Metin Yüksel üzerinden ülkücülere beslenen kin

İsrafil K.KUMBASAR

Sözde İslamcı bazı gazetelerde dün şöyle bir haber göze çarpıyordu:
“İHH, Mazlumder, Özgürder, Tiyemder, Akder, TGTV, Kudüslüler Derneği, Anadolu Gençlik Derneği gibi çok sayıda kuruşulun temsilcileri, ölümünün 30’uncu yıldönümünde biraraya gelerek Metin Yüksel’i andılar.”
Diyeceksiniz ki ne var bunda?
Türkiye özgür bir memleket, isteyen istediği kişiyi anamaz mı?
Tabii ki anabilirler.
Kendilerini ‘İslamcı’ olarak tanımlayan ol muhteremler, ol kişiyi eğer bir camide veya mezarının başında ‘Müslümana yakışır’ bir şekilde dua edip fatihalar ile anmış olsalar, tabii ki hiç kimsenin herhangi bir diyeceği olamazdı.
Ancak, Metin Yüksel’in bir zamanlar cami avlusundaki ‘vurulmuş’ olduğu noktayı ‘kırmızı renge’ boyayıp, üzerine ‘karanfil’ bırakıyorlar.
Yani bir anlamda ‘intikam’ yemini ediyorlar.
İslamiyet bir ‘sevgi’ dinidir.
Ama aradan tam 30 yıl geçmesine rağmen, adamlardaki ‘kin’, ‘nefret’, ‘gareze’ bakar mısınız?
Peki bu ‘kinin’ hedefinde kim var?
Tabii ki milliyetçiler/ülkücüler.
Evet, ülkücüler.

* * *

Dün ne yaptıklarını unutanlar için, bir kez daha hatırlatmakta fayda var:
Metin Yüksel, 12 Eylül öncesinde ‘Akıncı Gençlik’ liderlerinden biridir.
İslama büyük hizmeti geçen, tanıyan herkes tarafından sevilen, sayılan ve hürmet gören bir din adamı olan Sadettin Yüksel’in oğludur.
Aynı zamanda Amerika’da programlanan bir şarlatanın arkasına düşüp, çıktığı televizyon programlarında kendisini ‘peygamberin halifesi’ ilan eden, “Ben çıplak bile namaz kılarım” diyen Edip Yüksel isimli zatın da kardeşidir.
Her gittiği yerde “Yaradılanı sev, Yaradan’dan ötürü’ düsturunu beyinlere nakşeden bir babanın oğlu olmasına rağmen Metin Yüksel, belki de zamanın şartları yüzünden ‘İran devriminin’ rüzgarına kapılıp, oldukça hırçın ve militanca bir duruş ortaya koyuyordu.
Kader bir gün, Fatih bölgesinde giderek ‘etkin’ olmaya başlayan ‘ülkücüler’ ile, kurmuş oldukları ‘hakimiyetlerini’ kaybetmek istemeyen ‘akıncılar’ı karşı karşıya getirdi.
Fatih Camii’nde kılınan bir Cuma namazı esnasında içeride yaşanan tatsızlık, namaz sonrasında avluya yansıdı.
Çıkan kavgada Metin Yüksel hayatını kaybetti.

* * *


Orada ölen belki bir ülkücü de olabilirdi.
Nasıl patladığı hâlâ esrarını koruyan bir tabancadan çıkan serseri kurşun, kazara gidip Metin Yüksel’i buldu.
Aradan tamı tamına 30 yıl geçti.
‘Kabuk bağlamış’ olan bir yarayı kaşıyıp, yıllar sonra ‘kan davası’ haline getirmek kime veya kimlere hizmet eder?
Tabii ki, aslında ‘inançları’ ve ‘idealleri’ arasında pek bir fark olmayan vatan evlatlarını birbirine düşürmek isteyen şer odaklarına...
Ama ‘Milli Görüş’ içine sızan birileri, “Ülkücüler ile akıncıları, kim veya kimler karşı karşıya getirmek istemiş olabilir?” sorusuna cevap bulmak yerine, cami avlularını ‘kan rengine’ boyayıp, ülkücülere karşı bir ‘kin bileylemesi’ yapıyorlar.
Ama doğru, ama yanlış 12 Eylül öncesinde yaşanmış olan bir trajedinin acı hatırasını, ülkücülere karşı bir ‘husumet’ ve ‘öfke’ aracı haline dönüştürmeye çalışıyorlar.
Yeri geldiğinde, “Hepimiz Ermeniyiz” diye haykırmaktan çekinmeyen vatan hainleri ve Allah’ın lanetlediği ‘eşcinseller’ ile kol kola yürümekten çekinmeyenlerin aslında bu kini, ülkücülerin kendilerine değil.
Onların ‘vatanperver’ duygularına karşı.

* * *

Birileri, 12 Eylül öncesinde nasıl vurulduğu tartışmalı olan bir tek kişiyi ‘sembol’ haline getirip, arkasından ‘intikam yemini’ ediyorlar.
Peki milliyetçiler/ülkücüler ne yapıyorlar?
12 Eylül öncesinde meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden ‘5 bin’ kişiden en az ‘3 bin 700’ü miliyetçi/ülkücü idi.
Gün Sazak’ın dışında, ‘sembol’ haline getirilip düzenli olarak anılan bir tek ülkücü var mı?
Yusuf İmamoğlu’nu, Dursun Önkuzu’yu, Süleyman Özmen’i kaç kişi hatırlıyor?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş