Mevlâna Müzesi’ndeki yıkım

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Söylediği sözün namusunun teminatında olduğunu bildiğim bir aziz dost; bir ay kadar önce bana geldiğinde Mevlâna Müzesi’nin dışındaki ağaç katliamını, içinde bakım adına yapılan perişanlığı tam bir yürek yanıklığıyla anlattı. Dinledim... Diğer dostlara da sordum. Konya Belediye Reisini aradım, irtibat kurulamadı. Ne garip bir zamanı yaşıyoruz. Gezi parkında, İstanbul’un kuzey ormanlarında, ODTÜ’de, Atatürk Orman Çiftliğinde kesilen ağaçlar yetmiyormuş gibi bu iktidar döneminin sorumluları Mevlâna Müzesi ve Selimiye Caminin önündeki alana nefes aldıran, huzur katan yemyeşil çam ağaçlarını kökünden kesmişler. Burası ne hikmetse taşla döşenecekmiş.
Bildiğiniz gibi; “Tekkelerin ve dergâhların kapatılması hakkındaki kanun” kabul edildikten sonra Atatürk İnönü’ye: “İsmet, yarın kanun tasarısını Meclise sevk edeceksin. Mevlâna Dergâhı, Mevlâna Müzesi olacak” der. Bu emir doğrultusunda hükümet gerekeni yapar, Meclisten çıkan kanunla Mevlevi Dergâhı müze olur. Bu muhteşem eserin çekirdeği Hz. Pir’in altında yattığı yeşil kubbedir. Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Devirler itibariyle yapılan ilavelerle külliye bugünkü haline gelmiştir. Günümüzde restorasyon diye müze müdürlüğünün önündeki havuz sökülüyor ve birkaç metre ileride mermer taşlarla yeni havuz yapılıyor. Bu soytarılık yetmiyormuş gibi müze bahçesindeki neyzenlerin kabirleri kazılıyor. Acaba ne arıyorlar? Bu restorasyon çalışması değil, hazine avcılığıdır. Anadolu’nun hemen her yerinden restorasyon çalışmalarıyla ilgili öylesine acı haberler alıyorum ki tam bir facia. Eserler orijinal kimliğinden adeta soyuluyor, bir garip iklime mal ediliyor. Nitekim müzenin içindeki çalışmalar öylesine gaddar bir zihniyetle yürütülüyor ki Hz. Mevlâna ve oğlu Sultan Veled’in sandukalarını örten çok değerli örtünün üstüne bir koruyucu bez çok görülüyor. Sandukaları merhametsiz toz tabakaları kaplıyor. İskeleler kurulurken hoyratça bir üslupla duvarlara işlenmiş orijinal levhalar demir boru darbelerine maruz bırakılıyor.
Bir Hakk dostu telefonda yanan bir sesle bu tahribatı ancak Vahabi zihniyeti yapabilir diyor. O Vahabiler ki ashabın kabirlerini yerle bir ettiler. Kanuni Sultan Süleyman’ın, Hz. Hatice’nin mezarı üzerine inşa ettiği yüzük taşı zarafetindeki kubbeyi yıkmakta beis görmediler. Ellerinde baltalarla Yüce Peygamberimizin kabrini yıkmaya yöneldiklerinde ahali kanlı gözyaşlarıyla bunların önüne durdu, ayaklarına kapandı. Sayın Nevzat Yalçıntaş’ın 21. Dönemde Meclis kürsüsünde arşivlerden bularak Atatürk’ün bu çılgın gidişe hayır diyen notasını okuduğu günü hatırlıyorum. Bu notada Atatürk şöyle diyor: “Hz. Muhammed’in kabri sizin hâkimiyetiniz altında bulunan coğrafyadadır. Ancak O, âlemlerin peygamberidir. O’nun mezarına hiçbir suret ve şekilde zarar verme yetkisine sahip değilsiniz”.
Mevlâna; “Efendimiz, sahibimiz “anlamındaki bu söz, bazı büyük şeyhlerin ve âlimlerin isimleri başında saygı ifadesi olarak kullanılırdı. (Tek başına kullanıldığı zaman Mevlevi tarikatının kurucusu, büyük Türk mutasavvıf ve şairi Celaleddin-i Rûmi Hazretleri kastedilmektedir).(İlhan Ayverdi; Misalli Büyük Türkçe Sözlük)
Bugünlerde Mevlâna Haftası sebebiyle sevgili Konya’da Mevlevi ayinleri başladı. Bir şairimiz “Konya demek-Mevlâna demek “diye çok güzel söylemiştir. Her yıl 2 milyona yaklaşan bazen aşan ziyaretçi sayısı ile Konya ekonomisi Hz. Pir’in bereketinden nasip alır. Dünyanın her yerinden dalga dalga O’nun muhteşem eserlerine, fikirlerine hayranlık duyanlar Konya’ya akar.
Hz. Mevlâna, Kur’an-ı Kerim’in ilahi mesajını kemaliyle idrâk etmiş ve bunu aksettirmeyi başarmıştır. Kur’an’ın tartışmasız bir biçimde en üste yerleştirdiği değer, “akıl” ile iman etmektir. İslam’a girmenin temel şartı olan “teslimiyet “i, gönülden bağlanmayı, kısaca “aşk”ı telif edebilmenin, birleştirip uzlaştırmanın en sağlam ve en emin yollarını bir pınar berraklığında duru, açık ve veciz şekilde eserlerinde göstermiştir.
Bakınız O, Fîhi Mâfih isimli eserinde (İst. 1959/149) ne diyor: “Aklın seni padişahın kapısına getirinceye kadar iyidir, aranır ve istenir. Fakat kapıya geldiğin zaman sen onu boşa, çünkü artık senin için o zararlıdır, yolunu keser”.
Hz. Mevlâna’nın en göze çarpan özelliği İslam düşüncesinin ve tasavvufun ana kavramlarına ciddi anlamda açıklık getirmiş olmasıdır. Her biri ayrı bir derya olan Mesnevî, Fîhi Mâfih, Dîvân-ı Kebîr, Rûbaîler, Mecâilis-i Seb’a ve Mektûbât gibi eserleri insanlığa şu mesajı veriyor: “Allah evreni insan için yaratmıştır; çünkü Allah insanı sevmektedir; yani insan Allah’ın sevgilisi (mâşuk-ı ilâhî)dir. Öyleyse insan, gerçek anlamda “insan” sıfatıyla anılmak istiyorsa bu sevgiye layık olmaya çalışmalı, kibre, şımarıklığa, bencilliğe kapılmamalı, cehalete düşmemelidir. Güzel ahlakla bezenmelidir”.
Mevlâna Müzesinin dışında ve içinde yapılan tahribatı, yıkımı başaranlar bu ahlâktan nasip almış mıdır?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları