Mevlânâ müçtehit midir?

A+A-
Ahmet SEVGİ
Eskiden “mektup” yaygındı. İnsanlar duygu ve düşüncelerini bir kâğıda yazarak muhataplarına iletirlerdi. Bu tip yazışmaların bazen tarihe ışık tutacak önemli bir vesika haline geldiği çok görülmüştür. İşte sizlere bugün böyle bir mektup sunmak istiyorum.
Kemal Edip Kürkçüoğlu (ö. 15 Nisan 1977) Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi iken “Dinde Reform Meselesi”  (Ankara 1957) adlı bir kitap neşreder. Eserin 43. sayfasındaki “Gerçek budur ki Mevlânâ câhiddir, mücâhiddir, lakin” din adamı “mânâsıyla müctehid değildir”  ifadesine Mevlânâ’nın torunlarından tıp tarihi profesörü Feridun Nafiz Uzluk’un (ö. 27 Eylül 1974) karşı çıktığını duyan Kürkçüoğlu, F. Nafiz Uzluk’a bir mektup yazarak konuyla ilgili düşüncelerini iletir. Aslı -kendi el yazısıyla-(eski yazı) SÜSAM arşivinde bulunan söz konusu mektup şöyledir:
“Çok muhterem üstâdım, efendim!
Diyânet İşleri Riyâseti’nce neşredilen “Dinde Reform Meselesi” isimli risâle-i âcizânemde “Mevlânâ müctehid değildir” deyişim dolayısıyla “Bu eseri müşâvere heyeti görmedi mi? Bu söz yanlıştır” yollu itirazda bulunduğunuzu naklettiler.
Hazret-i Mevlânâ’ya karşı beslemekle müftehir olduğum derin tazîm, tekrîm ve tebcîl duygularını  “sem’a’l-yakîn” bilirsiniz. Yıllardan beri ona “şâirdir, mütefekkirdir, feylesoftur, reformatördür...” derler. Bense sırr-ı Mevlânâ’yı şiirin, tefekkürün, felsefenin, formasyon-reformasyon  kîlükâlinin üstünde, insan idrâkinin kolay kolay ulaşamayacağı bir mevki-i bülendde görürüm. Ve bunu her fırsatta tasrîh, Pîr-i rûşen-zamîrin mübârek isimlerini kalkan ittihaz ederek binâ-yı tevhîdi yıkmak isteyenlerin uyandırdıkları yanlış zehâbları dilim döndüğü kadar tashîh eylemeyi vecîbe sayarım. Mâlûm-ı üstadâneleridir ki Hazret-i Mevlânâ, cedd-i ekremim cenâb-ı Gavs-ı Âzam gibi Hanefiyyü’l-mezheb bir veliyy-i sütûde-meşrebdir. Bir ıstılâh olarak ictihâd: “İcmâ ve kıyâs vâdîlerinde kavâ’id-i şer’iyye vaz’ına müncer bulunan cehd-i ilmî” dir. Sayıları binleri aşan kütüb-i fıkhiyye de hep bu yoldaki cehdlerin mahsûlüdür. Hazret-i Şems’e mülâkî olduktan sonra Rabbânî inşirâha mazhariyetle ilim satırından irfân sadırına geçen, vücûd-ı fânîden şuhûd-ı bâkîye göçen Cenâb-ı Mevlânâ, bütün aktâb-ı kirâm gibi câhid ve mücâhid bir âşık-ı İlâhîdir. Kendilerinin de işaret buyurdukları vechile: “Âşıkân ez-millet ü mezheb cüdâst//Âşıkân-râ millet ü mezheb Hudâst.” Bizim huccet-i kâtı’a ve sâtı’amız budur.
Âsâr ve ahvâl-i âcizânemin nekâyısdan berî olduğunu iddia edecek kadar küstâh değilim. Kemâl, ancak Allah’a mahsûstur. Hatâ bizim, atâ onun!..
“Dinde Reform Meselesi”ni pâymâl-i mütâla’a buyurduğunuzdan dolayı minnettârım. Sadr-ı erkânı bulunduğunuz Tıp Fakültesi’nin neşriyâtına ve mensuplarından bazılarının rûh-ı celîl-i İslâm’ı yaralayan sözlerine, yazılarına dâir risâle-i fakîrânemin 61-65. sahifelerinde temâs edilen husûslar hakkında da aynı alâkanın izhâr ve ibrâzına, taş yağmurunu hoş göre gelen gerçek dostlarımızın gül ile bile incitilmemelerinin şi’âr-ı mürüvvet addine  müsâ’adelerini, vâki’tasdî’ime müsâmahalarını hürmetlerimle arz ve ricâ ederim, efendim.
Hademe-i İlâhiyât ve edebiyâttan olmakla müftehir
KEMAL EDİB KÜRKÇÜOĞLU.
11/8/1958”
Ölümünün 33. yıldönümü dolayısıyla, bir vesika niteliği taşıyan bu mektubu kamuoyunun bilgisine sunarken Kemâl Edip Kürkçüoğlu’na Allah’tan rahmet diliyoruz...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları