerinde. Nefs taşıyan insanların kabahatlerini gece gibi gizlememiz gerektiğine dair düşüncelerini Mevlana’ya atıf yaparak anlatırdı dedem. Babamdan nefsin ne kadar tehlikeli olduğunu öğrendim. Tasavvufa yönelip bilgi bulamadığım günlerde hocam “Nefsini terbiye edip de gel” diyerek sadece okumakla tasavvuf öğrenilemeyeceği gerçeğini vurdu yüzüme. Vuslata eremeyen sevda gibi nefsimle olan mücadelenin zaferini yaşamayışımın yorgunluğu çöker içime. “Yorulmak da insana dair bir haslet” diyerek dinlenmemi, dinlenirken güç toplamamı tavsiye edenlere,  “Yenildik ama ezilmedik” tesellisiyle vaziyeti kurtarmaya çalışan, hedefi olmayan futbolcu ile çilekeş taraftar muamelesi yaparak bıyık altından gülerim çoğu kez. Yorgunluk bahanesiyle mağlubiyeti kabullenemediğim gibi geride kalmış gençlik ile ortasında olduğum olgun yaşları boşuna heba ettiğim duygusuna da kapılmadım. Kulaklarımdan “Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister” mısraları hiç silinmediği gibi “Büyük davalar büyük kan ister” cümlesi de aklımdan bir an olsun çıkmadı. “Şehitlerim, gazilerim emin olsun ki...” andını unutmak inkar etmek mümkün olmadığı için yorgunluktan bitap düştüğüm anlarda “Çankaya yokuşunda balam Asya’nın bozkurtları... Dudaklarda aynı türkü, Tanrı korusun Türk’ü...” marşını hançeremi yırtarcasına haykırıp yürü emrini verdim ayaklarıma, düşün emrini yolladım kafama. Tabiatın acımasız şartları zamanla demiri korozyona uğratıyor, çeliği büküyor. Metal yorgunluğu adı verilen bu olay yüzünden beton gökdelenler yıkılıyor, çelik köprüler onarılıyor bazen de dinamitle çökertiliyor. Fakat insan öyle değil. Kendisine emanet edilen beden, toprak altında çürüse de yüzlerce, binlerce yıl fikirleri ve ruhu yaşıyor. Bu yüzden metal yorgunluğunu anlarım da nefsini yenmiş insanların öldüğünü kabullenemem. Ölenin beden, yaşayanın aşk olduğu düsturunu takip ederim.
Kadir Gecesi’nin idrak ettik, bayram geliyor... Fikir yorgunluğuna kapılarak son kullanma tarihi dolup metal artığı haline dönüşen enkazda çırpınanlara bayram gelse ne olur? Eritilip başka bir gemide ya da köprüde somun veya cıvata olarak görev yapıp bir başka yorgunlukla söküleceğini bile bile yaşamak ona ne ruh verebilir ki... Oysa tarihi hiçe sayılıp sökülüp eritilse de Türk donanmasının şanlı gemisi “Yavuz geliyor Yavuz, suları yara yara” türküsüyle yaşıyor. Binlerce yıl bu coğrafyada dilden dile aktarılacak bir türkü oldu o ruh. Arifede, bayramda, Kadir Gecesi’nde, Miraç’ta, Berat’ta da unutulmadan dualar gönderilecek onlara.
Bugünlerde fikir yorgunluğu hastalığına duçar olmuş bazı tanıdık isimler referandumdaki evet kampanyasında telaffuz ediliyor. Bilenler bilir babamın oğlu olsa affetmeyeceğim. Geçmişte mücadele birliğimiz bu zatlarla ilgili hükmümü Sevgi Kafalı ablamın “12 Eylül sonrasına bırak” uyarısıyla ve hatta çıkabilecek her iki sonuca göre verdiği başlıkla bu sütunlardan yazacağım. Sonuçta nefs işte... “Nefsine yenilenlerin vay haline” diye boşuna emredilmemiş. Rabbim bize nefsimize karşı mağlubiyeti tattırmasın. Allah onları da ıslah etsin, doğru yolu göstersin. Mevkinin, makamın bu dünya için geçerli olduğunu hatırlatsın.

NOT: Bu yazıyı kaleme alırken KOCAV’dan (Kültür Ocağı Vakfı) mesaj geldi. Ünlü tarihçimiz Ziya Nur Aksın, Hakk’a yürümüş. Ne mutlu. Hem de Kadir Gecesi’nde kavuşmuş Rabbi’ne. Ardında Türk İslam tarihine ilişkin ölümsüz eserler bırakan Ziya Nur Aksın’ın bedeni Karacaahmet Şakirin Camii’nde kılınan namazdan sonra toprağa verildi. Fikri yorgunluğa uğramadığı için aşk ile yaşayacak.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş